“yemek zevki” Dergisi Eylül Köşemi Kaçıranlara

“yemek zevki” Dergisi Eylül Köşemi Kaçıranlara

SOSYOTİK TRENDLER

Merhabalar…

Bu ayki Sosyotik Trendler köşemin adını Sosyotik Çamurlar olarak değiştirmek istiyorum J. Yıllardır, çevremden ve okuyucularımdan “neden olumsuz eleştiriler yazmadığıma dair” sorular gelir, ben de her seferinde aynı cevabı veririm. Basın mensubu olmak gerçekten bir güçtür. Ülkemizde her ne kadar tam olarak kavranamamış olsa da basın mensubu kişi, sosyal medya ve marka yönetimini de doğru yapabiliyorsa karşısında durulamaz bir güce sahip olur. Gördüğü en ufak bir olumsuzluğu, bağıra çağıra yazan yazarlar vardır. Böylece bir yere gittiklerinde işletme tarafından, kalemlerinden duyulan korku ile aslında hak etmedikleri bir ilgi görürler.

Ben yapı olarak “esnaf mantıklı” denilen bir yazarım. Gördüğüm hatayı defalarca işletmeye ya da kişiye anlatırım. Egolarını tatmin etmek için saldırgan bir kaleme sahip olmaya alışmış yazarlar unutmamalıdırlar ki küçük menfaatler uğruna zarar verdikleri işletmelerde, bu verdikleri zarar en küçük işletmede bile onlarca kişinin ailesinin yediği ekmeğe kadar yansımaktadır. Allah’tan bu yazarları kendi okuyucu kitleleri bile tanırlar ve çok da dikkate almazlar. Yazarlar, gazeteciler, radyocular ve televizyoncular unutmamalıdırlar ki popülaritelerini destekleyen çalıştıkları kurum ve o kurumdaki diğer çalışanlardır. Bu ayki köşemde genel istek üzerine beğendiğim değil beğenmediğim birkaç işletmeyi yazdım. Beğenmediğim derken markalarına zarar verecek kadar beğenmediklerim arşivimde. Bunlar sadece dost tavsiyesi.

OBİKA

Geçen hafta İstanbul Kanyon AVM’de olan ofisimden öğle yemeği için çıkıp, aynı AVM’de bulunan Obika’ya gittim.

İnternet sitelerindeki tanımlarını direkt aktarıyorum… Obikà, En iyi Mozzarella di Bufala’nın da yer aldığı geleneksel Okumaya devam et

Twitter Son Baskı

Twitter Son Baskı

Yazılı ve görsel medyanın, detaylı ve doğru haber verme konusunda yıllarca süren başarı yarışı, Birinci Körfez Savaşı’nda bir kırılma noktası ile karşı karşıya kaldı. Uydu teknolojilerinin, video aktarım çalışmaları ile birleştirilmesiyle 90’lı yılların başında artık haberin canlı verilmesi değer kazandı ve artık doğruluk – detay kriterleri 2. plandaydı…

Sosyal medyayı da bu örnek üzerinden inceleyebiliriz. Twitter’da sizi daha fazla kişinin takip etmesi ve yazdıklarınızın RT edilmesi (ya da favori olarak işaretlenmesi) sizin bilgi, popülerlik ve prestij göstergenizdir. Günümüzde Twitter profillerinin aktiflik vb. değerlerini kullanan, bu hesapları analiz edip puanlaştıran, değer biçen, kıyaslayan derken onlarca internet sitesi ve akıllı telefon uygulaması var. Özetle Twitter reytingimizi hesaplıyorlar.

Peki, reytingimizi nasıl artıracağız? Tabii ki hız ve merak ile hesaplarımızı besleyerek. Artık bir yerdeki yangın haberini profilimizde bulunanların neredeyse %20’si paylaşıyor. Dolayısı ile haberin paylaşıldıktan saniyeler sonra hiçbir değeri kalmıyor. Buradaki pastayı kim kapıyor peki? Okumaya devam et

“Neva”, Mürekkebin Rengi…

“Neva”, Mürekkebin Rengi…

Bugün vizyona giren Neva filminin, dün gece gala davetlisiydim. Filmin konusu ile ilgili detay verip oyunbozanlık yapmayacağım. Anlatıma geçmeden önce film süresince aklımdan geçen mürekkebin rengini söyleyeyim. Hangi mürekkep mi? Hikâyenin kahramanı olan Neva bu romanı yazmış olsaydı, yazarken kullanmış olacağı kalemin mürekkebinin rengi… Renk… Bekleyin, yazının sonunda…

Ilgın Olut’un Hacettepe Üniversitesi’nde ihtisas yaparken yaşadığı aşkı kaleme aldığı kitabı, 2000 senesinde Dünya Aktüel Ödülleri En Çok Satan Roman Ödülü’nü kazanmış. Film, Ilgın Olut’un 10 yılda 500 bine yakın bir satış rakamına ulaşan aynı adlı romanından beyazperdeye uyarlanmış. Senaryoyu Can Arca, romanın yazarı Ilgın Olut ile birlikte yazmış. Aynı zamanda yapımcılığı da üstlenen Arca, filmin yönetmenliğinde de Birkan Uz ile beraber görev almış.

Filmde Neva karakterini Başak Parlak, Ilgın karakterini ise Şükrü Özyıldız canlandırmış. Ayrıca izlerken hatırlamaktan keyif alacağınız Bedia Ener, Levent Özdilek ve Nergis Kumbasar gibi oyuncular da var.

Ilgın 26 yaşında bir Okumaya devam et

Geleneksel Medya Sonrası Sosyal Medya ve Pazarlama Etkileri

Geleneksel Medya Sonrası Sosyal Medya ve Pazarlama Etkileri

Sosyal Medya ile bu kadar haşır neşir olmadığımız, görsel ve yazılı medyadan bize “dayatılan”lara mahkûm olduğumuz zamanlarda, bizleri bir şeylere inandırmak, cebimizdeki parayı almak ne kadar da kolaydı. Televizyon reklamlarında ne gösterilir ve tanıtılırsa ona şartlanırdık. Kim bu üründen memnun, kim değil “anketi” sadece çevremizdeki onlarca kişi ile sınırlıydı.

Sonralarında internetin hayatımıza dahil olmasıyla, markalar şikâyet sitelerinde adlarının geçmesinden ne kadar da rahatsız olmuşlar ve bunlarla baş etmenin yollarını aramışlardı.

O zamanlar en çok tıklanan tüketici şikâyet sitelerinde en çok binlerce yorum bulunabilirken şimdi bu rakam yüzbinlere çıkabiliyor. Yani markaların artık şikâyetçi müşterileri ve kötü ürünlerini “örtbas” etme şansları kalmadı. Sosyal medya dönemi öncesinden farklı olarak tüketiciler, satın alacakları ürün ya da hizmet için daha önce bunu deneyimlemiş binlerce kişi ile saniyeler içerisinde irtibata geçebiliyorlar.

Artık satın alma tercihleri eskisi kadar “anlık” bir karar değil…

Geleneksel Medya döneminde marka, pazarlama Okumaya devam et

Sosyal Medya Cesareti, Hakaretleri ve Cezaları

Sosyal Medya Cesareti, Hakaretleri ve Cezaları

Son 20 yılda hayatımıza giren internet mecrası ve son 10 yıldaki sosyal medya çılgınlığı, insanların temel ego “besin”i olan popülariteyi daha kolay elde etmelerine olanak tanıdı. Hatta kişiler artık parasını verip, Facebook, Twitter, Instagram, Soundcloud, Youtube, vb. sosyal medya mecralarında popülaritelerini artırabiliyorlar. Popülarite doyumsuzluğu, bir hastalık halini aldı. Gerçek hayatta tanışma imkanları olmayan kişilerden daha fazla takipçi sayılarına sahip olabilmek artık neredeyse tüm sosyal medya kullanıcılarının “temel ihtiyacı”.

Sosyal medya profillerinde satın almış oldukları bazen gerçek, bazen de programlar tarafından yaratılmış gerçek olmayan kişilerle, profil sahipleri kendi sosyal “aşiret”lerini kurdular. Gerçek hayatta X kişisi ile yalnız başlarına selamlaşmaya bile cesaret edemeyecek profil sahipleri artık sosyal medyada yanlarında zannettikleri on binlerce kişilik koruma orduları ile bu X kişisine hakaretler yağdırabiliyorlar.

Ünlülerin sosyal medya profillerini (özellikle Twitter ve Facebook Hayran Sayfalarını) incelediğimizde bu ego patlaması yaşayan kişilerin, o ulaşamayacakları Okumaya devam et