“yemek zevki” Dergisi Eylül Köşemi Kaçıranlara

“yemek zevki” Dergisi Eylül Köşemi Kaçıranlara

SOSYOTİK TRENDLER

Merhabalar…

Bu ayki Sosyotik Trendler köşemin adını Sosyotik Çamurlar olarak değiştirmek istiyorum J. Yıllardır, çevremden ve okuyucularımdan “neden olumsuz eleştiriler yazmadığıma dair” sorular gelir, ben de her seferinde aynı cevabı veririm. Basın mensubu olmak gerçekten bir güçtür. Ülkemizde her ne kadar tam olarak kavranamamış olsa da basın mensubu kişi, sosyal medya ve marka yönetimini de doğru yapabiliyorsa karşısında durulamaz bir güce sahip olur. Gördüğü en ufak bir olumsuzluğu, bağıra çağıra yazan yazarlar vardır. Böylece bir yere gittiklerinde işletme tarafından, kalemlerinden duyulan korku ile aslında hak etmedikleri bir ilgi görürler.

Ben yapı olarak “esnaf mantıklı” denilen bir yazarım. Gördüğüm hatayı defalarca işletmeye ya da kişiye anlatırım. Egolarını tatmin etmek için saldırgan bir kaleme sahip olmaya alışmış yazarlar unutmamalıdırlar ki küçük menfaatler uğruna zarar verdikleri işletmelerde, bu verdikleri zarar en küçük işletmede bile onlarca kişinin ailesinin yediği ekmeğe kadar yansımaktadır. Allah’tan bu yazarları kendi okuyucu kitleleri bile tanırlar ve çok da dikkate almazlar. Yazarlar, gazeteciler, radyocular ve televizyoncular unutmamalıdırlar ki popülaritelerini destekleyen çalıştıkları kurum ve o kurumdaki diğer çalışanlardır. Bu ayki köşemde genel istek üzerine beğendiğim değil beğenmediğim birkaç işletmeyi yazdım. Beğenmediğim derken markalarına zarar verecek kadar beğenmediklerim arşivimde. Bunlar sadece dost tavsiyesi.

OBİKA

Geçen hafta İstanbul Kanyon AVM’de olan ofisimden öğle yemeği için çıkıp, aynı AVM’de bulunan Obika’ya gittim.

İnternet sitelerindeki tanımlarını direkt aktarıyorum… Obikà, En iyi Mozzarella di Bufala’nın da yer aldığı geleneksel tariflerini, yüksek kaliteli İtalyan ürünleriyle sunan bir İtalyan konseptidir. Ürünlerimizin bir bölümü “gözlerinizin önünde” hazırlanır ve geleneksel suşi barlarından ve Japon stilinden esinlenilerek servis edilir.

Gelelim izlenimlerime…

Ve servis personelim geliyor. Eskimiş ve kırışık mönüyü açıyorum… Olması gerektiği gibi İtalyanca olan yemek adlarının yanında, üvey evlat gibi kalmış ilk sayfa gözüme çarpıyor. Mönünün kapağının iç tarafına yapıştırılmış olan “kağıt”ta işletmenin sonradan listeye eklediği (ve bundan dolayı İtalyanca’ya tercüme edemediklerini tahmin ettiğim) Türkçe yazılmış yemek adları var. Hatta o kadar umursamazlar ki kelimeler bazen büyük harfle başlamış bazen küçük harfle, bazen Türkçe bazen İngilizce. Izgara Enginar; Deniz börülcesi ve Domates Dilimleri le olarak tanımlanmış (buradaki “le”yi “ile” anlamında kullandıklarını tahmin ediyorum J).

Hemen siparişlerime geçiyorum…

Minestrone di Verdure – Minestrone çorbası, parmesanlı kıtır ekmek ve pesto sos ile… Hiçbir özelliği olmayan bildiğimiz karışık sebze çorbası ama tadı gayet iyi. Çorba bitince, her şeyin iyi gideceğine dair izlenimim oluşuyor.

Izgara Enginar – Deniz börülcesi ve domates dilimleri ile… Her ne kadar enginar sınıfı geçemese de deniz börülcesi tabağı biraz “idare” ediyor. Moralimi bozmuyorum, ne de olsa aperatif ve enginar zor bir sebze.

Bresaola – Kurutulmuş dana eti… Standart kalitede aperatif… 46.-TL’lik fiyatı ise Kanyon’da olması nedeniyle gereğinden epeyi yüksek.

Carciofi e Asparagi – Kuşkonmaz, enginar kalbi, limon ve dereotlu Risotto… Servis personelimi biraz sıkıştırınca orijinal mönüde (İtalya’daki konseptte) böyle bir yemek olmadığını ve kendi tarifleri olduğunu söylüyor. Anlatacak hiçbir şey yok. Servis personelimin tavsiyesi ve ısrarı ile yediğim Risotto maalesef hayal kırıklığı.

Tagliatelle con Ragù – Tagliatelle, dana kıyma ve domates sos ile… Sadece tadının iyi olduğunu söyleyebilirim.

Tagliata di Filetto – Bonfile dilimleri, ızgara domates, körpe roka, dilim parmesan Reggiano ile… 200 gr et (3 ince dilim, umarım 200 gr tutuyordur…), 10 yaprak roka, 4 dilim domates, 4 dilim “peynir” ile 49.-TL’nin yüksek bir fiyat olduğunu servis personelim bile kabul ediyor.

Crema di Castagne – Kestane püresi, dondurma ile… Tatlı ayırt etmeyen ben bile maalesef tatlıyı yiyemiyorum. Kesinlikle başarısız.

Obika’yı genel olarak değerlendirirsek, bulunduğu AVM’deki rakipleri kadar fiyatları yüksek ama onlarla hiçbir şekilde rekabet edemeyecek bir işletme. Gidilir mi, tercih sizin… Ben ne zaman tekrar giderim? Fiyatları yarı yarıya düşürüldüğünde, daha vasat bir semte taşındığında ve bazı yemekler iyileştirildiğinde…

AYIN “CANIMIZA TAK ETTİ”Sİ

Şaşkınbakkal ve Kadıköy’de defalarca sorunsuz hizmet kalitelerine şahit olduğum Happy Moon’s Fenerbahçe’deki şubesi ile bambaşka bir marka imajı veriyor. Personelin hal ve tavırlarından, servis kalitesinden, personelin bahçe içerisine giren sokak kedilere davranışından derken hangi birini anlatayım bilmiyorum. İlk birkaç sorunda gerekli uyarıyı müşteri olarak yaptım. Sonrasında da gitmemeye başladım. Ben kafama pek takmam çoğu şeyi. Bazen mekânı beğenmemişimdir, bazen mutfağı, bazen işletme çok kurumsal gelmiştir, bazen de çok laubali… Sonuçta ne ben son müşteriyimdir ne de onlar son işletme ve kimse kimseye mecbur değil… Ama Happy Moon’s Fenerbahçe’nin yan tarafında bulunan kafelere sürekli gittiğim için, buradaki insanların Happy Moon’s’tan çıktıktan sonraki şikâyet diyaloglarına şahit oldum. Baktım ki “sorun” sadece bende değil. Artık lütfen marka bu gidişe bir dur desin…

AYIN CAFE TATLISI

İstanbul Akmerkez AVM’de bulunan “S Cafe”nin Meyvalı Milföy’ü bu ayın cafe tatlısı. Mönüde “Milföy kıtırları içerisinde kivi, muz ve çilek dilimleri, frambuaz sos eşliğinde” olarak tanımlanmış tatlının fiyatı 15.-TL. Tatlıyı oluşturan milföy ve krema S Cafe tarafından hazırlanmış. Krema sorunsuz olsa da milföy yanma sınırına kadar pişirilmiş. Meyve parçacıklarının bolluğunu ön planda tutmak için pastane milföy pastalarının aksine, tatlı bir bütün olarak kesilmeye değil de kat kat ayırarak yenmeye daha uygun. Tatlı tabağındaki en büyük sorun ise, tatlının üzerine oturtulduğu frambuaz sosun fazlalığı. S Cafe şefine sorduğumda kendisi bunun tabağa görsellik katması için yapıldığını belirtti. Hazır olarak satın alınmış frambuaz sosta, olması gereken buruk ekşimsi tadın aksine şekeri yanlışlıkla 2 misli konulmuş bir çilek reçeli tadı var. Dolayısı ile tatlının en alt katmanını yerken bu frambuaz sosun ağırlığı tatlı tutkunu olan beni bile rahatsız ediyor. Sonuç ise hayal kırıklığı…

AYIN PASTANE TATLISI

Pelit Pastaneleri’ne yıllardır güçlü bir rakip çıkmadı çünkü kurumsal yapısı ile şubelerindeki standardı hep tutturdu Pelit ve pazarda rakip girişi için açık bırakmadı. Geçenlerde ise uzun süredir var olduğunu öğrendiğim ama benim yeni fark ettiğim bir pastalarını yedim. Ekpa adı verilmiş bu pastanın, mevsimine göre çilekli ve muzlu olmak üzere iki çeşidini bulabiliyorsunuz. Ekpa 1, 5, 8, 10 ve 13 kişilik alternatifleri ile üretiliyor. Pastanın içeriği çilek / muz, profiterol topları ve çikolata sosundan oluşuyor. Pastayı kesmeden ayırt edebilmek için ise muzlu olanın etrafı fındık, çilekli olanın etrafı ise fıstıkla kaplanmış. Bana göre pastanın en önemli özelliği, hem meyveli hem de çikolatalı pasta sevenleri fazlasıyla tatmin ediyor olması. Mutlaka deneyin.