İlişkilerde Ortak Sorunlar, Benzer Zamanlar…

İlişkilerde Ortak Sorunlar, Benzer Zamanlar…

Geçen haftaki yazımdan sonra, ilişkilerinde huzursuzluklar yaşayan birçok okuyucumdan mesajlar geldi. Dikkatimi çeken ise ortak sorunların, ilişkinin benzer zamanlarında yaşanması oldu.

Bakın bakalım ilişkilerde hangi dönemleri yaşayıp, nasıl iletişim kuruyormuşuz…

İlişkinin teorik varsayımlarına göre farklı dönemleri vardır. Bunlar başlangıçta her ilişki için geçerlidir. İlişkide her iki kişinin de aynı dönem özelliğinde olduğu durumlar idealdir. İlişkide kişilerden biri farklı bir dönemde diğeri başka bir dönemde olabilir. Bazı çiftler ise bütün dönem özelliklerini aynı anda gösterebilirler ya da dönem özellikleri arasında gidiş gelişleri olabilir.

  • Symbiotik Dönem

Çok yakın olunan flört dönemidir. Sevgi ve şefkatin yoğun, anne–çocuk ilişkisi gibi birbirinden beslenmenin çok güçlü olduğu, ihtiyaçların birinci elden karşılandığı bir süreçtir.

  • İkili Bağımlı Dönem

İlişkideki kişilerin, sürekli birbirlerini görmek istedikleri, görmezlerse huzursuz oldukları ve bilemedikleri bir şekilde saatlerce (içerik fazla bir şey ifade etmese de) telefonla konuşma ihtiyaçlarının olduğu ya da birbirlerine sarılma, kucağında yatma vb. ihtiyaçlarının olduğu dönemdir.

  • Bağımlılık Dönemi

Başlangıçtaki o coşkulu, belki de balayı denilebilecek dönemdir. Her ilişkide olan bir dönemdir.

  • Çatışmalı Bağımlı Dönem

Yaşanan yoğun süreçler sonunda, çiftler o çok iç içe geçmişliklerinin ardından bireyselleşme ihtiyacı duyarlar. Bu tıpkı ön ergenlerin aileden uzaklaşmak, kendi bağımsızlığını ilan etmek istedikleri sürece benzer. İşte bu noktada taraflardan biri böyle bir farklılaşmaya, bireyselleşmeye, belirli bir mesafe ayarı yapmaya hazır değilse çatışma ortaya çıkar. Ve “Çatışmalı Bağımlı Dönem” dediğimiz dönem oluşur. Bu tam da “bu ilişkiden memnun değilim ama bu ilişkinin dışına da çıkamıyorum” durumudur. Bu dönemdeki seyri tamamen kişilerin kişilik gelişimi, ilişki haricindeki bireysel psikolojik ihtiyaçları belirler. Sonuçta, ilişki içindeki kişiliklerimiz de o ilişkiyi şekillendirir.

  • Öfkeli – Bağımlı Dönem

Bu dönemin aşılabilir olup olmamasıyla ilişkinin seyri belirlenir. Bu dönem aşılabilirse, ilişki esas istenen seviyede olur. Böyle bir ilişki “yetişkin ilişkisi” denilecek bir ilişki tarzıdır. Artık çocuksu ihtiyaçlardan vazgeçilip, yetişkin ihtiyaçları karşılanabilir olmuştur.

Esas mesele, bu dönemlerin çiftler tarafından mümkün olduğunca ortak paydada ve en ılımlı şekilde geçirilebilmesidir.

Kadın erkek ilişkilerinde dördüncü aya yaklaşırken ciddi farklılıklar kendini gösterir. Dördüncü ay insan canlısının bağlanmasında dönüm noktası diyebileceğimiz bir dönemdir. Hem kadın hem de erkek, bu ilişkiye (tabii ki eşine) bağlanıp bağlanmama konusunda gizli ve asıl anlamıyla «bilinçdışı» bir karar verir.

«Isınamadım !»

«Ters giden, tanımlayamadığım bir şeyler var!»

«Aramızda bir büyü vardı, o bozuldu!»

İlişki Devam Ederse…

Bir kadın ve bir erkek arasındaki ilişkinin ikinci risk noktası ise altıncı ve onuncu ay arasında yaşanır. Her iki tarafın bilinçdışında şu soru çalışmaya başlar:

«Bu adamı/kadını/ilişkiyi yaşamımın geri kalan kısmında gerçekten istiyor muyum?»

«Bu adam/kadın gerçekten ömrümü geçirmek için doğru insan mı?»

İletişim; ilişkideki tarafların sözlü ya da sözsüz mesajlarla, beden diliyle birbirlerine bilgi ilettikleri ve bu iletileri anlamaya, yorumlamaya çalıştıkları bir süreçtir. İnsanların karşısındakini anlaması kadar kendini ifade edebilmesi de iletişimde önemli bir ögedir. İnsanın kendini ifade edebilmesi için önce kendini anlayabilmesi ve anladıktan sonra tanımlayabilmesi, sonra da bunu davranışa veya söze dökebilmesi gerekir.

Tarafların ilişkilerinde neyin olup, neyin olmayacağına karar verip, belirledikleri sürece «İlişkinin Tanımlanması» denir. Bu tanımlama sözlü olabildiği gibi genelde sözsüzdür. Birbirlerine nasıl davrandıkları, görüşme sıklığı, sosyalleşmenin tayini vb.

İnsanların davranışları ile kurdukları cümlelerin paralel olup olmadığı da ilişkiyi tanımlar.

Örneğin; kurulan cümlenin hayır, bakış ve beden diliyle verilen mesajın evet olduğu durumlarda paradoks oluşur ve karşı taraf nasıl davranacağını bilemez, çift açmaza düşebilir. Sonucunda duygular karmaşaya dönüşür.

Kişilerarası ilişkilerde cümleler ve sözcükler, bu sözcüklerin yüksek sesle, alçak sesle, hafif, yumuşak ya da sert söylenmesiyle de anlam kazanır. Sözcük, sözcüğe verilen anlam, bedenin duruşu ve ifadesi hepsi birden bir cümlenin anlamını değiştirebilir. Sessizlikler ve satır aralarının da önemi vardır. Bir kişiyi dinlerken duraksamaları, nerede susup sessiz kaldığını, söylemediklerini de anlamaya çalışmak önemlidir.

Tabii bu yazılanlar ilişkinin teorik “boyut”u. İlişkide “konuşan” ağzımız değil kalbimiz… ve nasıl ki ağzımızda 2 dil varken konuşamıyorsak, kalbimizde de akıl ve duygu dillerimizin uyum içerisinde konuşabilmesini sağladığımız zaman huzurlu bir ilişki kurabiliyoruz.

Bu hafta ilişkilerinden şikâyet edenlerden çok, mutlu ilişkilerini anlatanlardan maillerin gelmesi dileğim ile… Sevgiyle kalın…

Ve haftanın reytingi yüksek, sosyal “mecra” paylaşımlarım…

  • Kalbinde anne sevgisini hissedebilen herkesin anneler günü kutlu olsun. / Anneler Günü
  • Uzun süredir Tanrı’dan bir şey istemiyordum ve şimdi dua ediyorum. Allah’ım, önümüzdeki anneler gününde, hayatımda bir “anne” olsun lütfen… / Anneler Günü
  • Yüzünde, yaşadığı hayatın çizgilerini taşıyan insanlar çekicidir.
  • “Bana vicdansız bir medya temin et, sana bilinçsiz bir halk sunayım.” / Joseph Goebbels
  • Gelecekten tek beklentim, yaşadığıma değecek bir geçmiş.
  • Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı, söz ola ağulu aşı, bal ile yağ ide bir söz. / Yunus Emre
  • “Hiçbir şey karanlık bir odada siyah bir kedi aramak kadar zor değildir. Hele odada siyah bir kedi yoksa” / Konfüçyüs
  • Çabuk elde edilen sevgi, çabuk unutuluyor.
  • Hayat bize, her ne kadar dirensek de, iyiyi de kötüyü de kabul edip hazmetmeyi öğretiyor. Etmedin mi, işte o zaman yandın.
  • … ve anılar gidince aşkın bir anlamı kalmıyor…
  • Bir kere sözünden dönene kadar güvenme! / William Shakespeare
  • Bir insan; mesafelere aldırmadan sizi mutlu edebiliyorsa…; O’nu bırakmayın!
  • Ben uzattığım elimi tutmayan ele değil, onu tutmayacak birine uzattığım için kendime kızgınım.
  • Kalp kırılsa da tekrar sever. Kimse kırılan bardaktan su içmez ama kimse de bardak kırık diye sudan vazgeçmez.
%d blogcu bunu beğendi: