Aldatılan Metresler

Aldatılan Metresler

Önce aldattıran, sonra aldatan ve en sonunda aldatılan “metres”ler mi deseydim?…

Tek eşlilik sosyal evriminin basamaklarını tırmanan insanoğlunun, kendisine dayatmaya çalıştığı, ama günümüzde “alternatif”lere ulaşmanın kolaylığı ile maalesef mümkün olmayan bir ilişki “biçimi”dir.

Egoist erkek bakış açısı ile değerlendirirsek; kadın annedir ve üreme şansı, erkeğe göre daha azdır. Bu nedenle insan türünde tek eşlilik kadınlarda daha doğal karşılanabilirken, her yerde ve her zaman sınırsız sayıda üreme şansı olan erkeklerin, tek eşlilik konusunda çok başarılı olamamaları da anormal karşılanmamalıdır.

Erkekler cephesinden bakıldığında; aldatmak yerine ayrılmak gibi bir alternatifi olduğunu fark etmek istemeyen, ne deveyi gütmek ne de diyardan gitmek niyetinde olan, kendini nereye kadar kandıracağı şüpheli şahısların çırpınışlarıdır aldatmak. Hâlbuki canı sıkılan, teni uyuşmayan, heyecan arayan insanın yapması gereken aldatmak değil ayrılmaktır.

Ortaya atılan reytingi yüksek nedenlere bakıldığında, “eskiyi” kaybetmeden “yeni” ile bir süre vakit geçirmenin çekiciliği ön plana çıkmaktadır. Eğer bu “güdü”nün sahibi kadınsa ve iki kuruş “para” da kazanıyorsa “minnetim yok kimseye, bu kadar erkeğin içinde ayaklarımın üstünde duruyorum, birinin şusu birinin busu güzel, hem birçok şeyi bir kişide bulmak zor, ne yapayım ben mi diyorum peşimde dolansınlar diye” gibi bazı hemcinslerini zıvanadan çıkaracak namelerle hareket ederler. Bilmezler ki bir kısım erkeklerin kadını önemsemesi için ayaklarının yere basması yeterlidir.

Fransız yazar Frédéric Beigbeder ünlü “eseri” “Aşkın Ömrü 3 Yıldır”da, kitabına adını veren önermeyi kanıtlamaya çalışmaktadır. Peki, yazarın böyle bir genellemeye gitmesi ve hatta tez üretmesi doğru mudur. Yazar, sizin yaşadığınız “aşk”ın kaynağı olan kişi ile zor anlar paylaşmış mıdır, onunla el ele tutuşmuş mudur, onun gözlerinin içine bakmış mıdır, onunla deniz kenarında gezmiş ya da beraber ağlamış mıdır?

Burada sözü geçen “aşk”, yaşanan ilişkilerin günümüzdeki ortalama “tutku” süresidir ve araştırmalara göre ise durum şöyle gelişmektedir…

Galdino Pranzarone araştırmasında ideal sevgili imajının bireylerde 10 yaşında netleştiğini gözlemliyor. Dr. Helen Fischer ise ideal eş bulunduğunda doğal amfetaminler (uyarıcılar) de dahil olmak üzere pek çok maddenin salgılandığını ve üçüncü yıldan sonra da salgılanmanın giderek azaldığını söylüyor. Zaten ayrılmalar ve boşanmalar da en yoğun dördüncü yılda oluyor.

Çocuğun doğumu, süreyi dört yıl daha uzatıyor. Dört yılı aşıp evliliklerini sürdürebilenler endorfin (doğal morfin) üretimini artırıyorlar. Endorfinler sükûnet ve güven hissi veriyor. Doğal amfetaminler çekimi ve coşkuyu sağlıyor. Ancak sentetik amfetaminler gibi alışkanlık yapıyor. Yani giderek daha fazla “doz” aranıyor. Üçüncü yılda artık beden çekiciliği sürdürecek miktarda amfetamin üretemiyor. İşte bu noktada da terapiler başlıyor.

David M. Buss ve arkadaşları dünyanın dört bir tarafında 10 binin üzerinde kişiyle yaptıkları araştırmada, her iki cinsin de ideal eşte ilk sıraya zekâ ve nezaketi koyduklarını, ikinci sıraya da erkeklerin güzellik ve gençliği, kadınlarınsa maddi kazanç potansiyelini ve başarı hırsını koyduklarını söylüyorlar.

Dr. William Tooke da erkeklerin kadınları “tavlayana” kadar bu özelliklerini abarttıklarını, kadınlarınsa daha güzel ve genç görünmeye çalıştıklarını, “iş” tamam olduktan sonra da her iki tarafın “mevsim normalleri”ne döndüklerini belirtiyor.

Sadece tutkuya dayalı evlilik (birliktelik) gerçekleştiren tarafların ilişkilerinde aldatma olması kaçınılmazdır. Çünkü tutku peşinde koşan kişiler, hayatları boyunca bu tutkunun peşinden gidecekler ve birlikte oldukları kişileri aldatma eğiliminde olacaklardır.

Sağlıklı birliktelikler ve toplumu oluşturan temel birim olan “aile” kavramının sürdürülebilirliği için İlişkilerde, her iki tarafa da görev düşmesine rağmen asıl sorumluluk hormonları yerine daha “beyin”leri ile düşünen kadınlara düşmektedir.

Ahlaki değer sınırları dahilinde, mutlu aile ve toplum yapısının korunması için kadınların önce aldattırmaktan kaçınmaları ve sonrasında da aynı kaderi kendileri paylaşarak aldatılmaya maruz kalmamaları gerekmektedir.

İlişkilerin, üçüncü kişiler dahil edilmeden, iki kişi arasında yaşanması dileğim ile…

Sevgiyle kalın…

Ve haftanın reytingi yüksek, sosyal “mecra” paylaşımlarım… J

  • Her kalp kendi şarkısını söyler ve yalnızca diğer yarımız o sesi duyar.
  • Seni gerçekten anlamayı denememiş biri için söyleyeceklerin hep fazla gelir.
  • Gitmeden önce düşün; çünkü döndüğünde bulduğunla, giderken bıraktığın aynı olmayacak.
  • Birini işaret ederek suçlarken; işaret parmağınız onu, diğer üç parmağınız ise sizi gösterir.
  • Eskiden yeni türetmek, yeni baştan ve yeni için türetmekten daha zordur.
  • Herkes hayatta, “muhtaç” olduğu şey ile kandırılır!…
  • Bazen şaka, bir hissin ölümünün nüktesidir.
  • İnsanoğlunu yönlendirmek için en iyi araç ahlaktır.
  • Kötülerin, şarkıları yoktur.
  • Gereksiz ısrarcılığın utancını taşımayın… Açılmayan bir kapı, yüzünüze kapanan bir kapıdan daha iyidir!…
  • Zor ise sevin ama sevmiyorsa zorlamayın…
%d blogcu bunu beğendi: