“yemek zevki” Dergisi Aralık “Sosyotik Trendler” Köşemi Kaçıranlara

Aralık 2013 - Yemek ZevkiAYIN KÖFTESİ

Levent Gelik’e uğruyorum, ana şubeleri Bakırköy’de. Gelik “Karışık Köfte Tabağı” kaşarlı, sade, fıstıklı, sebzeli (piliç kıyma ile yapılıyor) ve piliç köfteden oluşuyor. Gelik’in kırmızı et ile yapılmış köftelerinde dana eti ile birlikte bir miktar da kuzu eti var. Kuzu etine her ne kadar sıcak bakmasam da özellikle bu tercihi yapıp denemek istedim. Kusursuz bir tat yakalanmış. Fiyatı 25.-TL.

AYIN EKLERİ

Nişantaşı Beymen Brasserie mönüsüne yeni bir tatlı eklemiş; Valrhona Çikolatalı Ekler. Bildiğimiz eklerden farkı, hamurunun daha sert (çıtır çıtır) olması. Servis personelimden biri çikolatalı diğeri ise karamelli iki top dondurma ile servis edilmesini istiyorum. Valrhona, Fransız çikolatasıdır ve çikolata sektöründe profesyonellerin çikolatası olarak ile bilinir. Valrhona çikolatalarının en büyük özelliği üretimde kullanılan kakao çekirdeklerini bir başka firmadan değil, direkt olarak Venezuela’daki kendi çiftliklerinde ürettikleri kakao çekirdeklerinden elde etmesidir. Bu sebeple her yıl sınırlı olarak üretim imkanı bulmakta ama sürekli aynı kalite ve lezzette çikolatalar üretebilmektedir. Valrhona’nın tadını eşsiz kılan da budur. Sunumu ve tadı mükemmel. Fiyatı 18.-TL (dondurma ile birlikte 24.-TL).

AYIN SALATASI

İstinye Park AVM’nin “cemiyet hayatı” ile ünlü masa Restaurant’ı, açık havada oturmak isterseniz haftanın her günü sıra beklemeniz ile ünlüdür. Sigara içmediğim için avantajlıyım tabii… Hemen kapalı bölümdeki masama geçiyorum. Diyet yapmanın vermiş olduğu vicdan azabı ile mönüden “Bistecca” Salatası (ızgara ince dilim bonfile, roka, Akdeniz marulu, parmesan, domates, balzamik ve fesleğen sos) sipariş ediyorum. 38.-TL olan salata fazlasıyla pahalı ama zaten ücret salataya değil markaya ve ortama ödeniyor. Dolayısı ile fiyatı eleştirmiyorum. Yanlış olan kısım ise karşılama personelinin misafirimle beni oturttuğu masanın yağ içinde olması. Salata ise sorunsuz. Eleştirinin “masa” için önemli olmadığına emin olabilirsiniz çünkü müşteriyi “dövseler” bile tercih edileceklerine eminler.

AYIN BAKLAVASI

Hacıbozanoğluları 1948 yılında kurulmuş ve 15 şubesi var. Levent’teki şubesi paket servise odaklanmış, kafe tarzı bir hizmeti yok. Söylediklerine göre Türkiye’nin en iyi baklavasını yapıyorlarmış.

Nedenini soruyorum… Antep fıstığının tarlası “özel”miş, Giresun fındığı “özel”miş, tereyağı “özel”miş, kaymağı “özel”miş (Çatalca’daki kendi çiftliklerinde üretiliyormuş)…

Fıstıklı baklavanın porsiyon fiyatı 6,5.-TL (1 porsiyonda 4 adet baklava var). Yanında kaymak isterseniz 25 gr’ı 1,5.-TL.

Hacıbozanoğluları personelinin kurduğu 5 kelimelik her cümlenin 2 kelimesi “özel üretilir” olduğu için baklavalarını şöyle değerlendireyim. Baklava da kaymak da Türkiye standartlarına göre 10 üzerinden 7 alır. Fiyatına göre mantıklı seçim. Ama Ürdün’ün fıstıklı baklavaları ile kıyaslandığı zaman alacağı not maalesef 10 üzerinden 4’ü ancak bulur.

Peki, Türkiye’nin en iyi baklavası Hacıbozanoğulları’nın mıdır? Tabii ki değil…

KALAMIŞ posh

Gece 00:30 suları… Canım mantı istiyor ve Kalamış’taki posh’a giriyorum. Siparişimi verirken özellikle sıcak olarak servis edilmesini rica ediyorum. Mantının sunumu gayet başarılı ama bildiğiniz soğuk geliyor. Siparişiniz alınırken, acı sevip sevmediğiniz sorulmuyor ve acı sevmeme rağmen mantı benim için bile fazlasıyla acı… Bir başka detay da mantının diri olarak servis edildiğini düşünseniz bile diri denemeyecek kadar haşlanmamış ve çiğ. Fiyatı 22.-TL. “Parasız” olarak ikram edilse bile maalesef tercih edilmeyecek durumda bir mantıyla karşı karşıya kalıyorsunuz.

AYIN PROFİTEROLÜ

Manolya Pastanesi’nin 9 şubesi var. Firmanın sahibi, merkez fabrikada üretimin başında ve profiterolün sırrı firmanın sahibinin tarifinde saklı ve tadı dillere destan. İçindeki Antep fıstığı ve parça çikolata miktarı iştahınızı kabartmaya yetiyor… Bana göre İstanbul’un en iyi üç profiterolünden biri. Porsiyon (160 gr) fiyatı 7.-TL.

AYIN DETAYI

Taksim’de The Marmara Oteli’nin girişinde bulunan Kitchenette’e bir toplantı için yolum düşmüştü. Günde 2 litre filtre kahve içen bir tiryaki olarak en sevmediğim filtre kahve, “replica” olandır yani benim deyimimle “replica”… Çünkü sormazsanız, çoğu işletme Americano’yu sulandırıp size filtre kahve olarak servis eder. Kitchenette’nin filtre kahvesi mükemmel ama bir kahve için de mekan yazılmaz ya…

Paragrafın nedeni Kitchenette’nin başarılı detayında saklı. Filtre kahveyi “mug” da servis ediyorlar ve yanında kaşığın içine birebir sığacağı küçük bir metal tabak”cık” geliyor. Amaç kaşığı masanın üzerine bırakmamanız.

Tekrar tebrik ediyorum…

AYIN “EKSPRESKO”SU

Eskiden sadece kafelerde içebildiğimiz espressoları, espresso yapan ev tipi makinelerin yaygınlaşmasıyla birkaç yıldır evlerimizde de içebiliyoruz. Her geçen gün makineleri üreten markalara yenileri ekleniyor ama sorun markaların makinelerinde kullanılan ve kahveleri içeren tek kullanımlık kapsüllerin, ortak bir boyutunun olmayışı. Yani bir markayı tercih edip makinesini satın aldığınız zaman o markaya bağımlı oluyorsunuz. Memnuniyetsizlik yaşadığınız zaman tek yapabileceğiniz ise makineyi çöpe atıp yeni bir markanınkini satın almak.

Espresso meraklıları Nespresso markasını iyi bilir. Türkiye’de sektöre ilk girenlerden biridir. Farklı bir “kültür”ü vardır markanın. Neredeyse hala tekel olma özelliğini koruyan Nesspresso’dan ya web sitesi üzerinden alışveriş yapar ya da markanın Nişantaşı Abdi İpekçi Caddesi’ndeki “Boutique”ine gidersiniz. Koskoca İstanbul’da sadece bir “dükkan”ı vardır… Bu arada Nişantaşı’ndan alışveriş yaparken “Boutique” yerine “dükkan” dediniz mi yandınız… Hemen sizi “kırsal müşteri!” sınıfına alırlar… Sonra “hizmeti!” görün…

Yaklaşık 2 yıl önce ilk espresso makinemi Nişantaşı Boutique’lerinden 1.100.-TL ödeyerek satın almıştım. Farklı bir ambiyans ve alışveriş kültürü vardır dükkan-el Nespresso’nun. Cemiyet hayatına mensup hanımlar, arkadaşları ile Nişantaşı’nda buluştuklarında “tesadüfen!” uğrarlar bu dükkana…

Dükkana girdiğinizde kıyafetiniz önemlidir… Kıyafetinizden daha önemli bir nokta da vardır ki 2 yıl içerisinde “keşke inşaat mühendisliğini bitirdikten sonra yüksek lisans yerine Nespresso eğitimi alsaydım” diye düşündürtmüştür bana…

Nespresso’nun kapsüllerinin çeşitli “nota”ları vardır… “Cahil cahil” bakmayın öyle… Nota yalnızca müzikte olmaz, tadın da notaları vardır. Her kapsülün rengi farklıdır (içindeki kahve cinsi ve aroması da tabii) ama siz alışveriş yaparken yanlışlıkla “yeşil hafif olan, aroması karamelli olan, tadı şuna benzeyen,…” diyemezsiniz. Adlarını ve içindekileri ezbere bilmelisiniz!

Ezberleyince “sorun” çözülür mü? Tabii ki çözülmez… Çünkü Nespresso dükkanına her uğradığınızda kapsüllerin yenileri ve “limited”ları gelmiştir. “Limited” sınırlı sayıda üretilen kahvedir ki tahmin edeceğiniz üzere, 2 hadi bilemediniz 3 yudumluk bir kahveye dünyanın parasını ödeyen biri olarak size “farklılık”lar yaratmak zorundadır marka.

“Amma da şikayet ettin” diyecekler için Nespresso “terminoloji”sini yazayım!

Fincan doluluklarına göre yani kapsülden geçecek su miktarına göre; Ristretto, Espresso, Lungo.

Yoğun Espresso Çeşitleri; Kazaar, Dharkan, Ristretto, Arpeggio, Roma.

Espresso Çeşitleri; Livanto, Capriccio, Volluto, Cosi.

“Saf Kökenli” Espresso Çeşitleri; Indriya from India, Rosabaya de Colombia, Dulsao do Brasil.

Lungo Çeşitleri; Fortissio Lungo, Vivalto Lungo, Linizio Lungo.

Decaffeinato Çeşitleri; Decaffeinato Intenso, Decaffeinato, Decaffeinato Lungo.

Variations (Aromalı Espressolar); Caramelito (Sakın “karamelli” falan demeyin!), Vanilio (alışveriş yapanlar bunu farklı bir tonlama ile söylüyorlar çünkü evde çocukları da “anneee, vanilio’lu dondurma istiyorum” diye sesleniyorlarmış), Ciocattino.

Hadi bunları ezberlediniz… Bitti mi? Tabii ki hayır… Hepsinin 1’den 10’a kadar yoğunluklarını (sertliklerini) ve notalarını çalışmayı unutmayın.

V’Allahi ben gidip “ablacım bana açık yeşilden 2 kutu, kahverengiden 3 kutu” olarak alışverişimi yapıyorum.

Ne diyeyim… Allah hepimize kolaylık versin…