“yemek zevki” Dergisi Ekim 2014 “Sosyotik Trendler” Köşem…

TOPLAMSOSYOTİK TRENDLER

AYIN HİJYENİĞİ

Hemen ilk cümlede belirteyim, paragrafın devamında sorun olmasın… Sigara, nargile gibi tütün ürünleri sağlığa zararlıdır ve içilmesini kesinlikle tavsiye etmiyorum amma vekalin “İlla da nargile içeceğim” diyenler için küçük bir uyarı: “Nargilenin servis edildiği şişeler iyi temizlenmediği zaman, özellikle de “marpuç” adını verdiğimiz ve dumanın içinden geçtiği kısım onlarca, yüzlerce kişi tarafından kullanıldığı için çeşitli hastalıklara neden olabiliyor!

Peki çözüm?

En iyi çözüm, nargileden vazgeçmek tabii ki ama bunu başaramıyorsanız kendi nargile takımınızı yanınızda taşımanız en doğrusu… Bu da çok zahmetli bir durum olduğu için, zararlının en “hijyeniğini!” seçmek gerekiyor…

Bunun için de en iyi alternatif Çırağan Palace Kempinski bünyesinde bulunan “Le Fumoir”…

“Le Fumoir” İstanbul’un en temiz nargile hizmetini veriyor… Şişeler pırıl pırıl yıkanıyor, personel tütünü tutarken bile eldiven kullanıyor, marpuçlar her ay çöpe gidiyor ve yerine yenileri geliyor…

Tabii bunun bir bedeli var, sonuçta amaç para kazanmak…

Size “Le Fumoir”in nargile fiyatlarını yazayım, hesap gelince şok olmayın sonra…

Tek Aromalar (Elma, Şeftali, Çilek, Vişne, Kavun, Gül, Bal, Muz, Üzüm gibi)                100.-TL

Karışım Aromalar (Portakal – Nane, Sakız – Nane, Çilek – Kavun, Vişne – Nane gibi)     140.-TL

Özel Geleneksel Aromalar (Tömbeki, Karışık Meyveler, Doğal Elma gibi)                     175.-TL

“Le Fumoir” Üç Aromalı Nargile           200.-TL

Mevsim Meyveli Buz Nargile                240.-TL

AYIN UYDURUĞU

Starbucks’ın kahvelerini bayıla bayıla içiyoruz ki bu bayılanlar kervanına ben de dâhilim… Tatlıları deseniz birbirinden leziz ama gelin görün ki bazen menülerine “Nasılsa ne yapsam beğeniliyor arkadaş” mantığı ile uydur kaydır bir şeyler ekliyorlar…

Geçenlerde “Roast Beef Croissant”ın tadına baktım… Soğuk yeseniz daha mantıklı ama servis personelim hemen ısıttı “Croissant sıcak yenir” mantığı ile ama bu sefer de yeşilliklere ve “roast beef”e yakışmadı o sıcaklık…

Doymak için son çare olarak 7,50.-TL verip yenir ama 2.-TL’ye peynirli simit varken de Starbucks’ın bu ürününü tercih etmem!

AYIN “BU KADAR DA OLMAZ!”I

İstanbul Anadolu Yakası’ndaki Akasya AVM’de sinemaya gideceğim, bir açlık bastırdı…

Sinema biletini satın aldığım katta “Trattoria Enzo” çarptı gözüme… Severim böyle “janjanlı” isimleri…

İtalyan restoranıymış, “Trattoria Enzo”… Daldım içeri…

Servis personelime, ne tavsiye ettiğini sordum…

Dedi ki “biz pizzanın en iyisiyiz, pizza fırınımız İtalya’dan geldi (parmağıyla 10 metre ilerideki fırını işaret ederek)”…

“Kurutulmuş Dana Etli” pizza (domates sosu, mozzarella peyniri, bresaloa ve roka) sipariş ettim… KDV dâhil 26,50.-TL

Pizzada hamur tercihi yapamıyorsunuz, tarz olarak kenarlar kalın ortalar ince ve gayet başarılı…

İtalya’dan gelen fırını bu kadar övünce servis personelim, sordum ben de özelliklerini…

Odun ateşiymiş ama alt tarafında doğalgaz ısıtması varmış… Fırın üzerine, mühendis ve gurme “duyularımı” birleştirerek o kadar çok araştırma yaptım ki bugüne kadar… Özetle doğalgazlı fırınlarda pişirilen “ürün”den, odun fırınında pişirilenden aldığınız tadı alamazsınız… Fırının “has”ı odun fırınıdır… Ama odun fırını zor iş; özellikle bir alışveriş merkezi içindeyseniz… Odun ateşinin tadını verebilmek için en “ticari” yol, “Trattoria Enzo”nun kullandığı gibi karma fırınlardır…

Tam servis personelimle muhabbet ederken bir “beyefendi!” geldi yanımıza “Yardımcı olmamı ister misiniz?” diye…

“Hayır, istemeyiz…” yanıtını verdim…

Aldığım cevap “Yok ben restoran yöneticisiyim de, yardımcı olayım…”

Ben “istemiyorum” diyorum, restoran yöneticisi ağabey konuyu uzatıyor…

Neyse…

Siparişimi beklerken fırının yanına doğru yürüyorum ve müdür ağabey yanıma geliyor, adı Ahmet Gülyüz’müş… Ve birden diyor ki “fotoğraf çekemezsiniz”…

Birincisi fotoğraf çekmeyeceğim, fotoğrafı ne yapayım… Eğer çekecek olsam alt tarafı tabağı, çanağı, pizzayı çekebilirim; banka ya da askeri üs değil ki orası, ne bu gizlilik ve katılık!

Çeksem, sosyal medyada paylaşsam senin faydana; bilinçli markalar sosyal medyada daha fazla kişiye ulaşmak için neler yapıyorlar neler…

Ve ayın bombası geliyor; Müdür Ahmet Bey açık açık bana “eğer fotoğraf çekersem güvenlik çağıracağını söyleyip beni tehdit ediyor”… Fotoğraf çekmeme kesinlikle izin verilmiyormuş o “askeri üs”te…

Ne diyeyim; “ağzımın tadı kaçıyor, yiyorum pizzamı çıkıyorum mekândan”…

Dip Not: Bu olayın haricinde, mekânda bir garip nokta da gözüme çarpıyor… Bir pizzaya 30.-TL ödediğiniz restoranda, masa örtüsü kirlenmesin ve yıkama derdi olmasın diye, masaların üzerlerine beyaz ince kâğıtlar serilmiş… Personele soruyorum; bu kâğıtlar olmasa örtüyü yıkamak zorunda kalacaklarını söylüyor…

Ne diyeyim “En iyisi örtüleri naylon kaplayın, yıllarca yepyeni kalsın, yıkama derdi de olmasın”…

“Trattoria Enzo”ya giderseniz, fotoğraf çekmemeye dikkat edin, başınızı da belaya sokmayın…

AYIN DÖNERCİSİ

“Kasap Döner”i bilmeyenimiz tanımayanımız yoktur…

Ben de yolum düştükçe, canım çektikçe; Ataşehir’deki şubelerine uğrarım. Hem olumlu hem de olumsuz görüşlerim var markayla ilgili…

Öncelikle, Türkiye’nin en iyi dönercilerinden biri bana göre… Ayrıca masaların üstüne monte ettikleri “iPad”lerde müşterinin vakit geçirmesini sağlamak, çok hoş bir düşünce… Tabii “Bu ‘iPad’lerin ekranları, dönerlerini dürüm yaparak yiyen müşterilerin elleriyle dokunmaları nedeniyle keşke yağ içinde olmasaydı” diye düşünmeden yapamıyor insan ama işletmenin bu ekranları temiz tutabilmesi için tek yol her bir ‘iPad’in için bir “ekran silici personel” görevlendirmesi ki bu da mümkün değil…

“Kasap Döner”e ne zaman gitsem, tüketici olarak çimde aynı huzursuzluk… Menü yok!

Duvara yansıtılmış bir menü oluyor “bazen”… Onun için de o duvarın yanında dikilip menüyü kumanız gerekiyor…

Servis personeli yazılı bir menü getirmiyor size, alt tarafı döner yiyeceksiniz… Bekliyorsunuz ki “bir mi bir buçuk mu olsun?” diye sorsun…

Ama başlıyor saymaya personel “50 gr mı, 70 gr mı, 100 gr mı, 120 gr mı, 150 gr mı, 200 gr mı, şu kadar mı, bu kadar mı?” olsun döneriniz…

Müşteri olarak ister istemez bir art niyet hissi oluşuyor bende… Ne bileyim kaç gram dönerle doyacağım… Hadi onu da geçtim, nereden bileceğim o dönerin gramajının doğruluğunu…

Yanlış anlaşılmasın “eksik gramaj veriyorlar” demiyorum ama aynı huzursuzluk başka arkadaşlarımda da mevcut…

Bir başka gün gene aynı mekâna uğruyorum, duvardaki menü kapalı… Servis personelime diyorum ki “menü verilmesi gerekmez mi?”…

Cevap: “Konseptimizde yok…”

Sipariş veriyorum ama 10 şubesi olan “Kasap Döner”de hala kâğıda sipariş yazılıyor… Elektronik bir adisyon sistemi yok…

Bu arada canınız tatlı isterse çekinmeden Trileçe (Arnavut tatlısı) yiyebilirsiniz “Kasap Döner”de… Trileçe koyun, keçi ve inek sütünün karışımından yapılıyor… Islaklığı ve tadı mükemmel ötesi… Fiyatı 6.-TL

Ağzınızın ve kalbinizin hep tatlı olması dileğimle… Sevgimle kalın…

%d blogcu bunu beğendi: