Kabullendim Anne…

Kabullendim Anne…

Üzülmeyin anne, ilk günden beri yaşadıklarınızı sizin kadar biliyorum…

Daha ilk adımlarımda bacaklarımdaki morluklarını fark ettiğinde, babamla bunu konuşmanı hatırlıyorum anne. Ertesi gün hastaneye gittiğimizde, kan testlerimden hastalığımın ortaya çıkmasında siz babamla umutsuzluğu yaşamaya başladığınız anda, benim içimde bir umut doğmuştu. Konuşamıyor, konuştuklarınızı anlayamıyor da olsam sizi hissediyordum. Yürümeye başladığım o ilk günlerde bacaklarım beni taşıyamadığı için düştüğümde, canım yandığında, ben bir sorun olduğunu hissediyordum. İyi ki erkenden bunu fark ettiniz anne. Unutmayın, sizden güç alıyorum.

Biliyor musunuz; hiçbir şey yoktan var olmuyor, vardan da yok olmuyor. Sadece şekil değiştiriyor bu hayatta. Maddeler de, duygular da, enerjiler de.

Yukarıdaki giriş paragrafı, lösemili bir çocuğun, annesinin ağzından hastalığının ilk evrelerindeki duyguları…

O gün, anne ve babanın, çocuklarının hastalıklarını öğrenmeden bir gün önce sahip oldukları hayatla hiçbir ilgileri kalmıyor… Olumsuzluklar, karamsarlıklar, belki de çocuk yapmış olmanın verdiği pişmanlık…

Dünya, bir denge sistemi. Mutluluklar olduğu kadar, maalesef mutsuzluklar da “gerekli” görülmüş ki, böyle bir sistem “kurulmuş”… Bunu ister dinlere, ister felsefi akımlara, ister enerjiye,… neye bağlarsanız bağlayın; hayatın gerçekleri bunlar.

Ailenin, çocuklarının hastalıklarını öğrenmeden bir gün önceki hayat enerjileri, hastalık fark edildikten sonra, çocuklarının hayatta kalma ve hastalıkla baş etme enerjisine olan desteğe dönüşüyor. Her ne kadar aile umutsuzluğa kapılsa da, yaşam şekil ve yerlerini değiştirmek zorunda kalsa da; bu hastalığı ailece ne kadar hızlı kabullenirlerse, hastalıkla mücadele süreci de o kadar hızlı ve başarılı ilerliyor.

Bu sayıda size çok iç karartıcı duygulardan bahsetmek istemedim. Lösemi, önemli ve baş edilmesi zor bir hastalık ama biliyoruz ki “ağrımız neredeyse, canımız da orada”. Dişimiz ağrıdığında dişimiz, ayağımız ağrıdığında ayağımız vücudumuzun en önemli noktaları oluyorlar. Ağrı başladığı anda, dünya üzerinde hiçbir mutluluğun, keyfin önemi kalmıyor bizim için ve tek bir dileğimiz oluyor… Ağrımızın ve hastalığımızın geçmesi… İyileşir iyileşmez sonsuz bir sevinç ve mutluluk kaplıyor içimizi. Şükürler ediyoruz hayata. Ama insanın doğasında unutmak var. Her şeyi olduğu gibi kısa bir süre sonra çektiğimiz derdi, acıyı ve hastalığı da unutuyoruz ve tekrar “dünyevi” zevkler ve “dert”lerin peşine düşüyoruz. Ta ki hayat tekrar kendi canımızı ya da bir sevdiğimizin canını yakana kadar.

Her sayımızda lösemi ile mücadele eden ailelerimizin duygularına ortak olmaya çalışacağım. Bu duygularda çoğu zaman kendinizi bulacak, belki de hissettiğiniz için kendinize kızmaya bile korktuğunuz duygulara, sadece sizin sahip olmadığınızı göreceksiniz. Aklınıza hiç gelmemiş, hayata ve lösemi hastalığına karşı, yarı amatör yarı profesyonel duygu yorumlarımda kendinizden bir şeyler bulacaksınız.

Şunu unutmayın…

Bunlar da bir gün geçecek ve her ne olursa olsun hayat “sevdiklerinizle birlikte” yaşamaya değer…

Kalbinizin umut ve enerji ile dolması dileğim ile sevgiyle kalın…

%d blogcu bunu beğendi: