Yapay Zekâ Her Şeyi Yapacaksa İnsanlar Ne Yapacak?

Elon Musk’ın son dönemde yaptığı bir açıklama internette büyük heyecan yarattı. Özetle şunu söylüyor: Yakın bir gelecekte insanlar çalışmak zorunda kalmayabilir. Yapay zekâ ve robotlar üretimin büyük kısmını üstlenecek, çalışmak ise bir zorunluluk olmaktan çıkıp bir tercih haline gelecek. Bu fikir kulağa oldukça çekici geliyor. Kim istemez ki daha az çalışmayı, hatta belki hiç çalışmamayı? Ama bu tür açıklamaları duyduğumda aklıma hemen başka bir şey geliyor: Benzer bir vaadi daha önce de duymuştuk.

Kırk Yıl Önce de Aynı Hikâye Vardı

1980’lerde kişisel bilgisayarlar iş hayatına girmeye başladığında dünyada büyük bir iyimserlik vardı. IBM, Apple ve Microsoft gibi şirketler yükseliyordu. Teknoloji dünyasının önde gelen isimleri, ekonomistler ve gazeteler sürekli aynı şeyi söylüyordu: Bilgisayarlar işleri hızlandıracak, verimlilik artacak, insanlar daha az çalışacak. O kadar çok konuşuluyordu ki, bazı gazeteler yeni binyılda ortalama çalışma haftasının 30 saate düşebileceğini bile yazmıştı. Mantıksız değildi. Bilgisayar gerçekten işleri hızlandırıyordu. Excel muhasebeyi dakikalara indiriyordu, e-posta iletişimi anlık hale getiriyordu, veri tabanları bilgiye erişimi saniyelere düşürüyordu. Ama şimdi bugünden geriye baktığımızda tablo biraz farklı.

Bilgisayarlar Geldi Ama Çalışma Azalmadı

Bugün bilgisayarlar hayatın her alanında. Otomasyon neredeyse tüm sektörlere girmiş durumda. Peki insanlar daha az mı çalışıyor? Hayır. 1980’lerde ABD’de ortalama haftalık çalışma süresi yaklaşık 40 saatti. Bugün de neredeyse aynı. Hatta bazı sektörlerde daha uzun. Benzer tablo Güney Kore’de, Japonya’da ve Çin’de de görülüyor yani teknoloji gerçekten gelişti ama çalışma süresi beklenen şekilde kısalmadı.

Verimlilik Patladı, Gelir Aynı Oranda Artmadı

Burada ilginç bir çelişki var. Bir çalışanın bir saat içinde ürettiği ekonomik değer son kırk yılda yaklaşık üç kat arttı. Başka bir deyişle aynı işi bugün çok daha hızlı ve verimli yapabiliyoruz ama bu artış maaşlara aynı ölçüde yansımadı. Enflasyon hesaba katıldığında orta sınıfın satın alma gücündeki artış oldukça sınırlı kaldı. Üretkenlik hızla yükseldi, fakat kazanç aynı hızda büyümedi. Bu farkın önemli bir kısmı şirket sahiplerine ve üst yönetimlere gitti. Örneğin 1980’lerde büyük şirketlerin CEO’ları ortalama bir çalışanın yaklaşık 30 katı kazanıyordu. Bugün bu fark yüzlerce kata kadar çıkabiliyor. Aynı dönemde en zengin kesimin toplam servetten aldığı pay da ciddi biçimde arttı. Kısacası teknoloji üretimi büyüttü ama kazanç herkes arasında eşit dağılmadı.

Yapay Zekâ Neden Daha Büyük Bir Değişim Olabilir?

Bilgisayar devriminde insan merkezde kalmaya devam ediyordu. Bilgisayarı kullanan, yazılımı çalıştıran, veriyi giren yine insandı. Yapay zekâ ise bazı alanlarda insanın yerini alabiliyor. Metin yazabilen, tasarım üreten, yazılım geliştiren sistemler giderek yaygınlaşıyor. Uluslararası kuruluşların raporlarına göre yapay zekâ özellikle gelişmiş ekonomilerde işlerin önemli bir bölümünü otomatikleştirme potansiyeline sahip. Bu nedenle Musk’ın bahsettiği senaryo tamamen hayal değil. Teknoloji gerçekten bu yönde ilerliyor olabilir. Ama burada asıl kritik soru teknoloji değil.

Asıl Soru: Bu Değer Kime Gidecek?

Robotlar üretimi üstlenirse ortaya muazzam bir ekonomik değer çıkabilir. Ancak bu değerin nasıl paylaşılacağı tamamen farklı bir konu. Cevaplanması gereken sorular: “Robotların sahibi kim olacak?”, “Yapay zekâ altyapısını kim kontrol edecek?”, “Bu sistemlerin ürettiği kazanç nasıl dağıtılacak?”… Bugün dünyadaki en güçlü yapay zekâ projelerinin arkasında birkaç büyük teknoloji şirketi var. Eğer geleceğin üretim sistemi bu şirketlerin kontrolünde şekillenirse, ortaya çıkan kazancın büyük kısmı da doğal olarak aynı merkezlerde toplanabilir. Bu durumda insanlar daha az çalışmak yerine daha büyük bir eşitsizlikle karşılaşabilir.

8 Milyar İnsan İçin Olası Senaryolar

Yapay zekâ çağında toplumların nasıl şekilleneceği konusunda üç temel senaryo konuşuluyor. Birinci senaryoda devletler yeni ekonomik düzeni yeniden tasarlar. Yapay zekâdan elde edilen kazanç vergilendirilir ve toplumun tamamına dağıtılır. Evrensel temel gelir gibi modeller gündeme gelebilir. İkinci senaryoda teknoloji herkes için erişilebilir hale gelir. İnsanlar yapay zekâyı kullanarak yeni gelir alanları oluşturabilir. Üçüncü senaryoda ise mevcut ekonomik düzen büyük ölçüde devam eder. Teknoloji şirketleri daha da büyürken orta sınıf daralabilir. Tarihsel deneyimler genellikle üçüncü senaryoya daha yakın sonuçlar gösteriyor ama yapay zekâ devriminin ölçeği o kadar büyük ki farklı bir sonuç da mümkün.

Belki de Yanlış Soruyu Soruyoruz

Bugün çoğu kişi şu soruya odaklanıyor: Yapay zekâ ne kadar hızlı gelişecek?

Oysa belki de daha önemli bir soru var: Yapay zekâ geliştiğinde ortaya çıkan değeri kim alacak?

Robotların neler yapabildiği kadar, o robotların kime ait olduğu da belirleyici olacak. Teknoloji tek başına toplumsal sonuçları belirlemez. Asıl belirleyici olan, o teknolojinin nasıl yönetildiği ve nasıl paylaşıldığıdır. Yapay zekâ gerçekten insanlık için büyük bir fırsat olabilir. Enerji üretiminden sağlık hizmetlerine kadar birçok alanda bolluk yaratma potansiyeline sahip ama bunun herkes için bir refah çağı mı yoksa sadece bazı şirketler için büyük bir servet artışı mı olacağı henüz belli değil.

Belki de bugün sorulması gereken en önemli soru şu: Eğer makineler çalışacaksa, insanların payına ne düşecek?

Kalust Şalcıoğlu