Yaş 35, “Adalet”le Tanıştım…!

Yaş 35, “Adalet”le Tanıştım…!

Tarih 12 Nisan 2012…

Keyifli bir alışverişten sonra İstanbul’da bir AVM’nin otoparkından aracımla çıkıyorum. Tam çıkarken, karşı yönden gelen bir araç dubaların arasından hatalı bir U dönüşü ile önüme geçince, kornaya basıyorum. Aracın sürücüsü bana aracın içinden küfrediyor vs. derken Adalet’le olan tanışmamızın ilk adımları atılıyor.

Her ne kadar kelimelerle kendimi ifade edebilen biri olsam da, Türk genciyim sonuçta… Rahmetli anneme küfür edildi mi, beynimin kalbimde kontrol edemediği bir uyarı merkezi var! Atlıyorum arabadan. O kadar spor yapıyorum tabii, çocuk beni görünce vaz geçiyor arabadan inmeye. O arada ben de arabasının ön kaputuna masaya yumruğumuzla vurduğumuz gibi bir yumruk atıyorum.

Neyse ki mantıklı Kalust hemen yetişiyor, beni arabama bindiriyor ve konu kapanıyor.

Birkaç gün sonra cep telefonum çalıyor. Anneme küfreden mafya dizisi karakterli abi, karakola gidip benden şikâyetçi olmuş.

Karakol da AVM otoparkından kamera görüntülerini alıyor. Tabii ses kaydı yok ama abinin hatalı dönüşü vs. görüntülerde var. Polis benim aracımın ruhsat kayıtlarından, cep telefonu numaramı buluyor ve beni ifademi almak üzere karakola davet ediyor.

İşi gücü bırakıp, gidip ifademi veriyorum.

Aradan birkaç ay geçince, mahkeme tebliğ zarfı… Hakkımda dava açılmış; “Mala zarar verme”…

İlk duruşmaya gitmeyi unutuyorum, hayatımda adliyeye mi gitmişim! Derken evime karakoldan ikinci duruşmaya gitmem gerektiğine, yoksa zorla götürüleceğime dair bir yazı geliyor.

İşimi gücümü bırakıp ikinci duruşmaya gidiyorum. Adliyenin içerisinde beni abinin “aşiret”i karşılıyor… Avukatı bana, 10.000.-TL verirsem, davadan vaz geçeceklerini söylüyor.

Bu arada arabanın değeri 32.000.-TL. Kaputta ezik varsa, düzeltilme masrafı 100.-TL.

Peki, 10.000.-TL ne için… Manevi tazminatmış!

Bu arada Adalet de yanımda olduğu için avukata ihtiyaç duymamışım. Kabul etmiyorum tabii bu manevi tazminatı ödemeyi, zaten Adalet de “ödeme!” diyor…

Karşı tarafın avukatı, şikâyetçi abi, ben ve Adalet duruşma salonuna giriyoruz. Duruşma salonunda bizden başka hâkim ve yazıcısı var. Abi anlatıyor, avukatı konuşuyor, sıra bana geldiğinde olan biteni hâkim beye anlatıyorum (istedikleri manevi tazminatı da). Zaten görüntülerde her şey açık, sadece ses kaydı yok.

Hâkim beye son olarak, insanların haklıyken bile haklarını doğru savunamadıkları zaman haksız duruma düştüklerini ve üzgün olduğumu söylüyorum. Bundan başka bugüne kadar işlediğim en büyük suç, kırmızı ışıkta geçmek…

Adalet’e bakıyorum, yüzünde bir huzursuzluk…

Ve hâkim bey kararı açıklıyor…

5 ay hapis, 5×30=150 gün. “Suç”u kabul etmemden dolayı 1/6 oranında “suçlu indirimi” ile 125 gün. Günlüğü 20.-TL’den 2.500.-TL. “Suçlu” olduğum için 1.350.-TL de karşı tarafın avukat ücretini “ceza”ma ekliyor. Oldu sana 3.850.-TL.

“İtiraz hakkım” diyorum. Hani filmlerde var ya, bir üst mahkemeye gitmek…

Hâkim bey “İtiraz hakkın yok, kesin karar” diyor…

Salondan çıkıyoruz. Şimdi mağdur abi bir de aracın “zararının” ödenmesi için dava açacağını söylüyor. “Ver şu 10.000.-TL’yi de, konuyu kapayalım” diyor.

Adalet’e bakıyorum, o da korkmuş, “pazarlık yap, öde” diyor.

Arkamı dönüp gidiyorum…

Artık “Adalet” ile aramdaki her şeyi orada bırakarak!

Unutmayın ki, haklı olduğumuz durumlarda bile hakkımızı doğru savunamazsak, kendimizi haksız duruma düşürebiliyoruz…

Adalet’le tanışmamanız dileğim ile… Sevgiyle kalın…

Ve haftanın reytingi yüksek, sosyal “mecra” paylaşımlarım…

  • Şans, fırsat ve hazırlığın kesiştiği noktadır.
  • Şüphe ve sadakat bir arada olmaz.
  • Eski sevgiliyle dost olmak da neymiş… Hatırlıyor musun, ne güzel sevişiyorduk kanka!
  • Başlamak için mükemmel olmak zorunda değilsin, fakat mükemmel olmak için başlamak zorundasın!
  • Hayatın sana attığı en güzel kazık, aklın ve kalbin arasında kalmaktır.
  • Herkes her şeyden kârlı çıkmak ister olmuş. İşte, dostlukta, aşkta… Onun için ne iş kalmış, ne dost, ne aşk, ne karı, ne koca…
  • Parası, sağlığı, anası, babası olmayan,… öyle böyle yaşıyor da, sevdiği ve seveni aynı kişi olmayan, derdinden bile bir şey anlamıyor.
  • Şimdi başkasını deliler gibi seviyor… Yeter artık, unut onu!  (Bir Dost)
  • Hamurunu bilmediğiniz insanların şekilleriyle de ilgilenmeyin.
  • Ne kadar farklı olursa olsun, sana ait olmayana tenezzül etme. Ve ne kadar basit olursa olsun, senin olandan asla vazgeçme.
  • Provası yok hayatın. Ne yeniden yaşamak mümkün, ne de yaşadıklarını silebilmek. Önemli olan ilk defa değil, son defa sevebilmek.
  • İnsanı iki şey anlatır; hiçbir şeyin yokken gösterdiğin sabır, her şeyin varken sergilediğin tavır…
  • Kadının kalbine giden yol saçının telinden geçer… Okşadığında değişir her şey…
  • Anlatamıyorsan yaz, yazamıyorsan anlat. Her ikisini de beceremiyorsan sadece sus! (G. Vidal)
  • Kürkçü Dükkânı’na dönmek isteyen “tilkiye” önemli not… Ben dükkânı taşıdım!
  • Bazen sadece tek bir insan, her şeyi değiştirmene yeter…
  • İnsanların ortak özellikleri, yaptıkları her kötülükte kendilerini haklı görmeleridir…
  • Sokak köpeklerine selam vermeye başladığımız gün, insan olmamıza çeyrek kalmış demektir.
  • Parayı duyunca gözleri parlayan karıdan, karıyı duyunca gözleri parlayan adamsan uzak duracaksın. (Babaannem)
  • Bir kere de soymadan sevmeyi deneyin, belki bu sefer olur.
  • Trafikte, başka bir sürücüden yol alamayan erkeklerin ortak özellikleri. Küfür etmek! J
  • Paran çoksa kefil ol, aklın yoksa şahit ol…
  • Bazı kadınların kalplerini söküp, başka bir kadının bedenine yerleştirmek istiyorum. Menfaat dünyası işte!
%d blogcu bunu beğendi: