“yemek zevki” Dergisi Mart 2015 “Sosyotik Trendler” Köşem…

FullSizeRenderSOSYOTİK TRENDLER

YÜZÜKLERİN SAİT EFENDİSİ

“Yüzüklerin Efendisi” sinema filmiyle bir ilgisi yok ama slogan olarak “Lezzetin Efendisi”ni seçmiş kebapçı “sait efendi”… Bir de “Yüzüklerin Efendisi” sinema filminin serisi olduğu gibi “sait efendi”nin de Cevahir AVM, Esentepe, Profilo AVM, Mall Of İstanbul, Vialand AVM, Viaport AVM olmak üzere altı serisi (pardon şubesi) olunca benzetiverdim işte…

Sait Efendi kebapçısının Mall Of İstanbul alışveriş merkezinde bulunan şubesine, bir tiyatro oyunu öncesinde uğradım. Bu arada hemen belirteyim Mall Of İstanbul, İstanbul’un diğer alışveriş merkezlerine göre başarılı ama derseniz ki bir “Kanyon AVM mi ya da İstinye Park AVM mi?” tabii ki değil ve tekrar derseniz ki “MoiPark’la çocuk eğlencesine, sinema salonu kalitesine, tiyatroya ve sanata verdiği destekle AVM’ler arasında kaçıncı sırada?”

İşte o zaman Mall Of İstanbul, İstanbul’un bir numaralı AVM’si konumuna geçiyor; yeri gelmişken peşinen tebrik ediyorum.

Konumuza yani “sait efendi”mize döneyim…

Sait Efendi’de bir porsiyon Oruk Kilis Kebabı yedim… Ne mi Oruk Kilis Kebabı?

Pide üzerine Urfa kebabı, ince bulgur, al biber, domates, biber, sumaklı soğan, pilav ve süzme yoğurt; fiyatı 18.90.- TL

Üst satıra bakınca anlatmak o kadar da zor değil. Servis personelime “Oruk Kilis Kebabı nedir?” diye sordum…

Cevabı “Çok güzel bir soru sordunuz, tam olarak bilemiyorum oldu!”

Ne demiş rahmetli Barış Manço?

“10 puan, 10 puan, 10 puan; seni yerine alıyoruz!”

Bakıyor işin içinden çıkamayacak servis personelim, kebabı yapan ustaya yönlendiriyor beni.

Ustanın cevabı “Urfa kıyması, yanında yoğurt, bir de haşlanmış sebze var yanında…”

Yahu tamam da “Diğer kebaplardan ne farkı var, adı neden ‘Oruk Kilis Kebabı’ da ‘Urfa Kebabı’ değil?” diyorum…

Bir usta daha geliyor destek vermeye “Bir farkı yok diğer kebaplardan, sadece Urfa kıyması” diyor yani satır kıyması…

Hani tek farkı satır kıyması olmasıymış ya “Oruk Kilis Kebabı”nın, ikinci usta lafın arasında itirafta bulunuyor kendi kendine “Normalde zırh kıyması ama bizde makineden…”

Neyse, uzatmıyorum konuyu; kebabım geliyor… Tadı, tuzu, çeşnisi, kıyması mükemmel ötesi de ne gerek var o zaman böyle isim uydurmacalara “Urfa Kebabı” de olsun bitsin!

İkinci bomba…

Mall Of İstanbul o kadar kalabalık ki, hele Sait Efendi’nin de içinde bulunduğu yemek katı… Hani derler ya “müşteriyi kovsan yine gelir” diye… İşte öyle kalabalık!

“Müşteriyi kovsan” demişken az kalsın servis personelinden yiyeceğim “dayağı” anlatayım!

“Dayak” işin abartısı da konu şu; kebaptan önce sipariş ettiğim su geliyor ama bardak yok, ben de “şişeden mi içeceğiz, bardak gelecek mi?” diyorum. Servis personelim “beyefendiye bardak getirin” diyor. Bu arada ben de cep telefonumla kebabın fotoğrafını çekmeye hazırlanıyorum derken servis personelim çıkışıyor “Neden fotoğraf çekiyorsun!” diye…

Mall Of İstanbul’daki Sait Efendi’yi şöyle anlatayım size…

“İstanbul’un en iyi kebaplarından biri, İstanbul’un en kötü hizmetlerinden biriyle servis ediliyor!”

AYIN MİNİ TARİFİ

Bir gün gazetelerde “Omlet zehirlenmesinden öldü” diye bir haber görürseniz aklınıza ben geleyim çünkü Midpoint’lere uğradığımda omletten başka yiyecek bir şey bulamıyorum. Maalesef Midpoint mutfağı benim damak tadıma pek hitap etmiyor.

Geçen gün omlet harici yiyecek bir şey buldum Midpoint’te; Potato Skins.

Menüde “kızarmış kabuklu patates içerisinde dana jambon ve kaşar peyniri” olarak geçiyor Potato Skins… Fiyatı 14,50.- TL

“Alt tarafı patates yahu, bu fiyat çok değil mi?” demeyin; sonuçta Midpoint’te yiyorsunuz… Bunun masa başına düşen kirası var, elektriği var, suyu var, personeli var, vergisi var, var oğlu var…

Potato Skins tartar sos ve dip sosla servis ediliyor.

Şimdi, şöyle bir durum var…

Yazılarımı okuyan okuyucularımız, sosyal medyada da yaptığım yemekleri paylaştığım için minik de olsa tarifler istiyorlar. Ben de bu sefer size bu iki sosun tariflerini yazayım dedim…

Dip Sos: Dip sosun normal yemek soslarından farkı yemeğe dökülmemesi ve yiyeceğin sosa batırılmasıdır. Nasıl yaparsınız peki?

1 su bardağı yoğurt, 1 tatlı kaşığı kekik, 1 tatlı kaşığı pul biber, 2 diş sarımsak, 1 yemek kaşığı mayonez, 1 çay kaşığı tuz ve 1 tatlı kaşığı kuru nane malzemelerimiz.

Yoğurda mayonezi ekleyip karıştırın. Sarımsakları ezip karışıma ekleyin. Daha sonra sırasıyla baharatlarınızı ve artan malzemelerinizi ekleyerek karıştırmaya devam edin sosunuzu. İyice karıştırın ki baharatlar sosun içine iyice dağılsın. Dip sosta önemli bir detay da “sosum hazır” deyip hemen patatesinizi, köftenizi, cipsinizi vs. batırmayın sosunuza. Yarım saat bekleyin ki, sosunuzun tadı iyice otursun.

Tartar Sos: Tartar sosu da dip sos gibi kullanın yani patatesinizi, cipsinizi, atıştırmalıklarınızı bandıra bandıra yiyin. Tabii önce hazırlayın sosu. Malzemeler mi neler?

Yarım kg mayonez, 2 diş sarımsak, 10 kornişon turşu, 50 gr kapari, 2 adet limonun suyu, 2 adet haşlanmış yumurtanın beyazı, 1 tutam maydanoz, 1 tatlı kaşığı karabiber ve 1 tatlı kaşığı tuz.

Turşularınızı, kapari ve yumurta aklarınızı iyice kıyın. Sarımsaklarınızı ezin. Limon suyu hariç bütün malzemeleri bir kâsede karıştırın. İyice karışan bulamacınıza limon suyunuzu yavaş yavaş ekleyerek çırpın. Tartar sosunuz hazır, hem de dip sosunuz gibi bekletmenize de gerek yok. Hemen servis edebilirsiniz.

AYIN MARMELATI

Galata’da Marmelat Cafe adında bir mekân açılmış; ağırlıklı olarak kahvaltıcı gibi. Yani en azından ben kahvaltı etmek için gitmeyi tercih ederim.

Mekânın detaylarına http://www.marmelatcafe.com’dan bakabilirsiniz.

Neyse uzatmayayım. Sevdiğim bir dostumun arkadaşları açmış Marmelat Cafe’yi; dostum da rica etti “Seni misafir etmek istiyorlar, gel de beğenirsen yemekleri yazarsın” diye.

Kalktım gittim. Biliyorsunuz; prensip olarak parasını ödemediğim hiçbir şeyi yazmıyorum. Bu sefer nedense misafir edilmeyi kabul ettim.

Bakalım bedava yemek nasıl oluyor diye.

Gittik oturduk dostumla; hoş sohbet, muhabbet falan da bekle bekle yiyecek bir şey yok. Yahu işi gücü bırakıp gitmişim; kahve içmeye mi geldik!

Baktım olacak gibi değil, dedim ki “Ben parasını ödemediğim hiçbir şeyi yazmıyorum; karnım da aç; hesabı almayı kabul ediyorsanız hemen getirin siparişleri”…

Getirdiler siparişleri; yapıştırdılar 80.-TL hesabı; “ahan da” afiyet olsun!

Tek tek yazmayayım şimdi ne var ne yok Marmelat Cafe’de diye. Dükkân küçücük bir yer ama pırıl pırıl. Yemekleri, etleri, peynirleri, mezeleri, çoğu beş yıldızlı otel mutfağınınkinden daha iyi…

Dostumun arkadaşları açmış diye söylemiyorum. Gerçekten gittiğinize değecek bir menüleri var.

Mutlaka gidin; kefilim…

Bu arada illa masada oturup bir şeyler yemenize gerek yok Marmelat’ta; peynirinizi, şarküterinizi, zeytinyağınızı paket ettirip evinize de götürebiliyorsunuz; market usulü.

Bir de o soğukta arabayı otoparka park edip, ıslana ıslana Marmelat’a kadar yürüyüp, 80 lira ödeyip, üstüne bir de kilo aldıran kaloriler olmayaydı…

Ağzınızın ve kalbinizin hep tatlı olması dileğimle… Sevgimle kalın…