“yemek zevki” Dergisi Ağustos 2014 “Sosyotik Trendler” Köşem…

photo 001SOSYOTİK TRENDLER

AYIN HAVALISI

Günlerden bir hafta içi… Kalamış Wyndham Oteli’nin kiracısı, “DA MARIO RISTORANTE & PIZZERIA”ya giriyorum… Şubat 2014’te açılan mekânı, memleketimin gurmeleri yere göğe sığdıramamıştı ve girerken dedim ki kendi kendime “Herhalde adım atacak yer yoktur içeride…”

Gelin görün ki bomboştu “Da Mario”… Yoksa bu gurmeler kendi kendilerine mi yazıyor? Yoksa gurmenin yazısını okuyanlar ertesi günü kapıda kuyruk olmuyor mu?

Neyse uğraşmayalım gurme amcalarla…

“Da Mario”da 6 dilim etten, bir tutam rokadan, 2 ince dilim parmesandan oluşan “Bistecca ai ferri con rucola e parmigiano” sipariş ettim… Bir de yanına misss gibi “Yerli Su”…

Bu arada hemen belirteyim; “6 dilim et” dediysem, anamızın evde hazırladığı 6 dilim değil; “anamızın mutfak hesabı”ndan gidersek “1 dilim bonfile” diyeyim… Parmesana güvenip “doyarım” diye düşünmeyin tabii, o yemeğin süsü; kibrit kutusuna soksan, o kadar parmesanla çeyrek kibrit kutusu ancak dolar… Yani “standart” Türk insanının doyma ihtimali yok 62.-TL’lik “Bistecca ai ferri con rucola e parmigiano” ile…

Ek olarak adisyonuma 8,5.-TL de “Büyük Yerli Su” eklemişler ama vallahi de billahi de ben yarım bardağını içtim suyun…

Şimdi muhalif gurmeler diyecek ki “O su şişesi senin için açıldı…”

Burada durum var… İlki, ben gittikten sonra 3 parmağını ancak içtiğim şişedeki su dökülecek… İkincisi, başka bir müşteriye servis edilecek… Üçüncüsü, parasını benim ödediğim su başka bir işlem için kullanılacak… Al birini, vur diğerine, onu da vur “en diğeri”ne…

Tabii ki yazdıklarım yarı şaka yarı ciddi… Buraya giden insanlar bu fiyatları bilerek gidiyorlar… Alan memnun veren memnun…

Yemekle ilgili eleştirilecek tek bir nokta vardı! Tabaktaki rokalar oda sıcaklığında olmalıydı ama maalesef buz gibiydi… Hadi dolaptan çıkarttın bari şoklayıp servis et “aşçı” abi…

Mekânla ilgili de üzüldüğüm iki nokta var… İlki, servis aldığım masa topaldı yani sallanıyordu… O kadar kira öderse mekân, masa almaya parası kalmaz tabii… İkincisi, Anadolu Yakası’nda o tarz “gömülmüş” mekânlar iş yapmıyor. Gömülmüş mekândan kastım, içeri giriş ve çıkışta çok “hava yapılamayan”, daha çok zengin ve çapkın amcaların tercihi olabilecek yerler… Umarım ben yanılırım…

AYIN ÖNYARGILILARI

Geçenlerde cep telefonum çaldı… Arayan, daha önce mekânıyla ilgili eleştiride bulunduğum bir grubun yöneticisi…

“Kalust Bey” dedi, “Mekânımızla ilgili yazdığınız yazıyı okuduk, çok üzüldük eleştirilerinize ama dikkate alacağız…”

Dedim ki, “Beyefendi, ben o yazıyı üç ay önce yazmıştım… Yeni mi gördünüz?”

Konuyu özetleyeyim:

Yeni açtıkları bir mekân için, bir PR şirketiyle anlaşıyor firma… PR şirketi, her ay yazdığım bedavacı “gurme”leri dolduruyor açılışa… Açılış sonrası “gurme”ler orkestrasının üyeleri hep bir ağızdan başlıyorlar “pış pış” yapmaya ve yazdıkları yazıların linklerini, sosyal medyada mekânın hesaplarını etiketleyerek paylaşmaya… Bu arada, ben de aynı şekilde; Twitter, Facebook ve Instagram hesaplarımdan, kendi yazımın paylaşımını yapıyorum… Markanın sosyal medya yönetim şirketi emin tabii olumsuz bir haber çıkmayacağından, başlıyor tüm etiketlendiği haberleri paylaşmaya…

Ve aradan üç ay geçiyor… Benden “daha gurme!” bir ağabey diyor ki markaya “Yahu, bu Kalust’un yazısını neden paylaştınız? Adam sizi eleştirmiş…”

Neden paylaşacaklar?

Beni de senin gibi “Öz hakiki gurme” zannetmişler de ondan…

UÇAN RESTAURANT

THY ile iç hatlarda bile “Business Class” uçtuğumu görenlerden, özellikle sosyal medya üzerinden gelen sorular üzerine, “Business Class”ın ve “Economy Class”ın belirgin farklarını paylaşma gereği hissettim…

Bazısı diyor ki “İstanbul – Ankara uçuşumu promosyonlu olarak 90.-TL’ye yapmak varken; 50 dakika boyunca daha geniş bir koltukta oturmak, kahvemi plastik yerine porselen bardakta içmek ve iki kaşık fazla yemek yemek için neden 400.-TL ödeyeyim?”

Ticaretteki her “adım” arz ve talep arasındaki denge… Her zaman dediğim gibi “Alan memnun, satan memnunsa sorun yok…”

Öncelikle “Business Class” ile yolculuk yapmanın CIP salonlardan faydalanmak, özel vale hizmeti, mutfak ayrıcalığı gibi birçok artısı var. Konumuz da yemek olduğuna göre size üç menü alternatifini yazayım hemen…

MENÜ 1: Taze meyve salatası, peynir çeşitleri, hindi jambonlu ve kaşar peynirli tost “mornay” soslu poşe yumurta, tereyağı, reçel, taze sıcak kruvasan ve ekmek çeşitleri, kahve ve çay, ev yapımı ayran, taze portakal suyu, naneli limonata.

MENÜ 2: Akdeniz salatası, körili tavuk salatası, kısır, imambayıldı, baharatlı ızgara tavuk göğüs, ev yapımı çikolata mus parfe, taze sıcak ekmek çeşitleri, kahve ve çay, ev yapımı ayran, taze portakal suyu, naneli limonata.

MENÜ 3: Karışık ordövr tabağı, baharatlı tavuk göğüs salatası, sote enginar, sezar sos, kâğıtta sebzeli levrek fileto, ev yapımı çikolatalı peynir sufle, taze sıcak ekmek çeşitleri, kahve ve çay, ev yapımı ayran, taze portakal suyu, naneli limonata.

“MENÜ 3”ün kâğıtta levreğiyle ilgili önemli not: Menüyü okumadan yemeye başlayıp kâğıdı dalgınlıkla ve birkaç saniye de olsa benim gibi yufka sanma ihtimaliniz var. Allahtan ben yufka görünümlü kâğıdı kesemedim de durumu ucuz atlattım. Aman dikkat…

Üç ayrı uçuşta bu üç menüyü de test ettim ve yerden binlerce metre yüksekte kusursuz sıcaklıkta, kusursuz tatta ve sunumda verdikleri mutfak hizmetinden dolayı Türk Hava Yolları’nı kutluyorum…

RAMAZANIN YAKIŞMAYANI!

Yazıyı okuyan herkesin bildiği üzere adım Kalust…

Ermeni asıllı Türküm… “Soyadım” yani ailem, 8 göbektir İstanbul’da yaşıyor…

Kimliğimde Hristiyan yazıyor yani Müslüman değilim ama yıllardır Ramazan boyunca hemen hemen her gün oruç tutarım. Neden mi?

Müslüman dostlarım beni iftara davet ederler. Adı üstünde “dost”! Ben de dostlarım için, kendim için, Yaradan için oruç tutarım.

15 Temmuz Salı günü de, bir dostum beni Eminönü’nde bulunan “Hamdi Restaurant”a iftara davet etti. Ertesi gün iftara yarım saat kala “Hamdi Restaurant”tan içeri girdim.

Girdim ki ne göreyim? Her yer şarap şişeleri, masalarda rakılar, biralar!

Dedim ki daha onuncu adımımda servis personeline “Burada herkes içki içiyor, asansörlerde ve duvarlarda sıralamışsınız iftar menüsünü, içki mi içilecek yoksa iftar mı yapılacak?”

Çalışan iki personel bir celallendi bir celallendi!

Neymiş efendim o mekân turistikmiş!

Zaten içerisi ağzına kadar dolu, alkolden kazanacağınızı kazanıyorsunuz! Ne gerek var bir de Ramazanda iftar organizasyonlarını kullanıp daha çok paranın peşinden koşmaya!

İkinci katta beni bekleyen arkadaşımın yanına gitmeden çıktım “Hamdi Restaurant”tan!

Kapadım telefonumu, aldım büfeden suyumu ve tostumu, açtım orucumu!

Sonrasında arkadaşlar aramışlar durmuşlar. Vay efendim, neden iftar davetlerine katılmamışım!

Ne diyeyim ey dostlar?

Alkolden geçilmeyen bir mekânda, adam başı 85.-TL ödediğiniz orucunuzu Allah kabul etsin! Benim yüreğim dayanmadı o mekânda orucumu açmaya!

Ağzınızın ve kalbinizin hep tatlı olması dileğimle… Sevgimle kalın…

%d blogcu bunu beğendi: