Dijital Marka Yönetiminde okuyucu soruları – HardwarePLUS Dergisi / Mart 2014 köşem

fotografd 2DİJİTAL DUYGULAR

Dünden Bugüne Anti-Sosyal Medya

1990’lı yılların başında ülkemizin büyük kentleri internet ile tanıştığında, internet ancak zengin ailelerin karşılayabileceği bir giderdi. 56K modem’lerin çeyrek hızında ancak bağlantı kurulabilen dönemde, internet bağlantıları genelde üniversitelerdeki bilgisayarlarda kullanılıyordu.

Zaman içerisinde 56K bağlantı ve sonrasında ADSL ile tanışıldı. İnternetin hızının artması ile internetin kullanıldığı bilgisayar performanslarının gelişimi ve yazılımcıların hayal güçleri derken birbirlerini besleyen bir “tüketim” sarmalı oluşturuldu.

1990’lı yıllarda internet ve sosyal medya kavramı ancak bazı forum benzeri sitelerde çok küçük bir topluluğun sahip olduğu bir lükstü. Ülkemizde Sosyal medyanın temelinin atıldığı bu yıllarda, internette sadece birbirlerini tanıyan kişiler iletişim kuruyor ama yüksek maliyetler ve bağlantı kopmaları gibi nedenlerle insanlara yeni olmasının dışında çok da çekici gelmiyordu.

Sonrasında hem internet hem de bilgisayarlar biraz ucuzladı. 1990’ların son çeyreğinde insanlar artık zor da olsa evlerinde internet keyfini yaşıyorlardı. Tek sorun, çevirmeli bağlantı dolayısı ile ay sonlarında yaşanan ve ailelerde faciaya dönüşen telefon faturalarıydı.

ADSL ise bir devrim niteliğinde hayatımıza girdi. Artı 56K’nın birkaç katı hızla internete bağlanabiliyorduk. En önemlisi ise internetten “çıkıp” telefonu kullanma dönemi kapanmıştı (1980 sonrasında doğanlar hatırlamayacaklardır. ADSL öncesi internet döneminde, telefon hattı üzerinden “çevirmeli bağlantı” sağlandığı için, interneti kullandığınız süre içerisinde telefonunuz da meşgul oluyordu). Annemin, “yine mi internetteydin, bak bizi falanca teyzen aramış ama telefon meşgulmüş” sözleri hala kulağımdadır. ADSL, telefon şebekesi üzerinden bağlantıya olanak tanırken, 56K zamanlarındakinin aksine aynı anda telefonun kullanılmasına da izin veriyordu.

Artık internet daha düşük maliyetli ve ulaşılabilir bir hale gelmişti.

2000’li yıllara gelindiğinde sanal hayat, ete kemiğe bürünmeye başladı.

IRC, ICQ gibi iletişim ve dosya paylaşım mecralarından sonra Google, Youtube kavramlarıyla tanışan internet insanları için Facebook dönemi yaklaşıyordu.

Facebook ilk başlarda Amerika’daki bazı seçkin üniversiteler arasında öğrencilerin sosyal iletişim aracı olarak tasarlanmış olsa da bu yaratıcı fikir çok kısa sürede tüm dünyaya yayıldı. İnsanlar yıllar önce izlerini kaybetmiş oldukları kişilere Facebook üzerinden ulaşabilir olmuşlardı (ilk başlarda Facebook’tan çoğumuzun ilkokul arkadaşlarımızı aradığımız zamanları hatırlarsınız). Kişiler yeni tanıştıkları bir insanla konuşarak saatler içerisinde öğrenebilecekleri şeyleri artık dakikalar içerisinde Facebook üzerinden öğrenebiliyorlardı. Facebook’un en önemli yanlarından biri özgürlük ve bilgi paylaşımı olmasına rağmen bunu profil sahibi gizlilik ayarları ile saklı tutabiliyordu.

Facebook, kullanıcıların beğendikleri fotoğraf ve müzik dosyalarını, internet linklerini paylaşabildikleri, hayatlarının neredeyse merkezine yerleşmiş bir platforma dönüşmüştü. Youtube bile Google’ın desteğini almış olmasına rağmen, sadece Facebook’tan daha önce web âlemine girdiği için ayakta kalabildi.

Gelişen internet dünyası ile yazılımcı firmalar sürekli yeni ve farklı yazılımlar üretseler de insanların tüm beklentilerini karşılayan Facebook’a kısa bir sürede yenik düşüyorlardı.

Bu arada Twitter, Facebook’a karşı bir avantaj keşfetti. Facebook çok detaylıydı. O zamanlar günümüzde olduğu gibi büyük ekranlı akıllı telefonlar henüz icat edilmemiş olduğundan (bana göre icat edilmiş olsa da “teknoloji tüketim sıralaması” nedeni ile satılmadığından), Facebook sadece bilgisayarlardan kullanılıyordu yani mobil değildi. Twitter ise ilk başlarda SMS desteği ile sadece 140 karakterle durum paylaşımı yapabildiğiniz, çok fazla zaman ayırmak zorunda kalmadığınız, cep telefonlarının küçük ekranlarından bile rahatlıkla kullanılabilecek bir dünyaydı.

Twitter’ın yakaladığı bu popülarite ile ilk kez Facebook kendisine bir rakip bulmuştu ve Twitter’ın bu kullanım kolaylığı, Facebook’un yapı olarak kendini “ilk uyum sağlamak zorunda olduğu” uygulama olarak kabul etmesini sağlamıştı. Nitekim günümüzde de bu mecburi akım karşılıklı olarak devam etmektedir. Buna örnek olarak Facebook’un @ ve # sistemine dahil olmasını verebiliriz.

Son birkaç yılda ise resim ve video paylaşımı derken, 10 yıldır “altyapısı” hazırlanan “icat” tanıtıldı. Google’ın “muhteşemmmm” akıllı gözlüğü…

Aylar içerisinde hepimiz gözümüzde bu gözlük ile dolaşıp sesli komutlarımız ile gördüğümüz her şeyin fotoğraf ve videosunu anında çekip kayıt edebileceğiz. İsteğimize bağlı olarak bu bilgileri internette paylaşabileceğiz.

“Gözlük” birkaç yıl içerisinde kullanıldığı çevrede, herkesin ve her şeyin görsel bir suç ve davranış profilini oluşturacak. Hem de bu gözlük devletler için çok daha “faydalı”. Gözlük öncesi, sosyal medyada olmayan bir kimsenin hiçbir kaydına ulaşılamazken, artık yanındaki kişinin bu gözlüğü takıyor olması diğerinin de görsel olarak bu sisteme dahil olması için yeterli olacak.

Kafanızı fazla karıştırmadan anlatayım. Bir sanal savaş içerisinde hepimiz birer asker ve savaşçı olarak yetiştiriliyoruz. Bu o kadar hızlı gelişen ve adapte olunması o kadar zor bir “cephe” ki “askerlerin” yani bizlerin, sürekli eğitime tabi tutulması gerekiyor.

Akıllı telefonunuzu ve internetinizi kullandığınız günlük süreyi düşünün ve iş yoğunluğu nedeni ile sosyal medyadan ayrı kalmak zorunda olduğunuz zamanlarda yaşadığınız huzursuzluğu… Çoğumuz evdeki annemiz gün içerisinde aklımıza gelmezken, sosyal medyada bize ne gibi mesajlar geldiğini, dünyada, ülkemizde ve sosyal çevremizde neler olup bittiğini merak ediyoruz.

Kimse size Facebook, Twitter, Instagram, Foursquare, vb.’larına ayırdığınız günlük toplam süre kadar herhangi bir eğitimi veremez… Verse bile bunu yıllarca sürdüremez… Sürdürse bile sıkıntıdan delirirsiniz…

Ama bu mecralar bize o kadar iyi “dayatılıyor” ki, bu eğitimleri farkında olmadan, eğlenerek, severek alıyor ve gönüllü savaşçılar oluyoruz.

Sosyal Medya ve Yok Olan Güvenliğimiz

Her ne kadar sosyal medyanın, profil sahiplerinin egolarını tatmin etme yolu ile pazarlama, bilgi ve suç önleme ağı oluşturulmak için kullanıldığını düşünsem de, buna “Türkiye Sosyal Medya Mecra-ül Âlemi”nin sadece üçte birlik bir kısmı inanıyor.

Gelin görün ki bu mecraların bilinçsiz kullanımı kişilerin güvenliğini tehdit ediyor.

Yıl 1995… Büyük kentlerimizde yaşayanların çoğu, internet kavramından yeni haberdar olmaya başlamış. Fotoğraf makinelerimiz ile çektiğimiz fotoğrafları baskıya verip almamız 3 gün. Hayatımıza Walkman kavramı girmiş ve artık yürürken müzik dinlemenin “lüks”ünü yaşıyoruz. Tanımadığımız insanlarla konuşmak, arkadaş olmak hala “ayıp”…

Yıl 2013… Neredeyse fiziksel savaşlar tarihten silinmek üzere. Devletler, askeri yatırımlardan daha çok ulusal dijital bilgi güvenliklerine yatırım yapar oldular. İnternet hızı son 18 yılda kademe kademe artarak anlık video paylaşımlarını destekler hale geldi ve önümüzdeki 15 yılda bu hızın 40 kat daha artması öngörülüyor.

Geçenlerde Google Glass’ın 2013 sonunda piyasaya sürüleceği duyuruldu. Artık giyilebilir teknolojinin dönüm noktasındayız. Bu yılsonundan itibaren gözümüzdeki bu “gözlük”le, görüş alanımızdaki her şeyin fotoğrafını ve videosunu, sesli komut vererek çekebilecek ve anında internette paylaşabileceğiz. Yüz tanıma özellikli bu gözlükler ile baktıktan birkaç saniye sonra, tanımadığımız bir kişinin tüm bilgileri internet veri tabanından aranarak gözlüğümüzde belirecek (teorik olarak). Şimdilik sesli komut ile çalışan bu cihaz, çok yakında sadece düşünerek çalıştırabileceğimiz bir yapıya kavuşacak. Bu teknolojinin sırası ile kişisel, ulusal ve küresel güvenliği artırabileceği düşünülse de kişisel mahremiyeti neredeyse sıfırlayacak.

Facebook ise Ocak 2013’te duyurduğu “dev!” hizmeti “Graph Search”ü 8 Temmuz’da kullanıma açtı. Graph Search ile çok kapsamlı aramalar yapabileceğiz. Örneğin “Ankara’da yaşayan, falanca üniversitesini 1996 yılında bitirmiş, İzmir doğumlu, mühendislik yapan 29 yaşındaki erkekler” gibi bir elemeyi Facebook bize saniyeler içerisinde verecek… Şimdilik sadece Amerika’da kullanılan “eklenti”, yakında Türkiye’ye de hizmete açılacak.

Artık kıtalar arasında bile kalmayan sınırlar, insanlar arasında neredeyse tamamen kayboldu. İnternet üzerinde tüm özel hayatımızı bazen bilerek bazen de bilmeyerek paylaşmaya özendirilir olduk. Sosyal medyanın asıl amacı insanlar arasındaki bilgi paylaşımı olarak anlatılsa da, güvenliğimizi fazlasıyla tehdit ettiği de bir gerçek. Facebook, Twitter, Instagram vb. sosyal medya platformları, her geçen gün yeni gizlilik ilkeleri yayımlayarak özel hayatlarımıza ve o yanımızdan hiç ayırmadığımız akıllı telefonlarımız için yeni güncellemeler ile de cihazlarımıza müdahale ediyorlar.

Çoğumuz henüz reşit olmamış çocuklarımıza internet kullanımını teşvik eder hale geldik. Kaçımızın aklına, aldığımız akıllı telefonu çocuğumuza hediye ettiğimiz anda; ayarlar bölümünden “Konum Servisleri”nin açık olup olmadığını kontrol etmek geliyor? Kaçımız Foursquare’de gizlilik ayarlarını doğru yapmadığı zaman tanımadığı insanların, evinin yerini bile öğrenebildiğini biliyor?

Bundan birkaç yıl öncesine kadar hırsızlar soyacakları evin önce ışıklarını kontrol ederlerdi ve bunu bilen bizler de önlem olarak ışıklarımızı açık bırakıp evden çıkardık. Sonra hırsızlar buna kanmamaya başladılar çünkü evde bir hareket olmadığı anlaşılıyordu (bu arada ben o günlerde 60 dolarlık bir chip ve basit bir yazılımla, evin ışıklarını düzensiz ve otomatik olarak evde yokken açıp kapatabiliyordum J) ve zile basarak evde kimse olup olmadığını kontrol yöntemine geçtiler. Günümüzde organize hırsızlık örgütlerinin sosyal medyadan arkadaş isimlerinizin, ailenizin alışkanlıklarının, gittiğiniz yerlerin ve evinizin fotoğraflarının kayıtlarını tutuyor olduklarını düşünmek pek de paranoya değil.

Teknoloji, hayatımızı “keyifli” hale getirdiği kadar tanımadığımız insanlarla aramızda aşılması imkânsız olan yakınlıklar da doğuruyor. Ailemizi ve kendimizi teknolojiden zarar görmeden faydalanır hale getirebilmemiz için kullandığımız cihaz ve yazılımlarla ilgili araştırma yapmamız bunun ilk adımı.

Nisan ayında görüşmek dileğim ile… Sevgimle kalın…