“yemek zevki” Dergisi Şubat 2015 “Sosyotik Trendler” Köşem…

IMG_9965SOSYOTİK TRENDLER

“HAV AR YU” POLAT?

İki gurmenin “Renaissance Polat İstanbul Otel”in mutfağıyla ilgili, “özensizlik” temalı konuşmasına tanıklık edince “Polat”la ilgili birkaç ay önce yaşadığım bir deneyimi not düşmek istedim… Üstünden aylar geçmiş ama madem hiçbir şey değişmemiş, buyurun size İstanbul’un en iyi beş yıldızlı otellerinden “Yeşilköy Polat”ta bulunan Marmara Balık Lokantası deneyimim!

Akşam yemeği saatleriydi, “Polat”taki toplantım bitince yalnız başıma Marmara Balık’a girdim… Yan masama turist bir aile oturdu ve servis personeline Fransızca sipariş vermeye başladı…

Personel “nakavt” tabii, hemen çat pat “İngıliş” toparlamaya çalıştı durumu ama turist ailede de “No İngiliş”…

Turistin İngilizce bilmemeye hakkı var, beş yıldızlı bir otelde çalışan personelin de Fransızca bilmemeye… Ama beş yıldızlı bir otel bünyesinde bulunan bir restoranında, çat pat bile olsa Fransızca bilmeyen tek bir personelin olamaması içler acısı…

Neyse, sipariş sırası bana geldi ve lüfer ızgara ile ince kıyılmış salata sipariş ettim… Ettim de menüde balığın fiyatı yoktu! Sordum servis personelime, balıklar günlükmüş (aylık olsaydı bari!) ve halden geliş fiyatına göre günlük olarak satış fiyatları da değişiyormuş balıkların; bu nedenle de menüye fiyat yazmıyorlarmış!

Vah kardeşim vah!

Bir yaşıma daha girdim… Ayıp yahu! Sen turist olsan, yabancı bir ülkeye gitsen, Polat Renaissance gibi güven içerisinde konakladığın bir beş yıldızlı otelin restoranındaki menüde, sipariş edeceğin balığın fiyatını görmezsen ne düşünürsün!

İşte o iletişim kuramadığın turist de aynı şeyi düşündü koskoca Polat Renaissance’la ilgili!

Servisi de anlatayım size biraz… Beş yıldızlı Polat Renaissance’daki Marmara Balık Lokantası’nda, yemekten önce kızarmış ekmek ve peynir servis ediliyor ama “küçük” bir bıçakları yok!

Servis personelimden tereyağı bıçağı istiyorum… Yokmuş efendim tereyağı bıçakları, “o bıçakları kullanabilirsiniz”mişim… Allah razı olsun, izin de çıkıyor, kılıç kalkan oynamam için!

Bu arada Marmara Balık’ta 1 adet lüfer ızgara 65.-TL, salata 12.-TL… Fiyatlara KDV dahil…

AYIN UMURSAMAZI

Geçen ayki köşemde “Burger King” Ataşehir şubesiyle ilgili yazdıklarım, medya takipten hemen Burger King’in basın ve halkla ilişkiler şirketinin kulağına gitmiş… Yayın Yönetmenimiz Eren Aydın beni aradı “Numaranı istiyorlar verebilir miyim?” diye…

Tabii ki…

Çok nazik bir hanımefendi aradı “Burger King”in çalıştığı basın ve halkla ilişkiler şirketinden… Üzülerek şirketin ve hanımefendinin adını hatırlayamadığımı belirteyim…

Neyse… Hanımefendi, sorunla ilgileneceğini ve Burger King’den yetkili bir beyefendinin beni arayacağını söyledi. Aradan 15 gün geçti, ne arayan oldu ne soran…

Ben de kaleme aldığım şubeye uğradım, bir şey değişmiş mi Okumaya devam et

“yemek zevki” Dergisi Ocak 2015 “Sosyotik Trendler” Köşem…

FullSizeRender

SOSYOTİK TRENDLER

AYIN ŞİKÂYETLERİ

Sosyal medya günümüzde, yazılı basından ve televizyondan daha güçlü bir mecra. Tabii, doğru kullanıldığında…

Televizyon yapımlarının, anahtar kelime olarak yazılıyla yarışma şansı yok. Yazılı mecranın yani gazete ve dergilerin de sosyal medyayla yarışma şansları yok (çok güçlü bir web siteleri varsa o ayrı)…

Her gün onlarca şikâyet maili alıyorum… Şikâyet mailleri yeme içme sektörü olduğu gibi kuaföründen spa’sına, otelinden mobilyacısına değişiklik gösteriyor. Ama gelin görün ki, Yemek Zevki Dergisi’nde gıda harici yazmak etik değil. Bu nedenle “Neden bu konuyu dile getirmiyorsun Kalustcuğum?” maillerinizle ilgili bu sayfalarda yapılacak çok bir şey yok maalesef…

Anlayışınıza sığınıyorum…

AYIN “BURGER”CİSİ

Burger King dünya çapında bir marka… Mc Donald’s’ın da en önemli rakiplerinden ama ne hikmetse Türkiye’de hak ettiği kalite standartlarına bir türlü sahip olamadı.

Ataşehir’in Atatürk Bulvarı’nda, hem Burger King var hem de Mc Donald’s…

İki restorana da uğradım. İstedikten sonra her mekânda eleştirecek noktalar bulursunuz ama Burger King’inki maalesef eleştirinin biraz ötesinde…

Sosyal medya üzerinden şikâyetimi dile getireyim dedim olmadı… Merkezi arayayım dedim, birine ulaşmak ne mümkün…

Yazıktır yıllarca kazanılmış marka değerine… Yazıktır yapılan yatırımlara…

Lütfen şubelerinizi biraz denetleyin sevgili Burger King yetkilileri…

AYIN HESABI

Trump AVM’nin girişinde bulunan Big Chefs’e haftada 3-4 gün uğruyorum.

Personel “nispeten” nazik… Menü sorunsuz… Hafta size favori salatamı olan “balzamikli et salatası”nı öneririm… Hem doyurucu hem tadı mükemmel… İçinde roka, Akdeniz yeşillik, kavrulmuş dana eti, soğan, biber, sarımsak, isot, balzamik sirke, kajun fıstık ve domates var… Fiyatı 32.-TL

Tiyatro gurubumdan arkadaşlarımdan biri yine Big Chefs’e uğradığımız bir gün, çıkışta “hesaba gözüm takıldı, hesapta menemen yazıyordu, biz menemen yemedik ki” demez mi…

Binmişiz otomobile, akşam trafiğinde çıkmışız yola, geri dönmek 1 saat…

Neyse, unuttuk gitti… Son uğramamda aklıma geldi “menemen” ve hesabı ödemeden önce kontrol etmek istedim… Bir baktım hesapta Cola Zero yazıyor!

İtiraz ettim hemen “içmediğim Cola’ya”… Yanlışlık olmuş!

Tam ödeyeceğim hesabı, bu sefer bir baktım “ekstra kajun fıstık, 2.-TL” yazıyor!

Bu ne? Efendim sipariş verirken “kajun fıstığı fazla olsun” demişim… Ben dedim ki “soğanı az, kajun fıstığı fazla olsun”…

Madem 4 adet ekstra kajun fıstığa 2.-TL yazdınız, çıkarttığınız soğandan da 1.-TL düşün…

32.-TL’ye salata satılmasına diyecek Okumaya devam et

“yemek zevki” Dergisi Aralık 2014 “Sosyotik Trendler” Köşem…

IMG_5489SOSYOTİK TRENDLER

AYIN UKALASI

Birkaç hafta önce haftada birkaç gün uğradığım Trump AVM’de “Cadde” konsepti içinde bulunan Al Fakheer’de, arkadaşlarla oturuyoruz. Yanımda oyuncu büyüklerim var… Hesabı ödedik ve tam çıkıyoruz ki, açık mutfak önünde bulunan kurabiyelerin üzerindeki cam kapağı kaldırıp içinden bir tanesini ağzıma attım. Yanımdaki büyüğüm Hüseyin Ağabey’e de dedim ki “Hüseyin Abi, gel sen de al bir tane, hesabı ödedik nasılsa, bu eşantiyon”…

Cam kapağı kenara koydum ve tezgâhın arkasındaki görevliye de “kardeşim, şunu kapatırsın bir zahmet” dedim… Çıkışa doğru yürürken birisinin “ne ukala herif bu yahu” dediğini duyduk ve geri döndüm. Baktım mekânın aşçısı ters ters bana bakıyor.

Başladı bir tartışma… “İşletmeciyi çağırın” dedim…

İşletmeci geldi ve dedim ki “Durum bu şekilde oldu ve personeliniz bana ‘ukala’ diyor”…

Bu arada aşçıya, müşteriye hakaret edemeyeceğini anlatıyorum ama aşçı ukala olduğum konusunda ısrarcı… Açıkta duran kurabiyelerden bir tane almak için, müşteri olarak önce izin isteyecek, sonra da teşekkür edecekmişim…

İşletmeciye döndüm; işletmeci de kızgın “uzatma konuyu” dedi…

Biraz daha ısrar etsem benim kafayı gözü kıracaklar…

Çıktım mekândan ve Al Fakheer’lerin ortağı olan beyefendiyi aradım… Tartışmanın ses kaydı olduğunu ve aynen anlattığım gibi gerçekleştiğini söyledim…

1 saate kadar işyerinde olacağını, konuyu öğrenip bana döneceğini söyledi… Sonrasında ne arayan var ne soran…

Ne diyeyim; madem ukalayız, gitmeyiz biz de bir daha olur biter…

AYIN TÜRK KAHVESİ

Tarihi Beyoğlu Kurukahvecisi’ni daha önce duymamıştım… Kargoyla tatmam için çekilmiş Türk Kahvesi yollamışlar… Ofiste kahvemizi yapan ablaya vermiş asistanım da, haberim yok kargodan…

Tadı bir değişik, daha güzel geldi kahvenin ve ablamıza ne marka olduğunu sorduğumda kargodan haberim oldu. İnternetten numaralarını bulup aradım firmayı…

Tarihi Beyoğlu Kurukahvecisi’nin tarihi, kurucularından Bilun Çolak’ın dedesine, 1930 yılına kadar dayanıyor. Marka ayda 100 ton kahve üretiyor ve Kaşıbeyaz’dan tutun da Konyalı’ya, BTA Atatürk Havalimanı’ndan tutun da tüm adliye saraylarına kadar içtiğimiz Türk kahvelerini, Tarihi Beyoğlu Kurukahvecisi tedarik ediyor…

Yıllarca perakendeye önem vermemiş firma ama artık kendi markasıyla son tüketiciye ulaşıyor… Marketlerde rastlarsanız mutlaka tadına bakın…

AYIN KAHVALTISI

İstanbul’da birçok beş yıldızlı otel olmasına rağmen, Anadolu Yakası’ndakilerin hizmet kaliteleri maalesef Avrupa Yakası’ndakilere göre zayıf…

Geçen ay konakladığı Kalamış Wyndham Otel’de, diyetimi bozup odaya kahvaltı istedim…

“Kalamış kahvaltı tepsisi”nde; soğuk meze tabağı, beyaz peynir, kaşar ve baharatlı sıkma peynir, hindi ve dana jambon, marine karışık zeytin, tereyağı, reçel, nutella, bal – kaymak (ya da tahin Okumaya devam et

“yemek zevki” Dergisi Kasım 2014 “Sosyotik Trendler” Köşem…

TOPLAMSOSYOTİK TRENDLER

AYIN MÜKEMMELİ

Geçen ay Starbucks’la ilgili bir eleştiri yazmıştım. Dergimiz satışa sunulduktan 1 gün sonra Starbucks Türkiye’nin stratejik iletişim danışmanlığını yürüten Ünite İletişim ve Tanıtım Hizmetleri’nden, Marka Direktörü Sn. Bengü Bozoğlu’ndan bir mail aldım.

Cep telefonumu mail ile bildirdikten dakikalar sonra telefonum çaldı, arayan Şebnem Hanım…

Bir marka bu kadar iyi temsil edilebilir… Konuyla ilgili öyle bir açıklama yaptı ki neredeyse ben özür dileyeceğim… Teşekkür edip konuyu kapattığımı söyleyerek görüşmeyi noktaladım…

Aradan bir gün geçti, açıklama mektubu ile birlikte bir hediye paketi geldi…

Köşemi takip edenler ve beni tanıyanlar bilirler; memleketi hediye etseniz inanmadığım şeyi yazmam…

Paketin içinden çıkan mektubu, sıkılmadan okumanızı rica ederek aynen yazıyorum… Yazıyorum ki “külhanbeyi!” firmalara örnek olsun…

Sayın Kalust Şalcıoğlu,

Yemek Zevki dergisinde, Ekim 2014 tarihinde yayımlanan yazınıza istinaden, konuyla ilgili açıklamamızı aşağıda bilginize sunarız.

Öncelikle geri bildiriminiz için teşekkür eder ve yaşadığınız rahatsızlık nedeniyle üzüntümüzü belirtmek isteriz.

Kurulduğu günden bu yana benzersiz Starbucks Deneyimi’ni misafirlerine yaşatmak arzusunu taşıyan bir marka olarak, bu deneyimin en önemli parçalarından birinin size sunduğumuz hizmet olduğuna inanıyoruz.

Bu düşünceden yola çıkarak sizlere daha kaliteli bir hizmet verebilme adına Hillside Trio mağaza çalışanlarımız uyarılmıştır.

Sizi mağazamızda ağırlamaktan her zaman büyük mutluluk duyacağımızı belirtir, kahve keyfinizin daim olmasını dileriz.

Saygılarımızla,

Starbucks Türkiye

Hani bazen kendi aramızda konuşuyoruz ya “elin adamı, dünyanın bir ucundan 3 liralık kahveyi bize 10 liraya satıyor, amma da para kazanıyor” diye… İşte o “amma da para” bu şekilde kazanılıyor…

AYIN FİT’İ

Ece Vahapoğlu’nu tanımayanınız yoktur, benim de çok samimi dostumdur…

Geçen ay Ece, İstanbul genelinde 4 şubesi olan “hardal” Cafe zinciriyle anlaşmış ve kendi adını taşıyan bir “fit menü” hazırlamış “hardal”a… Bana da basın bültenini yolladı “Kalustcuğum, köşende yazar mısın?” diye…

“Yazmam Ececiğim, ben kolay memnun olmam… Gidip yemeden, denemeden yazamam… Yazarsam, eleştirecek bir şey mutlaka bulurum, sonra dostluk bozulur” dedim…

Spor dönüşü Caddebostan’dan Okumaya devam et

“yemek zevki” Dergisi Ekim 2014 “Sosyotik Trendler” Köşem…

TOPLAMSOSYOTİK TRENDLER

AYIN HİJYENİĞİ

Hemen ilk cümlede belirteyim, paragrafın devamında sorun olmasın… Sigara, nargile gibi tütün ürünleri sağlığa zararlıdır ve içilmesini kesinlikle tavsiye etmiyorum amma vekalin “İlla da nargile içeceğim” diyenler için küçük bir uyarı: “Nargilenin servis edildiği şişeler iyi temizlenmediği zaman, özellikle de “marpuç” adını verdiğimiz ve dumanın içinden geçtiği kısım onlarca, yüzlerce kişi tarafından kullanıldığı için çeşitli hastalıklara neden olabiliyor!

Peki çözüm?

En iyi çözüm, nargileden vazgeçmek tabii ki ama bunu başaramıyorsanız kendi nargile takımınızı yanınızda taşımanız en doğrusu… Bu da çok zahmetli bir durum olduğu için, zararlının en “hijyeniğini!” seçmek gerekiyor…

Bunun için de en iyi alternatif Çırağan Palace Kempinski bünyesinde bulunan “Le Fumoir”…

“Le Fumoir” İstanbul’un en temiz nargile hizmetini veriyor… Şişeler pırıl pırıl yıkanıyor, personel tütünü tutarken bile eldiven kullanıyor, marpuçlar her ay çöpe gidiyor ve yerine yenileri geliyor…

Tabii bunun bir bedeli var, sonuçta amaç para kazanmak…

Size “Le Fumoir”in nargile fiyatlarını yazayım, hesap gelince şok olmayın sonra…

Tek Aromalar (Elma, Şeftali, Çilek, Vişne, Kavun, Gül, Bal, Muz, Üzüm gibi)                100.-TL

Karışım Aromalar (Portakal – Nane, Sakız – Nane, Çilek – Kavun, Vişne – Nane gibi)     140.-TL

Özel Geleneksel Aromalar (Tömbeki, Karışık Meyveler, Doğal Elma gibi)                     175.-TL

“Le Fumoir” Üç Aromalı Nargile           200.-TL

Mevsim Meyveli Buz Nargile                240.-TL

AYIN UYDURUĞU

Starbucks’ın kahvelerini bayıla bayıla içiyoruz ki bu bayılanlar kervanına ben de dâhilim… Tatlıları deseniz birbirinden leziz ama gelin görün ki bazen menülerine “Nasılsa ne yapsam beğeniliyor arkadaş” mantığı ile uydur kaydır bir şeyler ekliyorlar…

Geçenlerde “Roast Beef Croissant”ın tadına baktım… Soğuk yeseniz daha mantıklı ama servis personelim hemen ısıttı “Croissant sıcak yenir” mantığı ile ama bu sefer de yeşilliklere ve “roast beef”e yakışmadı o sıcaklık…

Doymak için son çare olarak 7,50.-TL verip yenir ama 2.-TL’ye peynirli simit varken de Starbucks’ın bu ürününü tercih etmem!

AYIN “BU KADAR DA OLMAZ!”I

İstanbul Anadolu Yakası’ndaki Akasya AVM’de sinemaya gideceğim, bir açlık bastırdı…

Sinema biletini Okumaya devam et

“yemek zevki” Dergisi Eylül 2014 “Sosyotik Trendler” Köşem…

Eylül 2014 - Yemek Zevki

SOSYOTİK TRENDLER

AYIN “ESKİ PÜSKÜ”SÜ

Geçenlerde öğle saatlerinde yolum, Kalamış’taki “Bedri Usta Adana Kebapçısı”na düştü…

Yönlendirildiğim masama yerleşmek üzereydim ki, sandalyelerin kaplı olduğu beyaz deriyi fark ettim; delik deşik ve eskimiş! Masalardaki örtüler, kırışık ötesi…

Artık mekânlara girerken tek gözümü kapatıyorum, çünkü bir başlıyorum eleştirmeye, sonra yemekten tat alamıyorum… İstanbul “malzeme” dolu “Allah’a şükür!”

Neyse, servis personelim yaklaşıyor ama ne yaklaşma…

Bu kadar yıllık deneyimimle hemen tanıyorum tabii bu “Abicim, içeride iki masa var, günün kirasını senden çıkaracağız” yürüyüşünü ve soruyor “Ne veriyim abime?”

Mönü ver abine!

“Mönü vermeden mi sipariş alıyorsunuz?”

Kendisi ezbere biliyormuş mönüyü; önce soruyormuş “meze, ara sıcak ne alırsınız?” diye…

Fiyat mı?

“Fiyattan sana ne sevgili müşteri!”

“Garson” biraz bozuluyor ama mecburen veriyor menüyü… Not: Yazının devamında bu arkadaş “garson” olarak adlandırılacaktır çünkü kendisine “servis personeli” demem, sektörde gerçekten ve hakkıyla “servis yapan” emektarlara haksızlık olacaktır!

Bu arada alkol almak mecburi olmasa da masalarda rakı bardağı “standart!”, gidecek “rakı sever!”lere duyurulur…

“Mönüyü istemez olaydım” diyorum kendi kendime, zira yapış yapış mönü…

“Hadi, ön yargılı olmayayım…” diyerek, garsona ne tavsiye ettiğini soruyorum; içeride benden başka bir masa daha olduğunu görüp, mönüdeki en pahalı tabağı tavsiye edeceğini bilerek!

“Et sever misiniz efen’immm?” diye soruyor garson abi!

Yok, ben et sevmem, bu nedenle de Adana kebapçısına geldim! Soruya bak!

“Evet efen’im, severimmm” diyorum ve bingoooo…

Garson abim Okumaya devam et

“yemek zevki” Dergisi Ağustos 2014 “Sosyotik Trendler” Köşem…

photo 001SOSYOTİK TRENDLER

AYIN HAVALISI

Günlerden bir hafta içi… Kalamış Wyndham Oteli’nin kiracısı, “DA MARIO RISTORANTE & PIZZERIA”ya giriyorum… Şubat 2014’te açılan mekânı, memleketimin gurmeleri yere göğe sığdıramamıştı ve girerken dedim ki kendi kendime “Herhalde adım atacak yer yoktur içeride…”

Gelin görün ki bomboştu “Da Mario”… Yoksa bu gurmeler kendi kendilerine mi yazıyor? Yoksa gurmenin yazısını okuyanlar ertesi günü kapıda kuyruk olmuyor mu?

Neyse uğraşmayalım gurme amcalarla…

“Da Mario”da 6 dilim etten, bir tutam rokadan, 2 ince dilim parmesandan oluşan “Bistecca ai ferri con rucola e parmigiano” sipariş ettim… Bir de yanına misss gibi “Yerli Su”…

Bu arada hemen belirteyim; “6 dilim et” dediysem, anamızın evde hazırladığı 6 dilim değil; “anamızın mutfak hesabı”ndan gidersek “1 dilim bonfile” diyeyim… Parmesana güvenip “doyarım” diye düşünmeyin tabii, o yemeğin süsü; kibrit kutusuna soksan, o kadar parmesanla çeyrek kibrit kutusu ancak dolar… Yani “standart” Türk insanının doyma ihtimali yok 62.-TL’lik “Bistecca ai ferri con rucola e parmigiano” ile…

Ek olarak adisyonuma 8,5.-TL de “Büyük Yerli Su” eklemişler ama vallahi de billahi de ben yarım bardağını içtim suyun…

Şimdi muhalif gurmeler diyecek ki “O su şişesi senin için açıldı…”

Burada durum var… İlki, ben gittikten sonra 3 parmağını ancak içtiğim şişedeki su dökülecek… İkincisi, başka bir müşteriye servis edilecek… Üçüncüsü, parasını benim ödediğim su başka bir işlem için kullanılacak… Al birini, vur diğerine, onu da vur “en diğeri”ne…

Tabii ki yazdıklarım yarı şaka yarı ciddi… Buraya giden insanlar bu fiyatları bilerek gidiyorlar… Alan memnun veren memnun…

Yemekle ilgili eleştirilecek tek bir nokta vardı! Tabaktaki rokalar oda sıcaklığında olmalıydı ama maalesef buz gibiydi… Hadi dolaptan çıkarttın bari şoklayıp servis et “aşçı” abi…

Mekânla ilgili de üzüldüğüm iki nokta var… İlki, servis aldığım masa topaldı yani sallanıyordu… O kadar kira öderse mekân, masa almaya parası kalmaz tabii… İkincisi, Anadolu Yakası’nda o tarz “gömülmüş” mekânlar iş yapmıyor. Gömülmüş mekândan kastım, içeri giriş ve çıkışta çok “hava yapılamayan”, daha çok zengin ve çapkın amcaların tercihi olabilecek yerler… Umarım ben yanılırım…

AYIN ÖNYARGILILARI

Geçenlerde cep telefonum çaldı… Arayan, daha önce mekânıyla ilgili eleştiride bulunduğum bir grubun yöneticisi…

“Kalust Bey” dedi, “Mekânımızla ilgili yazdığınız yazıyı okuduk, çok üzüldük eleştirilerinize ama dikkate alacağız…”

Dedim ki, “Beyefendi, ben o yazıyı üç ay önce yazmıştım… Yeni mi gördünüz?”

Konuyu Okumaya devam et