Yapay Zekâ Her Şeyi Yapacaksa İnsanlar Ne Yapacak?

Elon Musk’ın son dönemde yaptığı bir açıklama internette büyük heyecan yarattı. Özetle şunu söylüyor: Yakın bir gelecekte insanlar çalışmak zorunda kalmayabilir. Yapay zekâ ve robotlar üretimin büyük kısmını üstlenecek, çalışmak ise bir zorunluluk olmaktan çıkıp bir tercih haline gelecek. Bu fikir kulağa oldukça çekici geliyor. Kim istemez ki daha az çalışmayı, hatta belki hiç çalışmamayı? Ama bu tür açıklamaları duyduğumda aklıma hemen başka bir şey geliyor: Benzer bir vaadi daha önce de duymuştuk.

Kırk Yıl Önce de Aynı Hikâye Vardı

1980’lerde kişisel bilgisayarlar iş hayatına girmeye başladığında dünyada büyük bir iyimserlik vardı. IBM, Apple ve Microsoft gibi şirketler yükseliyordu. Teknoloji dünyasının önde gelen isimleri, ekonomistler ve gazeteler sürekli aynı şeyi söylüyordu: Bilgisayarlar işleri hızlandıracak, verimlilik artacak, insanlar daha az çalışacak. O kadar çok konuşuluyordu ki, bazı gazeteler yeni binyılda ortalama çalışma haftasının 30 saate düşebileceğini bile yazmıştı. Mantıksız değildi. Bilgisayar gerçekten işleri hızlandırıyordu. Excel muhasebeyi dakikalara indiriyordu, e-posta iletişimi anlık hale getiriyordu, veri tabanları bilgiye erişimi saniyelere düşürüyordu. Ama şimdi bugünden geriye baktığımızda tablo biraz farklı.

Bilgisayarlar Geldi Ama Çalışma Azalmadı

Bugün bilgisayarlar hayatın her alanında. Otomasyon neredeyse tüm sektörlere girmiş durumda. Peki insanlar daha az mı çalışıyor? Hayır. 1980’lerde ABD’de ortalama haftalık çalışma süresi yaklaşık 40 saatti. Bugün de neredeyse aynı. Hatta bazı sektörlerde daha uzun. Benzer tablo Güney Kore’de, Japonya’da ve Çin’de de görülüyor yani teknoloji gerçekten gelişti ama çalışma süresi beklenen şekilde kısalmadı.

Verimlilik Patladı, Gelir Aynı Oranda Artmadı

Burada ilginç bir çelişki var. Bir çalışanın bir saat içinde ürettiği ekonomik değer son kırk yılda yaklaşık üç kat arttı. Başka bir deyişle aynı işi bugün çok daha hızlı ve verimli yapabiliyoruz ama bu artış maaşlara aynı ölçüde yansımadı. Enflasyon hesaba katıldığında orta sınıfın satın alma gücündeki artış oldukça sınırlı kaldı. Üretkenlik hızla yükseldi, fakat kazanç aynı hızda büyümedi. Bu farkın önemli bir kısmı şirket sahiplerine ve üst yönetimlere gitti. Örneğin 1980’lerde büyük şirketlerin CEO’ları ortalama bir çalışanın yaklaşık 30 katı kazanıyordu. Bugün bu fark yüzlerce kata kadar çıkabiliyor. Aynı dönemde en zengin kesimin toplam servetten aldığı pay da ciddi biçimde arttı. Kısacası teknoloji üretimi büyüttü ama kazanç herkes arasında eşit dağılmadı.

Yapay Zekâ Neden Daha Büyük Bir Değişim Olabilir?

Bilgisayar devriminde insan merkezde kalmaya devam ediyordu. Bilgisayarı kullanan, yazılımı çalıştıran, veriyi giren yine insandı. Yapay zekâ ise bazı alanlarda insanın yerini alabiliyor. Metin yazabilen, tasarım üreten, yazılım geliştiren sistemler giderek yaygınlaşıyor. Uluslararası kuruluşların raporlarına göre yapay zekâ özellikle gelişmiş ekonomilerde işlerin önemli bir bölümünü otomatikleştirme potansiyeline sahip. Bu nedenle Musk’ın bahsettiği senaryo tamamen hayal değil. Teknoloji gerçekten bu yönde ilerliyor olabilir. Ama burada asıl kritik soru teknoloji değil.

Asıl Soru: Bu Değer Kime Gidecek?

Robotlar üretimi üstlenirse ortaya muazzam bir ekonomik değer çıkabilir. Ancak bu değerin nasıl paylaşılacağı tamamen farklı bir konu. Cevaplanması gereken sorular: “Robotların sahibi kim olacak?”, “Yapay zekâ altyapısını kim kontrol edecek?”, “Bu sistemlerin ürettiği kazanç nasıl dağıtılacak?”… Bugün dünyadaki en güçlü yapay zekâ projelerinin arkasında birkaç büyük teknoloji şirketi var. Eğer geleceğin üretim sistemi bu şirketlerin kontrolünde şekillenirse, ortaya çıkan kazancın büyük kısmı da doğal olarak aynı merkezlerde toplanabilir. Bu durumda insanlar daha az çalışmak yerine daha büyük bir eşitsizlikle karşılaşabilir.

8 Milyar İnsan İçin Olası Senaryolar

Yapay zekâ çağında toplumların nasıl şekilleneceği konusunda üç temel senaryo konuşuluyor. Birinci senaryoda devletler yeni ekonomik düzeni yeniden tasarlar. Yapay zekâdan elde edilen kazanç vergilendirilir ve toplumun tamamına dağıtılır. Evrensel temel gelir gibi modeller gündeme gelebilir. İkinci senaryoda teknoloji herkes için erişilebilir hale gelir. İnsanlar yapay zekâyı kullanarak yeni gelir alanları oluşturabilir. Üçüncü senaryoda ise mevcut ekonomik düzen büyük ölçüde devam eder. Teknoloji şirketleri daha da büyürken orta sınıf daralabilir. Tarihsel deneyimler genellikle üçüncü senaryoya daha yakın sonuçlar gösteriyor ama yapay zekâ devriminin ölçeği o kadar büyük ki farklı bir sonuç da mümkün.

Belki de Yanlış Soruyu Soruyoruz

Bugün çoğu kişi şu soruya odaklanıyor: Yapay zekâ ne kadar hızlı gelişecek?

Oysa belki de daha önemli bir soru var: Yapay zekâ geliştiğinde ortaya çıkan değeri kim alacak?

Robotların neler yapabildiği kadar, o robotların kime ait olduğu da belirleyici olacak. Teknoloji tek başına toplumsal sonuçları belirlemez. Asıl belirleyici olan, o teknolojinin nasıl yönetildiği ve nasıl paylaşıldığıdır. Yapay zekâ gerçekten insanlık için büyük bir fırsat olabilir. Enerji üretiminden sağlık hizmetlerine kadar birçok alanda bolluk yaratma potansiyeline sahip ama bunun herkes için bir refah çağı mı yoksa sadece bazı şirketler için büyük bir servet artışı mı olacağı henüz belli değil.

Belki de bugün sorulması gereken en önemli soru şu: Eğer makineler çalışacaksa, insanların payına ne düşecek?

Kalust Şalcıoğlu

CANLI BİLGİSAYARLAR GELİŞMEYE DEVAM EDİYOR

Avustralyalı biyoteknoloji girişimi Cortical Labs, yaklaşık 200.000 canlı insan beyin hücresini bir mikroçip üzerine entegre ederek biyolojik bir bilgisayar geliştirdi. CL1 adı verilen bu sistem, laboratuvar ortamında yetiştirilen nöronların elektriksel sinyallerle eğitilmesi sayesinde klasik oyun Doom’u oynamayı başardı. Bu teknoloji, silikon tabanlı yapay zekâ yerine “biyolojik zeka” yaklaşımını temsil ediyor. Hücreler, geri bildirim mekanizması sayesinde öğrenme davranışı sergiliyor. CL1’in, dünyadaki ilk ticari biyolojik bilgisayar olduğu belirtiliyor. Aşağıda izleyeceğiniz bu gelişme; yapay zekâ, nörobilim ve bilgisayar mühendisliğinin kesişiminde yeni bir dönemin başlangıcı olarak görülüyor.

Kalust Şalcıoğlu

DÜNYA ÇÖKÜYOR MU, YOKSA YENİDEN Mİ KURULUYOR?

Son bir yılın küresel gündemini düşündüğünüzde nasıl bir tablo görüyorsunuz? Gündem sürekli değişiyor gibi görünüyor. Bir gün yapay zekâ konuşuluyor, ertesi gün jeopolitik krizler, ardından ticaret gerilimleri veya finansal belirsizlikler. Çoğu insan bu gelişmeleri ayrı başlıklar halinde değerlendiriyor. Oysa olayları yan yana koyduğunuzda ortaya çıkan manzara oldukça farklı. Yapay zekâ teknolojileri çok hızlı ilerliyor ve birçok analiz önümüzdeki yıllarda milyonlarca işin dönüşeceğini söylüyor. Aynı dönemde Epstein dosyaları gibi devasa belgelerin açıklanması siyaset ve iş dünyasına yönelik güveni sarsıyor. Küresel ticaret sisteminde Amerika’nın uyguladığı tarifeler yeni gerilimler yaratıyor. Dünyanın farklı bölgelerinde savaşlar devam ediyor. Devletler arasındaki güven seviyesi düşüyor. Birçok ülkede siyasi kutuplaşma daha keskin hale geliyor. İran ile Amerika arasındaki gerilim yeniden yükseliyor. Ekonomik belirsizlik göstergeleri ise uzun zamandır görülmeyen seviyelere çıkmış durumda.

Bu gelişmelerin her biri farklı alanlara ait gibi görünüyor. Teknoloji başka bir başlık, ekonomi başka, jeopolitik başka… Fakat hepsinin aynı zaman diliminde ortaya çıkması tesadüf değil! Bu sayede ortak bir atmosfer oluşuyor: sistemlerin zorlandığı ve eski dengelerin sarsıldığı bir dönem. Bu yüzden bugün birçok yorumcu benzer ifadeler kullanıyor. Dünya düzeninin çözülmeye başladığını, tarihte görülmemiş bir karmaşa yaşandığını söylüyorlar. Ancak tarihe biraz daha geniş bir açıdan baktığınızda başka bir örüntü görürsünüz. Büyük teknolojik sıçramalar çoğu zaman düzenli ve sakin dönemlerde değil, aksine oldukça çalkantılı dönemlerde ortaya çıkar.

19. yüzyılda demiryolu ağlarının hızla genişlemesi bunun iyi bir örneğidir. Demiryolları yalnızca ulaşımı hızlandırmadı; ticaretin, şehirleşmenin ve sanayinin yapısını değiştirdi. Mallar ve insanlar çok daha geniş coğrafyalarda hareket edebilir hale geldi. Fakat bu dönüşüm istikrarlı bir ortamda gerçekleşmedi. Demiryolu yatırımları büyük finansal balonlara yol açtı. Birçok ülkede ekonomik krizler yaşandı. Eski ticaret yollarına dayanan sektörler hızla değer kaybetti. Buna rağmen demiryolu ve çelik endüstrisi sonunda modern sanayi ekonomisinin omurgasını oluşturdu.

Bir başka büyük dönüşüm petrol ve motor teknolojilerinin yükselişiyle yaşandı. İçten yanmalı motor, otomobil ve havacılık üretim sistemlerini, ulaşımı ve enerji kullanımını kökten değiştirdi. Ancak bu teknolojik sıçrama aynı zamanda son derece sert bir jeopolitik döneme denk geldi. Birinci Dünya Savaşı patladı. Küresel ekonomik krizler yaşandı. Ardından İkinci Dünya Savaşı başladı. Yaklaşık kırk yıl boyunca dünya savaşlar, krizler ve büyük siyasi sarsıntılarla karşı karşıya kaldı. Yine de bu dönemden sonra ortaya çıkan ekonomik yapı 20. yüzyılın büyüme modelini belirledi. Petrol ekonomisi, otomotiv sektörü ve küresel ulaşım ağları modern tüketim toplumunun temelini oluşturdu.

Üçüncü büyük dönüşüm bilgisayar ve dijital teknolojilerin yükselişiyle gerçekleşti. Kişisel bilgisayarların yaygınlaşması ve internetin ortaya çıkması bilgi üretimini ve iletişimi kökten değiştirdi. İş yapma biçimleri dönüşmeye başladı. Ancak bu süreç de oldukça sarsıcı başladı. 2000 yılında teknoloji hisselerinin oluşturduğu balon patladı. Ardından 11 Eylül saldırıları gerçekleşti ve dünya yeni bir güvenlik paradigmasına girdi. 2008’de küresel finans sistemi ciddi bir kriz yaşadı. Buna rağmen dijital teknolojiler kısa sürede ekonominin merkezine yerleşti. İnternet, mobil cihazlar ve veri ekonomisi birçok sektörün yapısını değiştirdi. Teknoloji şirketleri küresel ekonominin en güçlü aktörleri haline geldi.

Bu üç dönem incelendiğinde benzer bir dinamik görülür. Önce yeni bir teknoloji ortaya çıkar ve büyük bir potansiyel yaratır. Ardından mevcut düzen bu değişime uyum sağlamakta zorlanır. Ekonomik ve siyasi sarsıntılar yaşanır. Zaman içinde eski sistem yerini yeni bir yapıya bırakır. Bugün yaşanan gelişmeler de bu sürecin yeni bir aşaması. Yapay zekâ üretim süreçlerini ve çalışma hayatını yeniden şekillendirme potansiyeline sahip. Aynı anda kurumlara duyulan güven azalıyor, küresel borç seviyesi artıyor ve jeopolitik gerilimler yükseliyor. Bu tabloyu yalnızca kaos olarak görmek mümkündür. Ama tarihe baktığınızda başka bir ihtimali de görürsünüz: büyük dönüşümler çoğu zaman tam da böyle dönemlerde başlar. Bu tür dönemlerde insanlar genellikle iki farklı yol seçer. Bazıları belirsizlikten dolayı geri çekilir ve beklemeyi tercih eder. Diğerleri ise değişimin yönünü anlamaya çalışır ve yeni koşullara uyum sağlamaya çalışır. Tarih boyunca yeni ekonomik düzenlerin mimarları çoğunlukla ikinci gruptan çıkmıştır. Demiryollarının ekonomik etkisini erken kavrayanlar sanayi çağının liderleri oldu. Petrol ve otomobil çağını doğru okuyanlar 20. yüzyılın büyük şirketlerini kurdu. Dijital devrimi erken benimseyenler internet ekonomisini şekillendirdi. Bugün ise benzer bir soru yeniden karşımızda duruyor. Bu dönüşümü sadece izleyenlerden mi olacaksınız, yoksa onu anlamaya çalışanlardan mı?

Kalust Şalcıoğlu

ZAYIF TL: KÖTÜ BİR ŞEY Mİ, YOKSA AVANTAJ MI?

Son günlerde birçok kişi aynı şeyi söylüyor: “TL değer kaybediyor, ekonomide işler kötüye mi gidiyor?” Bu kaygı anlaşılır. Çünkü zayıf para birimi çoğu zaman hayat pahalılığı demektir ama tarih bize şunu gösteriyor: Zayıf para her zaman felaket değildir.

Bazı ülkeler bunu fırsata çevirdi, bazıları ise bu yüzden çöktü.

Aradaki fark tek bir şeydi: Zayıf para biriminin nasıl yönetildiği.

Zayıf para ne zaman sorun olur?

Bir ülke:

  • Sürekli dış borç alıyorsa
  • Üretmeden harcıyorsa
  • Para basarak sorun çözmeye çalışıyorsa
  • Kuralları sık sık değiştiriyorsa

zayıf para birimi o ülkeyi yoksullaştırır.

Osmanlı’nın son dönemi, Weimar Almanyası ve Arjantin bunun örnekleri. Para değer kaybederken üretim artmadı, güven kayboldu ve sistem çöktü.

Zayıf para ne zaman avantaj olur?

Bir ülke:

  • Ürettiğini dünyaya satabiliyorsa
  • Zayıf parayı ihracatı artırmak için kullanıyorsa
  • Kazandığı parayı teknolojiye ve eğitime yatırıyorsa
  • Kurallarını uzun süre değiştirmeden koruyorsa

zayıf para birimi bir kalkınma aracına dönüşür.

Güney Kore ve Çin bunu yaptı. Paraları zayıftı ama üretimleri güçlüydü. Ucuz üretip ihraç ettiler, sonra daha yüksek teknolojili ürünlere geçtiler.

Türkiye için durum ne?

Türkiye bugün tam ortada duruyor.

  • TL zayıf
  • Üretim var ama yeterince verimli değil
  • Enerjide dışa bağımlılık sürüyor
  • Teknoloji kullanımı artıyor ama yeterli değil

Yani potansiyel var, ama risk de var.

Yapay zekâ neden önemli?

Eskiden ucuz işçilik tek başına yeterliydi.
Bugün değil.

Yapay zekâ sayesinde:

  • Aynı işi daha az kişiyle yapmak mümkün
  • Tarımda, sanayide, lojistikte maliyetler düşebiliyor
  • Verimlilik artıyor

Bu, Türkiye gibi ülkeler için büyük bir fırsat çünkü maliyet avantajı teknolojiyle birleşirse rekabet gücü artar.

Ama kritik şartlar var

Zayıf TL ancak şu koşullarla işe yarar:

  1. Enerjiye bağımlılık azalmalı. Aksi halde kur artışı sadece daha pahalı hayat demektir.
  2. Üretimde verimlilik artmalı. Ucuz ama verimsiz üretim yetmez.
  3. Teknoloji yatırımı artmalı. Savunmada olan başarı sivil alanlara taşınmalı.
  4. Kurallara güven olmalı. Hukuk, ekonomi ve kurumlar öngörülebilir olmalı.

Bunlar yoksa zayıf TL çözüm değil, sorunun kendisi olur.

Sonuç

Zayıf TL ne başlı başına iyi, ne de otomatik olarak kötüdür.

Zayıf TL bir araçtır.
Doğru kullanılırsa fırsat yaratır.
Yanlış kullanılırsa yoksullaştırır.

Türkiye için soru şu:
Bu aracı akıllıca mı kullanacağız, yoksa heba mı edeceğiz?

Cevap, önümüzdeki birkaç yıl içinde netleşecek.

Kalust Şalcıoğlu

ÇİN’DE DOKTOR İHTİYACI “SAĞLIK ‘ATM’LERİ”NİN DEVREYE GİRMESİYLE %8 AZALDI!

Aşağıda Çin’de şu anda kullanılmakta olan ve hastaneye gitmeden teşhis ve tedavi işlemlerini halledebildiğiniz makineleri göreceksiniz. Bu makineler 2026 yılında tüm dünyada kullanılmaya başlayacak. Tıp okuyanlar yani doktorlar da diğer meslek grupları gibi işlerini yapay zekâ ve robot teknolojilerine devredecekler. Kendinizin ve çocuklarınızın kariyerlerinizi ve eğitimlerinizi planlarken bu gelişmeleri mutlaka dikkate alın.

Kalust Şalcıoğlu

ÇOCUKLARINIZIN “LİSE” EĞİTİMLERİ İÇİN EN UYGUN ÜLKELER

ÖNEMLİ NOT: BU PAYLAŞIM BENDEN DANIŞMANLIK ALMAMIŞ KİŞİLER İÇİNDİR; DANIŞANLARIMIN RAPORLAMALARI ÇOK DAHA DETAYLI VE KİŞİYE ÖZEL OLDUĞU İÇİN BU PAYLAŞIMI DİKKATE ALMAMALARI GEREKMEKTEDİR!
Birçok aile yurt dışına yerleşme planları yaparken “Çocuğum hangi ülkede okursa daha iyi olur?” sorusunun cevabını araştırıyor. LGS’ye (LİSELERE GİRİŞ SINAVI) sayılı gün kala, bu sorunun cevabını sizlerle paylaşmak istedim. Liste, PISA (OECD), TIMSS, Pearson Education Rankings, World Top 20 Education Poll, öğretmen niteliği, müfredat kalitesi ve okul eşitliği gibi çoklu göstergelerin ortalaması alınarak hazırlanmış genel bir “lise dengi eğitim kalitesi” sıralamasıdır YANİ SİZİN ÇOCUĞUNUZA ÖZEL DEĞİL GENEL BİR SIRALAMADIR.

Lise Dengi Eğitimde Dünyanın En Başarılı 10 Ülkesi
1) Singapur; PISA’da yıllardır dünyanın 1 numarası (matematik, fen, okuma). Disiplin, öğretmen niteliği ve teknoloji entegrasyonu en üst seviyede.
2) Finlandiya; Az ödev, yüksek öğretmen niteliği, eşitlik temelli müfredat. Öğrenciler üzerindeki stres en düşük ülkelerden biri.
3) Güney Kore; Akademik başarı çok yüksek; özellikle matematik ve fen alanlarında. Ancak rekabet ve sınav baskısı oldukça yoğun.
4) Kanada; Göçmen öğrencilerin bile yüksek performans göstermesiyle bilinir. Öğretmen eğitimi ve okul kaynakları çok kaliteli.
5) Japonya; Disiplin + güçlü STEM altyapısı. Öğrenci başarı ortalaması çok yüksek ve standart sapma düşük (herkes iyi seviyede).
6) Estonya; Avrupa’nın en başarılı eğitim sistemi. Dijitalleşme, ücretsiz eğitim ve öğretmen niteliği ile öne çıkıyor.
7) Hollanda; Öğrenci mutluluğu + eğitim başarısı dengeli. Çok iyi mesleki eğitim (VMBO – HAVO – VWO ayrımı).
8) İsviçre; Lise + mesleki eğitim entegrasyonu dünyanın en iyilerinden. Ekonomiye doğrudan bağlanan staj sistemi.
9) Yeni Zelanda; Öğrenci merkezli öğrenme, geniş seçmeli dersler. Eleştirel düşünme ve yaratıcılık ağırlıklı.
10) İrlanda; Güçlü öğretmen yetiştirme ve modern müfredat. PISA’da sürekli yükselen bir trend.

Kalust Şalcıoğlu

YAPAY ZEKÂ, BİR İNSAN GİBİ BİLİNÇ KAZANIYOR

Aşağıdaki videoda, yapay zekânın mucidi olarak adlandırılan ve yapay zekânın “yaşadığı” gelişmeler nedeniyle Google’daki görevinden istifa eden Geoffrey Hinton’ı izleyeceksiniz. Hinton “Yapay zekâyı insanların icat etmediğini, basitçe yapay zekânın ‘doğduğunu’ anlatıyor”… Danışanım olan çocukları ve yetişkinleri “TARİHTE İLK KEZ İNSANDAN DAHA ZEKİ VARLIKLARIN” yaşayacağı dünyaya hazırlamaya çalışıyorum. Siz de çocuklarınızın ve kendinizin geleceklerinizi; yapay zekâ, nesnelerin interneti ve fiziksel yapay zekâ yani robot teknolojileri doğrultusunda şekillendirmeniz gerektiğini unutmayın.

KALUST ŞALCIOĞLU

BİNLERCE YILDIR İNSANLAR HER GEÇEN GÜN DAHA ZEKİLEŞİYORLARDI; YAPAY ZEKÂ KULLANIMIYLA ARTIK İNSAN ZEKÂSINA GEREK KALMAMAYA BAŞLADI!

Nasıl ki kullanmadığımız kaslarımız zayıflıyor ve işlevlerini yitiriyorsa insanlar da her geçen yıl ZEKÂ OLARAK DAHA GERİLEYECEKLER. Aşağıda, ChatGPT CEO’su Sam Altman’ı izleyeceksiniz. TEKNOLOJİK, TOPLUMSAL VE FİNANSAL GELİŞMELER HER GEÇEN GÜN HIZLANARAK (LOGARİTMİK OLARAK) HAYATLARIMIZA GİRECEK. “Ben o günleri görmem” diye düşünenler “5 yıl sonra geçmişin 50 yılı gibi gelişmelere maruz kalacaklar”… BU GELİŞMELERE AYAK UYDURAMAYANLAR, İHTİYAÇ OLMAYAN İNSANLAR OLARAK “DEVLETLERİN ÖDEDİKLERİ ASGARİ BİR VATANDAŞLIK MAAŞIYLA” BİR KÖŞEDE HAYATLARININ SONUNU BEKLEYECEKLER…

KALUST ŞALCIOĞLU

ASGARİ ÜCRETLİ BİR ÇALIŞAN DA OLSANIZ, BİNLERCE ÇALIŞANI OLAN BİR ŞİRKET SAHİBİ DE OLSANIZ YANİ EĞİTİMİNİZ HER NE OLURSA OLSUN, YAPTIĞINIZ İŞ HER NE OLURSA OLSUN, DÜNYANIN HANGİ ÜLKESİNDE YAŞIYOR OLURSANIZ OLUN; FIRSAT EŞİTLİĞİ HER GEÇEN GÜN ARTIYOR YANİ ZENGİN OLMAK HER GEÇEN GÜN KOLAYLAŞIYOR

Bunu size bir örnekle anlatacağım… Ekranı aşağı kaydırdığınızda izleyeceğiniz ilk video SADECE 3 YIL ÖNCE KURULMUŞ OLAN “Dünyanın ilk ticari yaşayabilir otonom insansı robotunu yapan Yapay Zeka Robot şirketi Figure”un SADECE 2 YIL ÖNCE ÜRETMİŞ OLDUĞU İNSANSI ROBOTUN İLK VERSİYONU… Ekranı tekrar aşağı kaydırdığınızda izleyeceğiniz ikinci video ise AYNI İNSANSI ROBOTUN SADECE 2 YILDA GELİŞTİRİLEREK ÜRETİLMİŞ SON HALİ… ŞİMDİ GELELİM ZENGİN OLMA KISMINA… Ben bu Figure ile ilgili haberleri okumaya, sosyal medyadaki ve YouTube’daki videolarını izlemeye, web sitesindeki açıklamaları takip etmeye 3 yıl önce başladım. “NE DİYON GARDAŞIM, BEN NERDEN BİLEM 3 SENE ÖNCE FIGURE’U, İNGİLİZCEM Mİ VAR BENİM” diyenlere “Google kullanmayı biliyorsan artık her dilde 2-3 saniyede çeviri yapabiliyorsun, YETER Kİ ARAŞTIRMAYA GÖNLÜN OLSUN” olarak cevap verip devam edeyim… 3 yıl içerisinde FIGURE’un hangi otomotiv firmalarıyla anlaştığını, hangi yapay zeka şirketlerine yatırım yaptığını, hangi şirketlerden MİLYAR DOLARLIK YATIRIMLAR ALDIĞINI sürekli takip ettim ve bu şirketlere yatırım yaptım. “NE DİYON GARDAŞIM, BEN GARNIMI ZOR DOYURUYOM, YATIRIM YAPACAK PARAYI NEREDEN BULAYIM” diyenlere “GÜNDE 1 DOLAR BİRİKTİRİP 3 SENEDE BU DEDİKLERİMİ YAPSAYDIN ŞİMDİYE KADAR 1095 DOLAR YATIRIM YAPMIŞ VE PARANI YAKLAŞIK 40000 DOLARA ÇIKARMIŞ OLACAKTIN” diyerek cevap vereyim ve devam edeyim… BU, KONUNUN ZENGİN OLMA VE YATIRIMCILIK STRATEJİSİ BÖLÜMÜYDÜ Kİ BUNU INSTAGRAM ABONELİK BÖLÜMÜMDE ELİMDEN GELDİĞİ KADAR ÖĞRETİYORUM… “NE ABONELİĞİ GARDAŞIM, BENİM ABONELİĞE ÖDEYECEK GÜNDE 2 TL PARAM MI VAR” diyenlere cevabım “ÖĞRENMEYE, FAYDALI BİLGİ ÜRETMEK İÇİN VERİLEN EMEĞE ÖDEYECEK GÜNDE 2 TL’NİZ YOKSA KESİNLİKLE HAKLISINIZ. YAZININ BUNDAN SONRASINI OKUMANIZA GEREK YOKTUR” diyerek cevap vereyim ve devam edeyim… ŞİMDİ GELELİM FIRSAT EŞİTLİĞİNİN İŞİNİZLE YANİ “HER NE İŞ YAPIYOR OLURSANIZ OLUN İLE” İLGİLİ BÖLÜMÜNE… Nasıl ki yaklaşık 20 yıl önce başlayan sosyal medya çağı hayatımızdaki her şeyi değiştirdi ve yeni zenginler yarattı, ELLE TUTULUR YAPAY ZEKA ÇAĞI da henüz 5’inci yılında YANİ HENÜZ GEMİYİ KAÇIRMIŞ DEĞİLSİNİZ… Mesleğinizle ilgili yapay zeka teknolojilerini, nesnelerin internetini, insansı robotları WEB’DE BULABİLECEĞİNİZ SONSUZ VE ÜCRETSİZ KAYNAKLARDAN, GÜNDE BİRKAÇ DAKİKANIZI AYIRARAK MUTLAKA ARAŞTIRIN. BU KONULARLA İLGİLİ BİLGİLİ BİR İNSAN OLMANIZ BİLE SİZİ MESLEKTAŞLARINIZ İÇİNDEN AYRIŞTIRACAK VE ÖN PLANA ÇIKARACAKTIR. SONUÇ OLARAK KENDİNİZİN VE ÇOCUKLARINIZIN GELECEĞİNİN; YAPAY ZEKA, NESNELERİN İNTERNETİ VE ROBOT TEKNOLOJİLERİ ÜZERİNE İNŞA EDİLDİĞİNİ; BU GEMİYİ KAÇIRANLARIN BİRKAÇ YIL İÇERİSİNDE İŞSİZ KALACAKLARINI DA UNUTMAYIN…

KALUST ŞALCIOĞLU

Güneş aniden yok olursa ne olur?

Aşağıda, Güneş’in aniden ortadan kaybolması durumundaki yörüngesel hareketleri görebileceğiniz bir matematik modelleme paylaştım ama önce durumu biraz açıklayayım… Bunun en ani etkisi yer çekimi kuvvetinin kaybolması olacaktır. Şu anda yer çekimi nedeniyle Güneş’in etrafında dönen, aralarında Dünya’nın da bulunduğu gezegenler, Güneş kaybolduğu anda yörüngelerine teğet düz bir çizgide ilerlemeye devam ederler. Bunun nedeni, Newton’un birinci hareket yasasına göre hareket halindeki nesnelerin, başka bir kuvvetin etkisi altında kalmadıkça hareketlerine düz bir çizgide devam etmeleridir. Gezegenimiz artık Güneş’in etrafındaki dairesel yoluna yani yörüngesine bağlı kalmayacak şekilde uzaya doğru sürüklenecektir. Güneş ışığının kaybı, ışığın Güneş’ten Dünya’ya ulaşması için gereken süre olan yaklaşık 8 dakika içinde Dünya’yı karanlığa sürükleyecektir. Bitkilerin güneş ışığını kullanarak yiyecek üretme süreci olan fotosentez neredeyse anında duracak ve besin zincirlerinin çökmesine yol açacaktır. Birkaç gün içinde Dünya, iklimini korumak için gerekli sıcaklığı artık alamayacağından, Dünya üzerindeki sıcaklıklar önemli ölçüde düşmeye başlayacak, sonunda yüzey donacak ve hayatta kalabilmeyi başaran canlıları, ısının bir kısmının korunmaya devam edebileceği yeraltı veya jeotermal ortamlara sığınmaya zorlayacaktır. Uzun vadede Güneş’in kaybolması donmuş, cansız bir Dünya ile sonuçlanacaktır. Okyanuslar tamamen donacak ve atmosfer de muhtemelen yoğunlaşıp donacaktır. Hayatta kalan insanların, yapay yaşam alanlarında ısı, ışık ve yiyecek sağlamak için ileri teknolojiye ihtiyacı olacaktır. Bu senaryo, Güneş’in hem ekosistemler için gerekli enerjiyi hem de Güneş sistemindeki sabit yörüngemizi koruyan yerçekimsel çapayı sağlayarak gezegenimizdeki yaşamı sürdürmedeki kritik rolünün altını çizmektedir…

KALUST ŞALCIOĞLU