“yemek zevki” Dergisi Nisan 2014 “Sosyotik Trendler” Köşem…

Nisan 2014 - Yemek Zevki 01SOSYOTİK TRENDLER

AYIN ENAYİSİ / BEN

Önce size fiyatlandırmayı yazacağım… Konuyu ise sonra anlatacağım. Güler misiniz, ağlar mısınız artık siz karar veriniz.

Fotoğrafta gördüğünüz 3 dal yeşillik üzeri birkaç parça tavuk (mönüde “Sezar Tavuklu” olarak geçiyor) 30.-TL, Su (bildiğiniz su, hani şu 2 Hidrojen ve 1 Oksijen molekülünden oluşan) 8.-TL, Türk Kahvesi 12.-TL… Toplamda 50.-TL ama bitmedi vatandaşşşş… Yüzde 20 indirim var, düş oradan 10.-TL… Hesap oldu 40.-TL

Bitti mi? Bitmedi vatandaşşşş… Ya bahşiş vermezsen!

40.-TL’ye ekle yüzde 10 Servis Ücreti 4.-TL’yi. Hesap oldu 44.-TL.

Afedersiniz eşek olsak bahşiş veririz biz millet olarak ya da ben eşek olarak 6.-TL de bahşiş vermişim (olur da birazdan adını yazacağım mekâna yolunuz düşerse sakın 6.-TL bahşiş vermeyin, ayıp!)… Hesap oldu 50.-TL

Bitti mi? Maalesef n’ayır… Malumunuz pek yürüyerek gidilecek bir konumda değil mekân, 30.-TL de otomobil parkı için Vale Ücreti…

Giriş – Çıkış toplamda 80.-TL…

İşte şimdi bitti…

Hemen not düşeyim: Mekân, Ulus Parkı civarında… Detaylarına www.sunsetgrillbar.com internet sitesinden bakabilirsiniz. Sakın “Kalust kardeşimiz gitmiş, bizim de adam başı 80.-TL’miz var, bir uğrayalım” demeyin… Benden günah gider…

Geleyim yaşadıklarıma. Ben yıllardır Sunset’e giderim, hep bir iş toplantısı, şudur, budur derken birileri davet eder. Hoşlaşmaya hoşlaşmaya giderim hem de… Her gittiğimde de tövbe ederim “bir daha önünden bile geçmem” diye. Bu sefer de aynı şey oldu…

Kahvaltı bile yapmamışım, civarda bir toplantım var ve yemek yemek için tam 30 dakikam… “Bakayım” dedim, “Sunset’te işler değişmiş mi?”

Servis personelimden salata istedim… Suyu bardağa doldurdu ama su benim önümde duran serviste değil neredeyse karşımdaki serviste… Servis personelime nedenini sordum, aldı bardağı “koydu” önüme… Çaaatttt…

Dedim ki “huzursuzluğa gerek yok, önyargılı olma!”, yemeğimi yedim, kahvemi içtim ve hesabı istedim… Burası İstanbul’un ve Türkiye’nin en lüks restoranlarından biri… Bu tarz yerlere giden, parasının haddi hesabı belli olmayan kişiler için dünyanın en prestijli kredi kartlarından biri var “AMERICAN EXPRESS PLATINUM” … Bu kart neredeyse hiçbir yerde geçmeme özelliğine sahiptir. Yine de herkes sahip olmaya çalışır bu karta… Neyse hesabı ödemek için çıkarttım “American Express” kredi kartımı… O da ne!

Kart burada geçmiyor! Neden? Normal kredi kartından hesabı ödediğimde yüzde 2 komisyon ödeyecekse firma, bu kartta yüzde 4… Komisyonu yüksek olduğu için kabul etmiyorlarmış!

Özür dileyerek yazıyorum “Höhhhhh!”

Yahu canım kardeşim siz de para kazanamıyorsanız ve bu karttan gelecek yüzde 2’nin peşine düştüyseniz biz artık peynir, ekmek ve soğanla beslenelim!

Neyse, ödüyor hesabı ve “kurtuluyorum!”

Kurtulmak mı? Nerdeeeee…

Kapıya çıkıyorum… Kış vakti… 4 dakika bekledikten sonra gelen giden olmayınca tekrar restorana girip “vale”yi soruyorum… Sunset’in servis personeli ile dışarı çıkıp “vale”mizi buluyoruz… Allah’a şükür kurtuldum.

Kurtulmak mı? Nerdeeeeeeeeeeee…

Vale’ye 100.-TL’yi uzatıyorum ve anahtarımı istiyorum. Anahtar işi kolay da… 100.-TL bozuk yok. Bu arada gündüz saati ve benden başka araç bekleyen müşteri yok yani yoğunluktan falan yaşamıyorum bunları…

Tek neden “Mükemmel Hizmet Kalitesi!”… Mi?

Tabii ki değil… Tek neden benim ”enayi”liğim!

Bu arada “Sunset”e gelen en ucuz araba da 100.000.-TL civarıdır… Her neyse, aksilik yapmayalım… Yaklaşık 10 dakika sonra cebimden toplamda 80.-TL çıkmış, sinirim bozulmuş ve hala aç olarak arabama biniyorum…

Bu sefer kurtuluyorum…

Allah gideceklere yardım etsin ne diyeyim!

AYIN AYIBI!

Ailecenek göbekli bir genetiğimiz var… Rahmetli babam hep şikâyet ederdi “su içsem yarıyor” diye… Ben de öyleyim maalesef… Bu nedenledir ki hayatım ot (halk arasında salataya verilen ad) yiyerek geçer… Arkadaşlar da hep takılırlar: “Yahu Kalust, ot yiyerek zayıflansa inekler dal gibi olurlar” diye…

Sosa’yı marka olarak çok severim ve salatalarını da büyük bir keyifle yerim… Özellikle Palladium AVM’deki Sosa uğrak yerimdir… Geçenlerde Ataşehir’deki “Hillside City Club”a uğradım… Sinemaya daha 1 saat var…

Hemen girdim “Sosa”ya… Girmez olaydım…

Konuyu olduğu gibi aktarayım… Doğrusuna yanlışına siz karar verin…

Palladium AVM’deki Sosa, “fast food” konseptinde ve self servis, kasadan alışverişinizi yapıp elinizde tepsi ile AVM’nin yemek alanında boş bulduğunuz yere oturuyorsunuz, dolayısı ile elinize seçim yapmanız için bir mönü verilmiyor. Bu nedenle diğer “Sosa”ların durumlarını bilemeyeceğim ama “Hillside City Club”daki mönünün şöyle bir “özelliği!” var!

Mönüde salataların, yemeklerin karşısında tek tek şarap önerileri var…

Kim alkol içer kim içmez beni ilgilendirmez… Sonuçta burası özgür bir ülke… Ama “Hillside City Club” sadece birkaç restoran, sinema salonu ve spor salondan oluşan bir konsept ve gece değil gündüz hizmet veriyor. Cuma günleri öğle saatlerinde bir uğrayın, çocuk sesinden 10 dakikada kulaklarınız çınlamaya başlar. Şimdi “Sosa” bir gece kulübü değil, lüks bir restoran değil, et emekleriyle ünlü bir mekân değil…

Çocuklar, büyüklerini taklit ederek hayatı öğrenmiyorlar mı? Zaten bir salata 20.-TL… Daha çok para kazanmak uğruna tabii ki alkol satabilirsiniz, bize ne… Dileyen içer, dileyen içmez, dileyen önünden geçmez… Ama mönüdeki her kalemin karşısında bir şarap önerisinin olması bana yanlış geldi…

Servis personelimden öğrendiğime göre Türkiye’deki tüm “Sosa”lar tek bir kişininmiş… İlgilerini rica ediyorum…

Yorum sizin…

AYIN DONMUŞU

Mc Donald’s, 7’den 70’e hepimizin tutkusu. Paket servise geçmesi ile sofralarımızda da yer buldu çünkü paket servis öncesi çoğumuz üşeniyorduk evimizden çıkıp taaa “Mc Donald’s”a kadar gidip alışveriş yaparak evdekileri “beslemeye”…

Batı Ataşehir (İstanbul) “residence”lar “cenneti!”…

Daireler ve siteler birbirinden pahalı… Her müşteri firmanın gözünde eşittir ama sanki bu lüks muhitlere biraz daha özen gösterir gibi geliyor firmalar… Neyse, konumuz bu değil…

Biz İstanbul’un neresinde oturursak oturalım aynı hizmeti almamız gerektiğinden yola çıkalım.

Geçenlerde arkadaşımın evine misafir oldum… 6 erkek maç izleyeceğiz… Takdir edersiniz ki kimse kalkıp “imambayıldı ve pilav yapalım” demedi… Ev sahibimiz sarıldı telefona…

Evet bildiniz… Mc Donald’s…

Mc Donald’s paket serviste, sipariş en geç yarım saatte gelmelidir ama bizim sipariş 41 dakikayı buldu. Hadi onu da geçtim, insanlık hali… “Residence”ların güvenlik prosedürleri ve asansör bekleme süreleri normal konutlara göre daha uzun…

Ama gelin görün ki bir hamburger geldi, bir patates geldi ki içler acısı… Arkadaşlar “geri yollayalım” dediler ama benim gönlüm razı olmadı… Sonuçta ürünler çöpe gidecek, moto-kurye belki azar işitecek…

Biz de oturduk ve parasını ödediğimiz buzzzz gibi Mc Donald’s yemeklerimizi yedik…

Olmadı ama Mc Donald’s… Hizmet kalitesini tutturamayacaksan o bölgeye servis vermeyeceksin…

AYIN ŞİKÂYETİ

Bu da benden…

Geçenlerde bir balık restoranı toplamış 7 gurme ağabeyi, adam başı 100’er TL’lik yemek ısmarlamış, sonra da yazdırmış kendini 7 ayrı gazetenin 7 ayrı köşesine…

Sonra bu “ağabey!”lerden birisi dergimiz için “Anadolu Yayını” tanımlamasını yapmış… Ben de “Köylü Gurme” oluyorum dolayısı ile…

En nazik halimle söylüyorum…

Satılık Kalem olacağıma Anadolu’nun Kalemi olmayı tercih ederim…

Ağzınızın ve kalbinizin hep tatlı olması dileğim ile… Sevgimle kalın…

%d blogcu bunu beğendi: