‘Nijeryalı’ spam üreticilerinin gözü Türkiye’nin komşusu Suriye’de

‘Nijeryalı’ spam üreticilerinin gözü Türkiye’nin komşusu Suriye’de

Uzun zamandır Suriye’de devam eden karışıklık ve siyasi durum, spam üreticileri için de yeni bir alan oluşturdu. Kaspersky Lab tarafından paylaşılan verilere göre, Nijerya’dan gelen, Suriye ile bağlantılı mesajların sayısında ciddi bir artış var. Spam Üreticileri mesajları, banka ve insani yardım kuruluşlarının yanı sıra, bireylerin adına da gönderiyor.

Kurumsal alanda uç nokta koruma çözümlerinde lider şirket Kaspersky Lab, tanınmış Suriyeli ve İngiliz bankalarının adına gönderilen ve Suriye olaylarının hedef alındığı dolandırıcılık mesajlarına dair önemli veriler paylaşıyor.  Bu verilere göre bazı müşterilerin, Suriye’deki olaylar nedeniyle milyonlarca dolarlık tasarruflarını transfer etmek istedikleri ve kendilerine yardımcı olacak bir ortak aradıkları belirtiliyor ve yardımcı olmak isteyenlere ödül vaat ediliyor. Dolandırıcılar genellikle iletişim için yardım isteyen “banka müşterisinin” telefon numarası ve e-posta adresini veriyor. Alıcının konuyla ilgilenmesi ve mesaja yanıt vermesinin ardından dolandırıcı, alıcıdan aracının masrafları için az miktarda para transfer etmesini istiyor ve daha sonra ortadan kayboluyor.

Bir diğer farklı senaryoda ise dolandırıcı, bir Uluslararası Kızılhaç Okumaya devam et

Boxer Dergisi Ekim Sayısında, Sn. Fatih Terim’i yazmıştım. Kaçıranlar için…

Boxer Dergisi Ekim Sayısında, Sn. Fatih Terim’i yazmıştım. Kaçıranlar için…

Emperador Terim

Geçenlerde tam, ekim sayımız için “2020 Olimpiyat Mevzu” başlıklı yazıma başlıyorum, gazeteci bir ağabeyim ne yazdığımı sordu. “Olmaz…” dedi “şimdi yaramıza tuz basma”…

Ne yazayım ki? Avrupa Basketbol Şampiyonası’na da kafamızı uzattığımız anda “üçlüğü” yemişiz zaten. “Sen Fatih Hoca’yı yaz” dedi…

– Peki yazayım…

– Yok, yazma… Önce Galatasaray ile Real Madrid oynasın, Okumaya devam et

Twitter Takipçi Mevzuu

Twitter Takipçi Mevzuu

Twitter hayatımıza girdiği günden beri, takipçi sayısı ile “özdeşleşen” bir mecra oldu. Takipçi sayımız ne kadar yüksekse o kadar “kaale alınan” bir insan olduk.

Başlarda takipçi sayımızı arttırmak için “insani” hilelerimiz vardı. Mesela önce kişileri takip ediyor, sonra onlar bizi geri takip edince belli bir süre bekliyor ve sinsice bu profilleri takipten çıkartıyorduk. Zaman içerisinde profilimizi takipten çıkartanları gösteren ve hatta bizi takip etmeyi bırakanlar olduğunda bize bildirim yollayan uygulamalar çıktı… Nihayetinde bu işin modası geçti.

Sonrasında kısa bir dönemi hilesiz geçirdik. Bu dönem Twitter’ın en “adil” dönemiydi. Ne kadar güçlü bir markamız varsa ve insanlarla ne kadar pozitif etkileşimde bulunabiliyorsak, o kadar da takipçimiz oluyordu. Tabii, beğenilmek ve ilgi görmek insan egosunun temel besin maddesi olduğu için birini takip etmediğimiz halde onun bizi takip etmesini sağlamak oldukça zordu. Bu çıkmazdan dolayı takipçi ihtiyacı üzerine çözümler üretilmeye başlandı.

İlk başlarda Twitter takipçi ihtiyacı Okumaya devam et

iPhone 5S ve “Dijital” Güvenlik Mucizesi!

iPhone 5S ve “Dijital” Güvenlik Mucizesi!

Apple 20 Eylül 2013 günü, iPhone 5S’i ABD’de satışa sundu. Teknoloji sponsorum da sağ olsun aradan birkaç gün geçmişti ki cihazı bana temin etti. İleride cihazı ilk kullananlardan biri olduğum hakkında şüpheye yer vermemek için hemen “tarihi” anı Instagram hesabımda ölümsüzleştirdim tabii… :)

Haftalar önce 5S’in özellikleri ilk açıklandığında “parmak izi” okuma özelliği herkesin olduğu gibi benim de dikkatimi çekmişti. Google “Gözlüğü” ile ilgili yazılarımdan sonra, “Bir ‘gol’ de Apple’dan yedik!” dedim…

Efendim, parmak izi okuyucusu bizim iyiliğimiz içinmiş, konforumuz içinmiş, güvenliğimiz içinmiş. İçinmiş de içinmiş…

Tabii, akıllı telefonumuzda 4 haneli (hadi 4 haneyi geçtik, “8 haneli” diyelim) parolayı girmek o kadar zor ki, parmak izi okuyucusu hayatımıza tarif edilemez bir kolaylık getirdi! Bir de telefonumuzun güvenliği durumu varmış. Telefonumuza şifre girerken birisi şifremizi görebilir ama parmak izimizi kimse taklit edemezmiş…

Yoksa eder mi?

Bugün Youtube’a girdiğiniz zaman, Okumaya devam et

17.10.2013 – Milliyet Gazetesi

Milliyet CADDE - 17.10.2013 - 0001Sn. Ali Eyüboğlu’na, yerel seçimler öncesi sosyal medyada bilinmeyenleri anlattım. Kalemine sağlık Ali Abi…

Gazeteyi almayı unutanlar Milliyet Gazetesi’nin aşağıdaki linkinden haberi okuyabilirler…

http://cadde.milliyet.com.tr/2013/10/17/YazarDetay/1777977/NASIL_TT_OLDUM_

Sn. Haşmet Babaoğlu’nun “Uykusuzluk” Yazısı Üzerine… Bu da benim “Uyku”suzluğum…

Sn. Haşmet Babaoğlu’nun “Uykusuzluk” Yazısı Üzerine… Bu da benim “Uyku”suzluğum…

Eski “Uyku”larımın Anısına…

Benim de “uyu”duklarım oldu…

Yastığa beş kalalar…

Kafayı koyar koymaz “uyu”malar…

Kalbimin üstündeki mis kokan saçları koklamalar…

Ya yarın yanımda olmazsa diye sıkıca sarılmalar…

Gece yarısı korkudan annesi yerine bana sarılan küçücük kollar…

Burnumun ucundaki kokusundan huzurla bayılmalar…

O olduktan sonra dünya Okumaya devam et

“Ölüm”ün Ölüm Yıldönümü

“Ölüm”ün Ölüm Yıldönümü

1940 yılını 1941’e bağlayan aylarda İkinci Dünya Savaşı’nın “etkileri” devam ederken, dünya devletleri komünistler ve kapitalistler olarak gruplaşmıştı. Doğu Avrupalılar Sovyetler Birliği “mantalitesi”ndeyken, Batı Avrupalılar “kapitalist” demokratik düzenin peşindelerdi. Avrupa’daki bu bölünmenin tam ortasındaki Almanya ise Batı’da Federal, Doğu’da ise Demokratik olarak ikiye ayrılmıştı.

Savaş bitince Berlin, ilk önce Fransa, ABD, İngiltere ve Sovyetler Birliği tarafından dörde bölünmüş, sonrasında ise doğu ve batı olarak ayrılmasına karar verilmişti. Doğu Berlinliler zaman içerisinde refah içerisinde yaşayabilecekleri Batı Berlin’e göç etmeye başlamışlardı. Bunu engellemek isteyen Doğu Berlin yönetimi 17 Ağustos 1961’de, fiziksel olarak Berlin’i ama aslında dünyayı, komünist ve kapitalist olarak ikiye ayıran Berlin Duvarı için ilk tuğlayı koydu.

Duvarın inşası bitince zaman içerisinde “yetersiz” kalan duvardan dolayı bu ölüm sınırı dikenli kafes teller, ikinci sıra elektrikli teller, mayınlar, gözcü kulelerindeki silahlı nöbetçiler, otomatik ateşlenen tüfekler ve benzeri engellerle güçlendirildi. Tabii insanoğlu her zaman olduğu gibi bu sınırı da aşmanın yollarını zaman içerisinde buldu. Tünel kazarak, Okumaya devam et

Sosyal Medya “Hırsızlığı”

Sosyal Medya “Hırsızlığı”

Yerel seçimlere aylar kala, özellikle İstanbul’da bulunan Sosyal Medya Yönetim “Çocukları”nın işleri bayağı açıldı.

Çocukları yazmışım yanlışlıkla… Sosyal Medya Yönetim Şirketleri olacaktı!

Bir ürünü ya da hizmeti doğru fiyata satabilmeniz için öncelikle bu ürün ya da hizmeti alacak kişinin de, konu ile ilgili temel bir bilgiye sahip olması gerekmektedir. Yazıyı kaleme aldığım gün itibarı ile başıma gelen bir olayı yazıp, konunun önemini size daha detaylı anlatacağım.

Yaklaşık 2 ay önce, yerel seçimlerde belediye başkanı olmak isteyen bir beyefendiyi benimle tanıştırdılar. Ben prensip olarak sosyal medya yönetimi yapmıyorum. Belediye başkanı da olsa, milletvekili de olsa sosyal medya yönetimi yaptırılması komik geliyor bana (tabii bilgisayar kullanmayı bilmeyen bir siyasetçi ise durum değişir).

Ben siyasetçinin marka yönetimini üstleniyorum. Kıyafetinden, konuşma metinlerinin hazırlanmasına, seçime gireceği bölgenin sosyoekonomik / sosyokültürel yapısından Okumaya devam et

“Öyle Sevdim ki Seni” Galasını Habertürk Ailesi için yazmıştım… Kaçıranlar için…

"Öyle Sevdim ki Seni" Gala“Öyle Sevdim ki Seni” Kalbim Kirlendi…

Bugün vizyona giren Öyle Sevdim ki Seni filminin, dün gece gala davetlisiydim. Her zaman olduğu gibi filmin konusu ile ilgili detay verip oyunbozanlık yapmayacağım. Bu arada o kadar abuk sabuk yabancı film varken, Türk sinema sektörüne yıkıcı eleştiriler yapmanın doğru olmadığı düşüncesindeyim. Tabii yazdığım kalemi ucunu “yamultmadan”. Sevenlerime ve sevmeyenlerime duyurulur…

Film öncesi proje destekçileri sıralanırken Uluslararası Göç Örgütü’nün (IOM – International Organization for Migration) adının geçmesi dikkatimi çekmişti. IOM’un desteklemesi, filmi izlerken bakış açıma ek bir duygusallık kattı. IOM acil durumlarda göçmenlere ve gönüllü geri dönüş yapmak isteyenlere yardım, mültecilerin yeni bir ülkeye yerleştirilmesi, göçmen sağlığı, para gönderme ve yasal göç seçeneklerinin desteklenmesi gibi alanlarda çalışan, Merkezi İsviçre’nin Cenevre şehrinde bulunan uluslararası bir örgüttür.

Ve filme geçmeden, zaman zaman notaları ile başrolde olan Selim Bölükbaşı’na özellikle teşekkür etmek istiyorum… Sinema salonundan çıktığınızda bile ıslıklarınızdan düşmeyecek film müzikleri ile güçlendirilmiş bir aşk hikâyesi Öyle Sevdim ki Seni…

Filmde tanışacağınız Olga’yı Okumaya devam et