Böyle Bunalım “Doktoru”na, Böyle Çözüm “Doktor”u

Böyle Bunalım “Doktoru”na, Böyle Çözüm “Doktor”u

Ne ilginçtir ki, hayat yaşadığımız şeyleri karşımıza çıkarıyor. Ya enerji olarak biz bu durumlarla bağlantıları çekiyoruz ya da beynimiz bunları daha “ilgiyle” algılıyor.

Ben de geçenlerde kadın erkek ilişkileri konusunda uzmanlaşmış (gerçekten uzmanlaşmış) Psikolojik Danışman Necmiye Doğruer’in bir sunumunda buldum kendimi. Ve sunumda o kadar buldum ki “kendimi”, Necmiye Hn.’ın izini ile kendi sunumundan, size de çok faydalı olacak bazı bölümleri paylaşmak istedim.

“İlişki” ile ilgili Necmiye Hn. der ki…

  • Yaşamda yalnız olmadığımız tek dönem anne karnında geçirdiğimiz fetüs dönemimiz…
  • Göbek bağımız kesildiği anda yalnızlık başlıyor. Bu yüzden hep birileriyle ilişki kurmaya, birlikte olmaya ihtiyacımız var…
  • İlişkiyi üçüncü bir şahıs gibi göz önüne alıp, ilişkiye gereken önemi vermek ve beslemek zorundayız. İlişkiler ben, sen ve ilişki olmak üzere üç kişidir.
  • Eksileri ile bile olsa, insanlar hayatlarında bir ilişki yaşamalıdırlar.
  • Partner ilişkisi anne-babanın veremediği sevgi ve değerin alındığı bir ilişki değil, yetişkin ihtiyaçlarının karşılandığı bir yerdir. Cinsellik, maddi alış veriş, birlikte zaman geçirmek, anne baba olmak vb.
  • Partner ilişkisi, çiftin birbirinden aldığı doyum ve tatminle birlikte, hayatı yan yana yürümek anlamında çekilebilir kılmasıdır.
  • Kadın ve erkek her şeyiyle birbirinden ayrılan iki oluşumdur. Kadınlar erkekleri erkekler kadınları asla anlayamazlar. Doğrusu bu gerçeği böylece kabul etmektir.
  • Her ilişki, iki farklı ailenin ve sistemin bir araya geliş çabasıdır.
  • İlişkinin temeli, her iki partnerin önce kendilerini ve varoluşlarını, sonra da karşılıklı olarak ailelerini ve aile yapılarını koşulsuz, olduğu gibi ve saygı ile kabul etmeleridir. Eğer bu becerilemiyorsa kontrol, kadın ve erkekten çıkar. Hissedilmeyen bir aileler-sistemler savaşına dönüşür. Böyle bir durumda ilişkinin devamı ve bitişi müthiş bir kızgınlık, öfke ve karşılıklı fatura kesmelere dönüşür.
  • İlişkide en doğru kombinasyon, kadının “anne kızı”, erkeğin de “baba oğlu” olmasıdır. Baba kızları ve anne oğulları partnerleriyle sağlıklı bir ilişki yaşamakta oldukça zorlanırlar. (Bu madde ile ilgili, önümüzdeki haftalarda bir yazı hazırlayacağım)
  • Alma verme dengesi, ilişkilerde önemli bir taşıyıcıdır. Partnerlerin birbirlerine maddi veya manevi olarak alıp verdiklerinin arasında muhakkak bir denge olmalıdır. İlişkide daha fazla veren kendisini alacaklı, haklı ve güçlü görür, aldığının eş değerini veremeyen de kendini  borçlu, haksız ve güçsüz algılar. Bu da ilişkide dengesizliğe ve kopuşa neden olur.
  • İlişkide eğer çocuk varsa; önce eş, sonra anne baba olunmalıdır.
  • Eşler, eğer varsa daha önceki partnerlerine içlerinde sevgi ve saygı dolu bir yer verebilmelidir. Yeni partnere eski eşle ilgili hiçbir olumsuzluk hissettirmemeli ya da eski eşin bahsinin yeni ilişkide sık sık geçmemesi sağlamalıdır. Her iki taraf da bunu yerine getirebilirse, yeni ilişki eski ilişkilerin ağırlığını ve “ipoteğini” taşımaz. (Bu madde ile ilgili, önümüzdeki haftalarda bir yazı hazırlayacağım)

Maalesef ilişkilerimiz her ne kadar kalbimiz tarafından başlatılsa da, kısa süre sonra mantığımızın müdahalesi ile karşılaşıyor. Ne kadar kadın erkek ilişkileri konusunda “tecrübeli” olsak da, kendi ilişkilerimizi, duygularımızın etkisi ile doğru değerlendiremediğimiz zaman başarısız ilişki denemelerine, hayal kırıklıklarına ve yalnızlığa maruz kalıyoruz.

İlişkinin gelişim evreleri ve bu evrelerdeki sorunların tespit ve çözümleri ile ilgili bölüme haftaya devam edeceğim.

Hayatınıza girecek insanın aklında Tanrı’nın mucizesi, kalbinde annesinin emeği olması dileğim ile sevgiyle kalın.

Ve haftanın reytingi yüksek, sosyal “mecra” paylaşımlarım…

  • Doğduğunuz yer şansınız, öldüğünüz yer başarınızdır.
  • Kimseyi hayat arkadaşın zannetme, bir sözün yeter; kimseyi yanında zannetme, karşına geçmesi için bir adımı yeter…
  • Söylenecek sözün çokluğu bazen insanı dilsiz bırakır, tıkanır kalırsın. Çünkü haklılığın suskunluğu diğer suskunluklara benzemez.
  • Her diz kendi yarasıyla “müsemma”dır. Başkasının dizinden süzülen kan sadece acının varlığını anımsatır, hissettirmez…
  • Hayatımızın ölçüsü “insan” değildir.
  • Tutunduğun şeyin hiçbir yere bağlı olmadığını görürsün bir gün… Seni düşmekten kurtaran sadece inancınmış meğer, anlarsın. Aşk da böyledir.
  • Zeki insanlar; az uyur, hızlı düşünür, kolay öğrenir, çabuk alışır, zor vazgeçer.
  • Bazen hayat seni öyle bir yere getirir ki kendini düşmanlarınla sevişip dostlarınla savaşırken bulursun.
  • İstatistiklere göre kadınlar, sordukları soruların %60’ının cevabını biliyorlarmış! Bu yüzden kadınlara yalan söylemeyin.
  • “Düşenin dostu olmaz” diyorlar… Sanki ayakta olanın çok varmış gibi.
  • Hayat kısa, hala dişleriniz varken gülümseyin.
  • Erkek, acılarını unutmamalı. Unutmamalı ki erkekliğini hatırlasın.
  • Dünyanın sevgisine gerek yoktu aslında, seninki yeterdi.
  • Herkes ölüyor ama herkes gerçekten yaşayamıyor.
  • Beyler, arkadaşlarınızı “Sana kız mı yok oğlum” diye gazlamayın. Yokmuş işte kandırmayın. :)
  • Kaybedecek bir şeyinin kalmaması, özgürlük galiba.
  • Elin oğlu, diplomanıza değil yaptığınız pilava bakar… Evde kalmayın diye söylüyorum… :)
  • “Hepiniz bana gülüyorsunuz farklı olduğum için. Ben de size gülüyorum, hepiniz aynı olduğunuz için.” Zehra Bişen / Otizm Dünyası.
  • Güven, ruh gibidir; terk ettiği bedene geri dönmez.
%d blogcu bunu beğendi: