“yemek zevki” Dergisi Eylül 2014 “Sosyotik Trendler” Köşem…

Eylül 2014 - Yemek Zevki

SOSYOTİK TRENDLER

AYIN “ESKİ PÜSKÜ”SÜ

Geçenlerde öğle saatlerinde yolum, Kalamış’taki “Bedri Usta Adana Kebapçısı”na düştü…

Yönlendirildiğim masama yerleşmek üzereydim ki, sandalyelerin kaplı olduğu beyaz deriyi fark ettim; delik deşik ve eskimiş! Masalardaki örtüler, kırışık ötesi…

Artık mekânlara girerken tek gözümü kapatıyorum, çünkü bir başlıyorum eleştirmeye, sonra yemekten tat alamıyorum… İstanbul “malzeme” dolu “Allah’a şükür!”

Neyse, servis personelim yaklaşıyor ama ne yaklaşma…

Bu kadar yıllık deneyimimle hemen tanıyorum tabii bu “Abicim, içeride iki masa var, günün kirasını senden çıkaracağız” yürüyüşünü ve soruyor “Ne veriyim abime?”

Mönü ver abine!

“Mönü vermeden mi sipariş alıyorsunuz?”

Kendisi ezbere biliyormuş mönüyü; önce soruyormuş “meze, ara sıcak ne alırsınız?” diye…

Fiyat mı?

“Fiyattan sana ne sevgili müşteri!”

“Garson” biraz bozuluyor ama mecburen veriyor menüyü… Not: Yazının devamında bu arkadaş “garson” olarak adlandırılacaktır çünkü kendisine “servis personeli” demem, sektörde gerçekten ve hakkıyla “servis yapan” emektarlara haksızlık olacaktır!

Bu arada alkol almak mecburi olmasa da masalarda rakı bardağı “standart!”, gidecek “rakı sever!”lere duyurulur…

“Mönüyü istemez olaydım” diyorum kendi kendime, zira yapış yapış mönü…

“Hadi, ön yargılı olmayayım…” diyerek, garsona ne tavsiye ettiğini soruyorum; içeride benden başka bir masa daha olduğunu görüp, mönüdeki en pahalı tabağı tavsiye edeceğini bilerek!

“Et sever misiniz efen’immm?” diye soruyor garson abi!

Yok, ben et sevmem, bu nedenle de Adana kebapçısına geldim! Soruya bak!

“Evet efen’im, severimmm” diyorum ve bingoooo…

Garson abim mönüdeki süper bir eti tavsiye ediyor bana, hem de terbiyeliymiş, hem de bir gün öncesinden dinlendirilmişmiş, hem de en pahalı tabakmışmış… “Bedri Usta Şiş”… 40.- TL

Garsonumun tavsiyesini kabul ederek “Bedri Usta Şiş”i sipariş ediyorum…

Örtüler, hiçbir mekânda göremeyeceğiniz kadar kırışık… Bir tabak et zaten servet… Merak ediyorum neden ütülemediklerini masa örtülerini…

Efen’im, o masa örtüleri jilettt gibi ütüleniyormuş ama katlanınca ve üst üste “binince” bu hale geliyormuş… Şaka değil, gerçek!

“Garson” abi bir tabak ete 40.-TL alınacağı için “efen’im, belki tatmak istersiniz” diye yemekten önce bir tabak getiriyor önüme… Tabakta 1 adet limon, 1 tutam maydanoz, 1 tutam da roka var…

Üniversitede çok ders çalıştığım için arkadaşlarım “inek” derlerdi bana ama garson abinin yaptığına alındım vallahi… İnsan, fındık kadar bir tereyağı, bir lokma tulum peyniri getirmez mi? 40.-TL ödeyeceğim yahu ete!

Bakın bu cümleyi özellikle ve “kalın harflerle” ve “altını çizerek” yazıyorum; “O an dedim ki; herhalde servis ve ikram bu kadar zayıfsa, mükemmel bir et yiyeceğim…”

Ve nihayet yemeğim geldi… Aman Allah’ım!

Gelen tabakta bildiğimiz et şiş var ama buz gibi, yanında bir adet sivri biber ve yarım adet domates… Üstüne de birkaç lavaş bırakılmış tabağın ama etin suyu, domatesin suyu derken tabak su içinde kalmış! Lavaşlar vıcık vıcık hamur olmuş!

Buzzzz gibi etimi yiyor ve açlıktan kurtuluyorum…

Hesap, 40.-TL… Nakit 100.-TL vererek ve 5.-TL de bahşişi düşünerek “55.-TL para üstü vermeniz yeterli” diyorum…

Para üzeri geliyor ama bir bakıyorum 45.-TL getirilmiş… Garson abiye yüzde 12,5’lik bahşiş dilimi az gelmiş ve yüzde 37,5’i tercih ederek benden 40.-TL hesap için 15.-TL bahşiş almış!

Yanlışlık olmuşmuş!

Hemen getiriyor 10.-TL’mi!

Bedri Usta’nın hemen ilerisinde yılların kebapçısı Kazancılar var… Kazancılar varken kim gider Bedri Usta’ya?

Vallahi bir daha ben önünden geçmem!

AYIN KABASI

Ramazan’da iftara yetişemeyince, Kalamış Marina’nın içinde bulunan Develi Kebap’a girdik.

İçeri girer girmez bizi karşılayan hanım kızımız sordu “Alkol kullanıyor musunuz?” diye…

“Ablacım” dedik, ne alaka Ramazan Ramazan bu soru!

Ramazan’da alkol servisleri yokmuş; ”içmek” isteyenleri peşinen, hemen yan tarafta bulunan Develi Balık’a yönlendiriyorlarmış…

Ne gerek var sormaya, hem de Ramazan’da!

Neyse…

Hemen oturduk arkadaşlarla ve orucumuzu açtık…

Ben kuzu tandır sipariş ettim… Maalesef et soğuk, etin yanında servis ettikleri pilav da bildiğiniz buzzzz gibiydi… Fiyatı 26.- TL

Kebabın sunumu, etin kalitesi çok iyi ama dediğim gibi servisleri soğuk…

Son olarak da, bu kadar büyük ve şubeleşmiş bir markanın servis personeli bu kadar kaba olmasaydı keşke!

AYIN MÜKEMMELİ

Ofisim Kanyon AVM konsepti içerisinde olduğu için sık sık GINA’da yerim yemeğimi…

GINA’nın balığı dillere destandır ama balığın yanındaki patlıcan ve domatesin üstüne Antep fıstığı rendelemeleri, yüz üzerinden yüz olan balık alternatiflerini yüz üzerinden yüz bire taşımış…

Tebrikler GINA…

AYIN “MACARON” U

Geçtiğimiz haftalarda, Instagram profilim üzerinden Hande’nin Fırını adlı firma bana ulaştı ve tatmam için ürün yollamak istediğini belirtti…

Ben de diğer firmalara da söylediğim gibi “beğenmezsem yazmayacağımı” kendilerine ilettim…

Küçük bir kutuda rengârenk macaronlar geldi…

Tadı mı? Birçok tanınmış markaya oranla mükemmel ötesi…

Macaron severlere önemle duyurulur…

Bu arada firma İzmir’de ama kargoyla Türkiye’nin her yerine, kapınıza kadar ulaştırıyorlar şekerlemelerinizi…

Siparişinizi vermek ve diğer ürünlerini incelemek için http://www.handeninfirini.com ‘a göz atabilirsiniz…

AYIN “SPA”SI

İstanbul Anadolu Yakası, Ataşehir’de, Marriott Hotel Asia içinde bulunan “Palestra Fitness & Spa”dan onlu masaj paketi satın aldım…

Masajları mükemmel, masaj yapan personeli nazik mi nazik, ortam pırıl pırıl, SPA öncesi kuruyemiş ve soğuk çay ikramları kusursuz…

Derken!…

Masaj odama girdim ve masaj başladı ki başlamaz olaydı!

Otelde tadilat varmış ve odamın içerisinde matkap sesiyle masaj yaptırdım!

Balili masörüm defalarca yönetimi uyardı ama nafile… Defalarca özür diledi benden…

Ayıp ettin Marriott, yakışmadı beş yıldızlı otel konforuna!

AYIN MAFYASI

İstanbul Anadolu Yakası’nda, Palladium AVM’nin giriş katında büyük bir stant kurulmuş… Kurabiyesinden, tatlılarına, kuruyemişine kadar mükemmel bir görsel…

Baklava sunumlarına bayıldım ve dedim ki “satın alıp, beğenirsem köşeme yazayım”…

Tabii hemen vitrinden, yanda gördüğünüz tepsinin fotoğrafını çektim…

Ve olan oldu!

Yeraltı dünyasından bir mafya babası edasıyla, stant arkasındaki genç arkadaş atıldı “Ne yapıyorsunuz?” diye…

Anlattım ben de…

Efendim, fotoğraf çekmek yasakmış!

Neden?

Yasak, yasak, yasak!

Yahu “Yasak, yasak, yasak!” nedir? “Voltran, Voltran, Voltran!” gibi!

Neyse, bu kaba tavırdan sonra satın almadım tabii… Dolayısıyla tadını da bilmiyorum bu güzel “görünümlü” tatlıların…

Siz siz olun Tafe’den alışveriş yaparsanız “Sakın, sakın, sakın!” fotoğraf çekmeyin… Oradaki ağabeyin sinirli bir anına denk gelirseniz, başınıza gelenlerden sorumlu değilim!

Firmanın haberi olmayabilir bu kaba arkadaştan… Ben görevimi yapıp web sitelerini yazayım yine de…

http://www.tafegida.com

Alışveriş yapıp yapmamak size kalmış.

Ağzınızın ve kalbinizin hep tatlı olması dileğimle… Sevgimle kalın…

%d blogcu bunu beğendi: