Dünden Bugüne Anti-Sosyal Medya

Dünden Bugüne Anti-Sosyal Medya

1990’lı yılların başında ülkemizin büyük kentleri internet ile tanıştığında, internet henüz en zengin ailelerin bile karşılayabileceği bir gider değildi. 56K modem’lerin çeyrek hızında ancak bağlantı kurulabilen dönemde, internet bağlantıları genelde üniversitelerdeki bilgisayarlarda kullanılıyordu.

Zaman içerisinde 56K bağlantı ve ADSL ile tanışıldı. İnternetin hızının artması ile internetin kullanıldığı bilgisayar performanslarının gelişimi ve yazılımcıların hayal güçleri derken birbirlerini besleyen bir “tüketim” sarmalı oluşturuldu.

1990’lı yıllarda internet ve sosyal medya kavramı ancak bazı forum benzeri sitelerde çok küçük bir topluluğun sahip olduğu bir lükstü. Ülkemizde Sosyal medyanın temelinin atıldığı bu yıllarda, internette sadece birbirlerini tanıyan kişiler iletişim kuruyor ama yüksek maliyetler ve bağlantı kopmaları gibi nedenlerle insanlara yeni olmasının dışında çok da çekici gelmiyordu.

56K modeme geçilmesiyle hem internet hem de bilgisayarlar biraz ucuzladı. 1990’ların son çeyreğinde insanlar artık zor da olsa evlerinde internet keyfini yaşıyorlardı. Tek sorun, çevirmeli bağlantı dolayısı ile ay sonlarında yaşanan ve faciaya dönüşen telefon faturalarıydı.

ADSL ise bir devrim niteliğinde hayatımıza girdi. Artı 56K’nın birkaç katı hızla internete bağlanabiliyorduk. En önemlisi ise internetten “çıkıp” telefonu kullanma dönemi kapanmıştı (1980 sonrasında doğanlar hatırlamayacaklardır. ADSL öncesi internet döneminde, telefon hattı üzerinden “çevirmeli bağlantı” sağlandığı için, interneti kullandığınız süre içerisinde telefonunuz da meşgul oluyordu). ADSL, telefon şebekesi üzerinden bağlantıya olanak tanırken, telefonun kullanılmasına da izin veriyordu.

Artık internet daha düşük maliyetli ve ulaşılabilir bir hale gelmişti.

2000’li yıllara gelindiğinde sanal hayat, ete kemiğe bürünmeye başladı.

IRC, ICQ gibi iletişim ve dosya paylaşım mecralarından sonra Google, Youtube kavramlarıyla tanışan internet insanları artık tüm dünyada sosyal yapıyı değiştirecek olan Facebook ile tanışmaya hazırdı.

Facebook ilk başlarda Amerika’daki bazı seçkin üniversiteler arasında öğrencilerin sosyal iletişim aracı olarak tasarlanmış olsa da bu yaratıcı fikir çok kısa sürede tüm dünyaya yayıldı. İnsanlar yıllar önce izlerini kaybetmiş oldukları insanlara Facebook üzerinden ulaşabilir olmuşlardı. Kişiler yeni tanıştıkları bir insanla konuşarak saatler içerisinde öğrenebilecekleri şeyleri artık dakikalar içerisinde Facebook üzerinden öğrenebiliyorlardı. Facebook’un en önemli yanlarından birisi de sonsuz özgür ve bilgi paylaşımı olmasına rağmen bunu profil sahibinin gizlilik kısıtlamaları ile saklı da tutabiliyordu.

Facebook, kullanıcıların beğendikleri fotoğraf ve müzik dosyalarını, internet linklerini paylaşabildikleri, her şeyleri olmuştu. Youtube bile Google’ın desteğini almış olmasına rağmen, sadece Facebook’tan daha önce bu dünyaya girdiği için ayakta kalabildi.

Gelişen internet dünyası ile yazılımcı firmalar sürekli yeni ve farklı yazılımlar üretseler de Facebook insanların tüm beklentilerini karşıladığı için kısa zamanda yok oluyorlardı.

Bu arada Twitter, Facebook’un bir açığını buldu. Facebook çok renkli ve detaylıydı. O zamanlar günümüzde olduğu gibi büyük ekranlı akıllı telefonlar henüz icat edilmemiş olduğundan (bana göre icat edilmiş olsa da “teknoloji stoku” nedeni ile satılmadığından), Facebook sadece bilgisayarlardan kullanılıyordu yani mobil değildi. Twitter ise ilk başlarda SMS desteği ile sadece 140 karakterle durum paylaşımı yapabildiğiniz, çok fazla zaman ayırmak zorunda kalmadığınız, cep telefonlarının küçük ekranlarından bile rahatlıkla kullanılabilecek bir platform olmuştu.

Twitter’ın yakaladığı bu popülarite ile ilk kez Facebook, kendisine bir rakip bulmuştu ve Twitter’ın bu kullanım kolaylığı, Facebook’un yapı olarak kendini “ilk uyum sağlamak zorunda olduğu” uygulama olarak kabul etmesini sağlamıştı. Nitekim günümüzde de bu mecburi akım karşılıklı olarak devam etmektedir. Buna örnek olarak Facebook’un @ ve # sistemine dahil olmasını verebiliriz.

Son birkaç yılda ise resim ve video paylaşımı derken, 10 yıldır “altyapısı” hazırlanan “icat” tanıtıldı. Google’ın “muhteşemmmm” akıllı gözlüğü…

Aylar içerisinde hepimiz gözümüzde bu gözlük ile dolaşıp sesli komutlarımız ile gördüğümüz her şeyin fotoğraf ve videosunu anında çekip kayıt edebileceğiz. İsteğimize bağlı olarak bu bilgileri internette paylaşabileceğiz (yoksa isteğimize bağlı değil mi!).

“Gözlük” birkaç yıl içerisinde kullanıldığı çevrede, herkesin ve her şeyin görsel bir suç ve davranış profilini oluşturacak. Hem de bu gözlük devletler için çok daha “faydalı”. Gözlük öncesi, sosyal medyada olmayan bir kimsenin hiçbir kaydına ulaşılamazken, artık yanındaki kişinin bu gözlüğü takıyor olması diğerinin de görsel olarak bu sisteme dahil olması için yeterli olacak.

Kafanızı fazla karıştırmadan anlatayım. Bir sanal savaş içerisinde hepimiz birer asker ve savaşçı olarak yetiştiriliyoruz. Bu o kadar hızlı gelişen ve savaşması o kadar zor bir “cephe” ki “askerlerin” yani bizlerin, sürekli eğitime tabi tutulması gerekiyor.

Akıllı telefonunuzu ve internetinizi kullandığınız günlük süreyi düşünün ve iş yoğunluğu nedeni ile sosyal medyadan ayrı kalmak zorunda olduğunuz zamanlarda yaşadığınız huzursuzluğu…

Kimse size Facebook, Twitter, Instagram, Foursquare, vb.’larına ayırdığınız günlük toplam süre kadar herhangi bir eğitimi veremez… Verse bile bunu yıllarca sürdüremez… Sürdürse bile sıkıntıdan delirirsiniz…

Ama bu mecralar bize o kadar iyi “dayatılıyor” ki, bu eğitimleri farkında olmadan, eğlenerek, severek alıyor ve gönüllü savaşçılar oluyoruz.

Peki, yapabileceğimiz ne var?

Tabii ki hiçbir şey…

“Sosyal” teknolojisiz, kanlı canlı dostluklar edinmeniz dileğim ile sevgiyle kalın…

%d blogcu bunu beğendi: