Gezi Parkı Sonrası En Öz Hakiki Sosyal Medya Gerçeği

Gezi Parkı Sonrası En Öz Hakiki Sosyal Medya Gerçeği

Öncelikle şunu belirteyim, okuyacaklarınız tamamen beni “bağlar” ve başka yerde şubemiz yoktur…

Geçenlerde yaşadığımız vaka-i “Gezi Parkı”na kadar halkımızın sosyal medyaya olan bakış açısı ile olaydan sonraki görüşleri çok farklı.

Yaşanan toplumsal olaylarda herkes gördü ki artık basılı medya eskisi kadar güvenilir değil ve eskisinden daha güvenli.

Hem güvenilir hem güvenilir değil de ne şimdi!

Güvenilir değil, çünkü yazarlar her ne kadar kendi yazılarını yazsalar da ister istemez yazdıkları kurumun “süzgecinden” geçiyorlar. Sonuçta bu yazarın ekmek parası… Ya uyacak ya gidecek… Oysa sosyal medyada bir “üst” süzgeç yok. Kişisel markanız, takipçileriniz ve güvenilirliğiniz ile baş başasınız.

Güvenilir, çünkü basılı medyada çıkan haberler gene o bahsi geçen “süzgeç ”ten geçtiği ve sosyal medyaya göre daha “kayıt” altında kaldığı için daha iyi araştırılarak kişilere sunuluyor. Gezi Parkı olaylarında, saptırılmış (bazen provakatif) haber ve görüntülerin, sosyal medya üzerinden nasıl da hızlı ve kulakta kulağa yayıldığını gördük.

Ve sosyal medya “savaşı”na hazırlıksız yakalanan hükümet, ucuz atlattığı bu savaşı artık daha ciddiye almaya başladı.

Şimdi size bazı sosyal medya gerçeklerinden bahsedeceğim. Ama öncelikle şunu belirtmeliyim… Sosyal medya, ülkemizde ağırlıklı olarak Twitter olarak algılansa da Facebook istatistiki olarak daha etkin bir mecra. Lakin Facebook’a verilmesi gereken emek ve optimizasyon için gereken bilgi birikimi Twitter’a oranla daha çok. Bu nedenle Twitter üzerinden devam ediyorum…

Gezi Parkı olaylarında yaklaşık 18 milyon Tweet atıldı. Türkiye’deki sosyal medya yönetim şirketleri atılan tweet’leri her ne kadar analiz ettiklerini söyleseler de, bu koca bir “yalan”. Analizde bazı temel bilgilere ulaşılabileceği doğru olmasına rağmen tweet atanların cinsiyet, yaş gurubu, tweet yoğunlukları, tweet’lerin saat aralıkları, kişi psikolojilerinin tweet’lere yansımaları (tweet’lerde kullanılan anahtar kelime ve küfür analizleri ile) vesair gibi temel verilere tam olarak ulaşabilmeleri mümkün olmadığı için, hazırlanan “rapor”ların doğruluk oranı sadece % 20 (Türkiye’de raporlar genelde hashtag, günlük toplam tweet sayısı ve bazı gönüllü kullanıcıların verileri analiz edilerek hazırlanıyor).

Unutmadan… Twitter’da birçok kez gördüğümüz “#” işareti “Hashtag” anlamına geliyor. HashTag adı verilen bu işaret Twitter’da belirli bir konuyu belirlemek ve ayrıştırmak için kullanılıyor.

İki üst paragraftaki, bir müşterisinden günde 3 tweet için ayda binlerce TL alan “kurumsal” sosyal medya şirketlerinin “kulağımı çınlattıklarını” duyar gibiyim. Bu nedenle soru gelmeden cevabı vereyim. Temmuz 2012 – Aralık 2012 döneminde dünyada 30 hükümet, “Twitter”dan bilgi talebinde bulunmuş. Twitter’ın cevap oranı sadece %59. Twitter’dan kullanıcılar hakkında en yüksek bilgi alabilme oranı ise %69 ile Amerika’nın elinde. Türkiye’nin ise 2013 yılına kadar herhangi bir bilgi isteğine yazılımcı firma tarafından cevap verilmemiş.

Twitter’dan yazılı taleple resmi bilgi alınması bile en az 10 ay sürüyor. Bu sürecin sonunda ise terör amaçlı ya da ulusal güvenliği tehdit edici bir unsur barındırdığı kanıtlanamazsa yazılımcı firmadan bilgi alabilmek neredeyse imkânsız. Bir hükümetin ya da kurumun Twitter’dan bilgi alabilmesi için öncelikle ABD mahkemelerinden karar alması gerekiyor. Bu kararı alması da imkânsız, çünkü ABD mahkemeleri kişisel mahremiyet ve ifade özgürlüğüne çok hassas yaklaşıyor. “Twitter Gözaltıları”nın hukuki boyutuna zaten girmek istemiyorum. Herkes anlamıştır…

Gelelim hükümetimizin sosyal medya kısıtlamalarına. Teorik olarak yazılımcı firma ile beraber çalışılmadığı sürece, programın kullanılmasını tamamen engellemekten başka bir seçenek yok.

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurulu (BTK) Başkanı Tayfun Acarer her fırsatta, siber güvenlik ve kişisel veri güvenliği ile ilgili çalışmaların gündemde olduğunu ve sosyal medya ile ilgili herhangi bir düzenleme yapılmadığını söylüyor.

Ülkemizde sosyal medyaya özel bir mevzuat söz konusu olmadığı için işlenen suç gerçekte ne ise sanal âlemde de mevzuat çerçevesinde “gereği” yapılıyor.

Hepimiz tarafından önemi biraz daha kavranan sosyal medyayı, artık daha sorumlu kullanmamız dileğim ile. Bol tweet’li günler diliyorum…

Ve haftanın reytingi yüksek, sosyal “mecra” paylaşımlarım…

  • Önemli olan iç güzellik deriz, dışı lekeli karpuzu bile almayız. Charles Bukowski
  • Her gün bir şeyler öldürmüyor muyuz? “Yaşamak” için.
  • Elinde ne varsa hayata dair, ötesi hiçbir şey ya da vesair. Hani demiş ya şair; mutluluğu sende bulan senindir, gerisi misafir.
  • Kahve, kitap, yağmurdan sonraki toprak ve deniz kokusunu içeren bir parfüm yapsınlar.
  • Her şeye gülen bir insan olmak benim seçimim… Yoksa hayatın gülünecek pek de bir tarafı olmadığını ben de biliyorum.
  • Bazıları seni öyle bir şaşırtır ki değişerek mi o hale geldiklerini, yoksa o kadar zaman senin mi onu tanıyamadığını anlayamazsın…
  • Hayattaki şansımız; nasıl ve nerede doğduğumuzla değil, nasıl ve nerede can vereceğimizle belli oluyor.
  • Adalet olmadıkça yönetimin, edep olmadıkça asaletin, cömertlik olmadıkça zenginliğin faydası olmaz.
  • Evimizin konforunda, internetten okuduğumuz şeyleri doğruluğundan emin olmadan yazmayalım lütfen. Kaş yapalım derken göz çıkartmayalım.
  • Kötü huylu insanlara her yerde rastlanır. İyiler onların arasına karışmıştır.
  • Belki de “sanat” olduğu için, her şeye rağmen mutlu olabiliyoruz…
  • Kaderinizi sevin… Belki sizinki en iyisidir…
  • “Sana ihtiyacım var, gel!” diyebilmekmiş güçlü olmak, sana “git” dediğimde anladım. Biri sana git dediğinde “kalmak istiyorum” diyebilmekmiş sevmek, “git” dediğinde gittiğimde anladım.
  • Devrik cümleler kurmak istiyorum, birilerinin kalbini kırmak… Kırılana dökülene aldırmadan yaşayarak yol almak. Gamsız olmak istiyorum, mesela tek derdim kendim olmak… Ve sağı solu mutlu etmek için binbir parçaya ayrılmamak… Ama sadece beraber öleceğim kadın için böyle olmamak.
  • Ne geçmişimiz var ne geleceğimiz… Sadece sonsuz bir şu an.
  • Arkadaşın, dostun nankörü sineye çekiliyor ama günlerce koklayarak uyuduğun insanın nankörlüğü kabir azabı gibi.
  • İnsanların en önemli ortak özellikleri, güzel olan her şeyi mahvetmeleri ve bundan pişman olmalarıdır…
  • Yaşım ilerledikçe, insanların ne dediklerine daha az dikkat eder oldum. Yalnızca ne yaptıklarını izliyorum…
  • Aşk ararken bulduğum değil, hiç hesapta yokken âşık olduğum…
  • İyi şeyler, sadece bunların bedelini ödeyenlerin başına gelir.
  • Birini çok sevdiğimizde; O biz çok üzse de O’nun yanında ağlamak isteriz, O bize korkunç bir şey yapsa da O’nun kollarında teselli bulmak isteriz. Ve bize bin kere yalan söylese, yine de herkesten çok O’na inanmak isteriz.
  • Hayatın gerçeği, mendil satan küçük çocuğun burnunu kazağına silmesidir.
  • Bir kadının kaderi; sevdiği adamın ihanetiyle, sevmediği adamın sadakati arasında çizilir…
  • 13 yaşındaki kız “aşk beni de gör” yazmış. Seni daha sensörlü lambalar görmüyor, aşk neyine. Git dersine çalış.
  • Beyinleri aynı fesatlığa çalışan insanların çehreleri de giderek birbirlerine benzermiş.
  • Biz üç arkadaşız; mutluluk, acı ve ben. Her gün saklambaç oynuyoruz. Mutluluk hep mızıkçı, saklanıyor bizden. Bazen ben ebe oluyorum, acıyı buluyorum. Bazen de acı beni buluyor, saklandığım yerden. Bazen mutluluğu bulduğumu zannediyorum; “çanak çömlek patladı” diye bağırıyor acı, saklandığı yerden. Gün bitmek üzere… Ama mutluluk hala ortada yok… Ve bugün de gelmeye niyeti yok.
  • Ne yaşanırsa yaşansın, her çatışmanın ilk kurbanı hakikatler oluyor…
  • Hayatın gerçeği… Bir kadın ne kadar güzelse, o kadar “manyak” oluyor…
%d blogcu bunu beğendi: