ABD, Çin Ekonomisinden Neden Korkuyor?

1970’ler. Dünya ekonomisinin toplam büyüklüğü yaklaşık 3,5 trilyon dolar. Bu büyüklüğün yüzde 35-40’ı tek bir ülkeye ait: ABD. Pasifik’in öte yakasında Japonya yüzde 5-7’lik payıyla henüz küçük bir oyuncu. Çin mi? Yüzde 1-2 ile neredeyse görünmez ama bu tablo değişecekti, hem de köklü biçimde…

Japonya Sahneye Çıkıyor

Yirmi yıl ileri saralım: 1990. Dünya ekonomisi 22 trilyon dolara ulaşmış. Japonya bu sürede inanılmaz bir performans sergileyerek payını yüzde 14-15’e çıkarmış. Amerikan otoyollarında Toyota’lar, evlerin salonlarında Sony televizyonlar, ceplerde Walkman’ler… Japonya sadece rakam olarak değil, gündelik hayatın her köşesinde kendini hissettiriyordu.

Tokyo’da o günlerde yaşasaydınız, bir gayrimenkul çılgınlığına tanık olurdunuz. Küçücük bir daire, Manhattan’daki lüks bir penthouse’la yarışır fiyatlara satılıyordu. Borsa rekor kırıyor, bankalar kredi yağdırıyor, herkes zenginleştiğini sanıyordu ama kimse duraksayıp sormuyordu: “Bu gerçek mi?”… Gerçek değildi!

Bir Anlaşma Her Şeyi Değiştirdi

1985, Washington. Büyük ekonomilerin temsilcileri Plaza Oteli’nde bir masanın etrafına oturdu. ABD’nin derdi açıktı: Amerikan malları pahalı, Japon malları ucuz ve bu nedenle ABD’nin ticaret açığı büyüyor. Çözüm? Doların değerini düşürmek. Anlaşma imzalandı. Japon yeni kısa sürede neredeyse iki katına çıktı.

Bunun ne anlama geldiğini basit bir örnekle düşünün: Dün 100 dolara sattığınız bir Japon otomobili, bugün alıcının gözünde 200 dolarmış gibi görünmeye başladı. Satışlar düştü, fabrikalar yavaşladı, kâr marjları eridi.

Tokyo ne yaptı? Panik halinde faizleri iyice düşürdü. Bankalara “daha fazla kredi verin” dedi. Para muslukları sonuna kadar açıldı. Kısa vadede rahatlatıcıydı bu; tıpkı ağrı kesicinin ağrıyı geçirmesi gibi. Ama hastalık yerindeydi ve büyüyordu.

Balonun Patladığı Gün

1990’ın başlarında Tokyo’da bir sabah, borsa alışıldık gibi açıldı ama alışıldık gibi kapanmadı. Nikkei endeksi düşmeye başladı. Önce yüzde 10, sonra 20, sonra 30… Birkaç yıl içinde değerinin yarısından fazlası buharlaşmıştı. Tokyo’nun göklere çıkan ev fiyatları? Bazı semtlerde yüzde 70 düştü. Dünün milyonerleri bir sabah borçlu uyandı.

Bankalar felaketteydi. Verdikleri kredilerin büyük bölümü geri gelmeyecekti. Japonya’nın en köklü aracı kurumlarından biri (Yamaichi Securities) battı. Long-Term Credit Bank’a devlet tarafından el konuldu. Her gün gazetelerde yeni bir kötü haber, yeni bir batış haberi çıkıyordu.

Tahtlar Devrildi

O dönemde dünyanın en büyük on bankasının neredeyse yarısı Japon’du. Mitsubishi, Sumitomo, Sanwa, Dai-Ichi Kangyo, Fuji… Bu isimler küresel finansın krallarıydı. Bugün aynı listeye bakın: taht tamamen el değiştirmiş. Zirvedekiler artık Çin’in devasa kamu bankaları; Industrial and Commercial Bank of China, China Construction Bank ve diğerleri. Japon bankalarının adı bile geçmiyor ilk onda!

Sessiz Çöküş

Kriz sadece bankacıları vurmadı, Japonya’nın sembol şirketlerini de yuttu. Bir zamanlar her evde bir ürünü olan marka Sanyo Electric tarihten silindi. Sharp, yabancı bir şirkete satıldı. Panasonic kendini küçülte küçülte ayakta kalmaya çalıştı. Sony, dünyanın gözünde artık eskisi kadar parlamıyordu.

Japonya bu döneme “kayıp on yıl” adını taktı. Ama on yıl iyimser bir ifadeydi. Ekonomi büyümüyordu. Fiyatlar düşüyordu. İnsanlar harcamıyordu çünkü “yarın daha ucuz olur” diye bekliyorlardı. Bu beklenti ekonomiyi daha da yavaşlatıyordu. Bu bir kısırdöngüydü ve Japonya bu döngüden yıllarca çıkamadı.

Yeni Perde: Çin

Şimdi sahneye başka bir dev çıkıyor. 2000-2020 arası Çin her yıl yüzde 8-10 büyüdü. Dünyanın fabrikası oldu. Telefonunuzdan ayakkabınıza, bilgisayarınızdan oyuncağınıza kadar her şeyin üzerinde “Made in China” yazıyordu ama bu büyüme hikâyesinin de gölgeleri vardı. Çin’de devasa bir inşaat furyası yaşandı. Şehirler yükseldi, gökdelenler dikildi, konut projeleri birbiri ardına açıldı. Yerel yönetimler borçlandı. Aileler ağır konut kredilerine girdi. Herkes inşaat sektörünün sonsuza kadar büyüyeceğine inandı.

Sonra Evergrande haberleri geldi. Dünyanın en borçlu gayrimenkul şirketi ödemelerini yapamaz hale geldi. Ardından Country Garden… Domino taşları sallanmaya başladı. Japonya’nın 1990’ını hatırlayanlar için bu manzara rahatsız edici ölçüde tanıdıktı ama Çin, Japonya değildi! Pekin, parasının değerini hiçbir zaman piyasanın insafına bırakmadı. Yuan sıkı devlet kontrolünde kaldı. Sermaye hareketleri denetim altında tutuldu. Bu, Çin’e Japonya’nın sahip olmadığı bir kalkan sağladı ama aynı zamanda ekonomiyi daha kapalı, daha az esnek bir yapıya da hapsetti.

ABD: Oyun Kurucunun Yeni Hamlesi

Washington’ın hikâyesi ise her dönemde aynı yani sahnenin merkezinde kalmak. 1985’te Plaza Anlaşması’yla Japonya’nın ipini çeken ABD, bugün Çin’e karşı farklı silahlar kullanıyor. Gümrük duvarları yükseliyor. Çip teknolojileri yasaklanıyor. Mesaj açık: “Zirveye bu kadar yaklaşabilirsin, ama daha fazlasına izin vermeyeceğim.”

2025 sonu itibarıyla dünyanın toplam ekonomik büyüklüğü 115 trilyon dolar. ABD yüzde 25’lik dilimini koruyor (dikkat edin; otuz beş yıldır neredeyse yerinden kıpırdamamış). Çin yüzde 17 ile Japonya’nın 1990’daki konumuna gelmiş. Japonya ise yüzde 4-5’e gerilemiş yani Çin’in otuz beş yıl önceki küçük gölgesine düşmüş.

Sonuç

Japonya’nın öyküsü bir uyarı niteliğinde: hızlı büyümek, kalıcı olmak anlamına gelmiyor. Peki Çin aynı kaderi mi paylaşacak? Muhtemelen aynı şekilde değil. Çin’in devasa iç pazarı, devletin ekonomi üzerindeki demir yumruğu ve farklı finansal mimarisi, Japonya tarzı ani bir çöküşü olası kılmıyor.

Daha büyük ihtimal şu: Çin çökmeyecek ama yavaşlayacak. Uzun, sessiz ve sancılı bir yavaşlama. Ve bu süreçte ABD ile Çin arasındaki güç mücadelesi, sadece iki başkentin değil, yedi buçuk milyar insanın ekonomik geleceğini şekillendirecek.

Hikâye henüz bitmedi. Belki de en kritik perdesindeyiz.

Kalust Şalcıoğlu

DÜNYA DIŞI VARLIKLAR NEYE BENZEYEBİLİR?

Dünya dışı varlıklarla ilgili en yanlış düşünce, bu varlıkların insanlarla aynı boyutlarda olduklarını kabul etmektir. Gelin bir fikir jimnastiği yapalım… Dünya ortalamasında yetişkin bir erkeğin ağırlığı yaklaşık 70–80 kg civarındadır. Ortalama almak için 75 kg yani 75.000 gram diyelim. Bir karıncanın ağırlığı yaklaşık 1–5 miligram arasındadır. Ortalama almak için 3 mg yani 0,003 gram diyelim. Sonuç olarak ortalama bir erkek insan, ortalama bir karıncadan yaklaşık 25 milyon kat daha ağırdır.

Erkek insan ve karınca arasındaki oranı koruyarak dünya dışı bir varlığın bir erkek insana göre 25 milyon kat daha ağır olma durumunu hesaplayalım. “İMKANSIZ” DİYENLER OLABİLİR; O ZAMAN BİR KARINCAYA GÖRE BİR İNSANIN DA VAR OLMASI İMKANSIZDIR AMA AYNAYA BAKTIĞINIZDA VAR OLDUĞUNUZU GÖREBİLİRSİNİZ! İNSAN GÖRMEDİĞİ HER ŞEYİ İMKANSIZ ZANNEDER. Hesaplamaya devam edelim… Hesaplamanın kolay olması için dünya dışı varlığın görünüşünü insana benzer kabul edelim ve bu varlığın kütlesini, vücut oranlarını koruyarak 25 milyon kat büyütelim. DÜNYA DIŞI VARLIĞIN BOYU YAKLAŞIK 500 metre, kilosu ise 1,9 milyon ton olur. BU DURUMDA NASIL Kİ BİR İNSAN YÜRÜKEN HER GÜN FARKINDA OLMADAN YÜZLERCE KARINCA, BÖCEK ÖLDÜRÜYORSA VE GÜNLÜK HAYATINI ORGANİZE EDERKEN BU CANLILARIN HAYATLARI AKLINA BİLE GELMİYORSA, BU ORANLAMADAKİ BİR DÜNYA DIŞI VARLIK DA YAŞADIĞIMIZ GEZEGENE ULAŞIRSA AYNI ŞEKİLDE İNSANLIĞIN SONUNU GETİRECEK YA DA İNSANLARI BİZİM HAYVANLARA DAVRANDIĞIMIZ GİBİ KÖLELEŞTİRECEKTİR. Bu nedenledir ki, internette gördüğünüz ve her gün bana sorduğunuz “Bu uzaylı videosu gerçek mi?” sorularının toplu cevabı “HAYIR GERÇEK DEĞİLDİR”dir.

SONUÇ OLARAK; BİRÇOK DEVLET ZATEN DÜNYA DIŞI VARLIKLARLA TEMAS KURDUKLARINI DOĞRULADI. BİRKAÇ YIL İÇİNDE BU VARLIKLARLA İLGİLİ GERÇEKLERİ ADIM ADIM AÇIKLAYACAKLARDIR.

Kalust Şalcıoğlu

DÜNYA ÇÖKÜYOR MU, YOKSA YENİDEN Mİ KURULUYOR?

Son bir yılın küresel gündemini düşündüğünüzde nasıl bir tablo görüyorsunuz? Gündem sürekli değişiyor gibi görünüyor. Bir gün yapay zekâ konuşuluyor, ertesi gün jeopolitik krizler, ardından ticaret gerilimleri veya finansal belirsizlikler. Çoğu insan bu gelişmeleri ayrı başlıklar halinde değerlendiriyor. Oysa olayları yan yana koyduğunuzda ortaya çıkan manzara oldukça farklı. Yapay zekâ teknolojileri çok hızlı ilerliyor ve birçok analiz önümüzdeki yıllarda milyonlarca işin dönüşeceğini söylüyor. Aynı dönemde Epstein dosyaları gibi devasa belgelerin açıklanması siyaset ve iş dünyasına yönelik güveni sarsıyor. Küresel ticaret sisteminde Amerika’nın uyguladığı tarifeler yeni gerilimler yaratıyor. Dünyanın farklı bölgelerinde savaşlar devam ediyor. Devletler arasındaki güven seviyesi düşüyor. Birçok ülkede siyasi kutuplaşma daha keskin hale geliyor. İran ile Amerika arasındaki gerilim yeniden yükseliyor. Ekonomik belirsizlik göstergeleri ise uzun zamandır görülmeyen seviyelere çıkmış durumda.

Bu gelişmelerin her biri farklı alanlara ait gibi görünüyor. Teknoloji başka bir başlık, ekonomi başka, jeopolitik başka… Fakat hepsinin aynı zaman diliminde ortaya çıkması tesadüf değil! Bu sayede ortak bir atmosfer oluşuyor: sistemlerin zorlandığı ve eski dengelerin sarsıldığı bir dönem. Bu yüzden bugün birçok yorumcu benzer ifadeler kullanıyor. Dünya düzeninin çözülmeye başladığını, tarihte görülmemiş bir karmaşa yaşandığını söylüyorlar. Ancak tarihe biraz daha geniş bir açıdan baktığınızda başka bir örüntü görürsünüz. Büyük teknolojik sıçramalar çoğu zaman düzenli ve sakin dönemlerde değil, aksine oldukça çalkantılı dönemlerde ortaya çıkar.

19. yüzyılda demiryolu ağlarının hızla genişlemesi bunun iyi bir örneğidir. Demiryolları yalnızca ulaşımı hızlandırmadı; ticaretin, şehirleşmenin ve sanayinin yapısını değiştirdi. Mallar ve insanlar çok daha geniş coğrafyalarda hareket edebilir hale geldi. Fakat bu dönüşüm istikrarlı bir ortamda gerçekleşmedi. Demiryolu yatırımları büyük finansal balonlara yol açtı. Birçok ülkede ekonomik krizler yaşandı. Eski ticaret yollarına dayanan sektörler hızla değer kaybetti. Buna rağmen demiryolu ve çelik endüstrisi sonunda modern sanayi ekonomisinin omurgasını oluşturdu.

Bir başka büyük dönüşüm petrol ve motor teknolojilerinin yükselişiyle yaşandı. İçten yanmalı motor, otomobil ve havacılık üretim sistemlerini, ulaşımı ve enerji kullanımını kökten değiştirdi. Ancak bu teknolojik sıçrama aynı zamanda son derece sert bir jeopolitik döneme denk geldi. Birinci Dünya Savaşı patladı. Küresel ekonomik krizler yaşandı. Ardından İkinci Dünya Savaşı başladı. Yaklaşık kırk yıl boyunca dünya savaşlar, krizler ve büyük siyasi sarsıntılarla karşı karşıya kaldı. Yine de bu dönemden sonra ortaya çıkan ekonomik yapı 20. yüzyılın büyüme modelini belirledi. Petrol ekonomisi, otomotiv sektörü ve küresel ulaşım ağları modern tüketim toplumunun temelini oluşturdu.

Üçüncü büyük dönüşüm bilgisayar ve dijital teknolojilerin yükselişiyle gerçekleşti. Kişisel bilgisayarların yaygınlaşması ve internetin ortaya çıkması bilgi üretimini ve iletişimi kökten değiştirdi. İş yapma biçimleri dönüşmeye başladı. Ancak bu süreç de oldukça sarsıcı başladı. 2000 yılında teknoloji hisselerinin oluşturduğu balon patladı. Ardından 11 Eylül saldırıları gerçekleşti ve dünya yeni bir güvenlik paradigmasına girdi. 2008’de küresel finans sistemi ciddi bir kriz yaşadı. Buna rağmen dijital teknolojiler kısa sürede ekonominin merkezine yerleşti. İnternet, mobil cihazlar ve veri ekonomisi birçok sektörün yapısını değiştirdi. Teknoloji şirketleri küresel ekonominin en güçlü aktörleri haline geldi.

Bu üç dönem incelendiğinde benzer bir dinamik görülür. Önce yeni bir teknoloji ortaya çıkar ve büyük bir potansiyel yaratır. Ardından mevcut düzen bu değişime uyum sağlamakta zorlanır. Ekonomik ve siyasi sarsıntılar yaşanır. Zaman içinde eski sistem yerini yeni bir yapıya bırakır. Bugün yaşanan gelişmeler de bu sürecin yeni bir aşaması. Yapay zekâ üretim süreçlerini ve çalışma hayatını yeniden şekillendirme potansiyeline sahip. Aynı anda kurumlara duyulan güven azalıyor, küresel borç seviyesi artıyor ve jeopolitik gerilimler yükseliyor. Bu tabloyu yalnızca kaos olarak görmek mümkündür. Ama tarihe baktığınızda başka bir ihtimali de görürsünüz: büyük dönüşümler çoğu zaman tam da böyle dönemlerde başlar. Bu tür dönemlerde insanlar genellikle iki farklı yol seçer. Bazıları belirsizlikten dolayı geri çekilir ve beklemeyi tercih eder. Diğerleri ise değişimin yönünü anlamaya çalışır ve yeni koşullara uyum sağlamaya çalışır. Tarih boyunca yeni ekonomik düzenlerin mimarları çoğunlukla ikinci gruptan çıkmıştır. Demiryollarının ekonomik etkisini erken kavrayanlar sanayi çağının liderleri oldu. Petrol ve otomobil çağını doğru okuyanlar 20. yüzyılın büyük şirketlerini kurdu. Dijital devrimi erken benimseyenler internet ekonomisini şekillendirdi. Bugün ise benzer bir soru yeniden karşımızda duruyor. Bu dönüşümü sadece izleyenlerden mi olacaksınız, yoksa onu anlamaya çalışanlardan mı?

Kalust Şalcıoğlu

ÇİN’DE DOKTOR İHTİYACI “SAĞLIK ‘ATM’LERİ”NİN DEVREYE GİRMESİYLE %8 AZALDI!

Aşağıda Çin’de şu anda kullanılmakta olan ve hastaneye gitmeden teşhis ve tedavi işlemlerini halledebildiğiniz makineleri göreceksiniz. Bu makineler 2026 yılında tüm dünyada kullanılmaya başlayacak. Tıp okuyanlar yani doktorlar da diğer meslek grupları gibi işlerini yapay zekâ ve robot teknolojilerine devredecekler. Kendinizin ve çocuklarınızın kariyerlerinizi ve eğitimlerinizi planlarken bu gelişmeleri mutlaka dikkate alın.

Kalust Şalcıoğlu

YABANCI DİL ÖĞRENMEK TAMAMEN TARİHE KARIŞTI

Apple’ın kulaklıklarından tutun da Google’a kadar artık onlarca yapay zekâ; dünya üzerinde konuşulan yüzlerce farklı dildeki konuşmaları, anlık olarak, %100 doğrulukla çevirebiliyor… Aşağıda, Google’dan bir örnek izleyeceksiniz… Artık yabancı dil öğrenmek sadece bir hobi…

Kalust Şalcıoğlu

DÜNYA GENELİNDE SUÇ ORANLARI ARTMAYA DEVAM EDECEK

Aşağıdaki videoda ABD’deki sürücüsüz otomobillerin trafikteki yoğunluğunu izleyeceksiniz. Birkaç yıl içinde dünya genelinde; taksicilik, mühendislik, bankacılık, tır şoförlüğü, doktorluk, kasiyerlik, inşaat işçiliği, kuryelik, garsonluk, valelik ve aklınıza gelen birçok meslek yok olacak. Finansal okuryazarlığı olmayan, para kazanmak için başka “çareleri” kalmayan insanların bir bölümü suça yönelecekler. Çocuklarınızın ve kendinizin gelecek planlarınızı; yapay zekâ, nesnelerin interneti ve fiziksel yapay zekâ yani robot teknolojileri gelişmeleri doğrultusunda yönlendirmeniz gerektiğini unutmayın.

Kalust Şalcıoğlu

YAPAY ZEKÂ, BİR İNSAN GİBİ BİLİNÇ KAZANIYOR

Aşağıdaki videoda, yapay zekânın mucidi olarak adlandırılan ve yapay zekânın “yaşadığı” gelişmeler nedeniyle Google’daki görevinden istifa eden Geoffrey Hinton’ı izleyeceksiniz. Hinton “Yapay zekâyı insanların icat etmediğini, basitçe yapay zekânın ‘doğduğunu’ anlatıyor”… Danışanım olan çocukları ve yetişkinleri “TARİHTE İLK KEZ İNSANDAN DAHA ZEKİ VARLIKLARIN” yaşayacağı dünyaya hazırlamaya çalışıyorum. Siz de çocuklarınızın ve kendinizin geleceklerinizi; yapay zekâ, nesnelerin interneti ve fiziksel yapay zekâ yani robot teknolojileri doğrultusunda şekillendirmeniz gerektiğini unutmayın.

KALUST ŞALCIOĞLU

ASGARİ ÜCRETLİ BİR ÇALIŞAN DA OLSANIZ, BİNLERCE ÇALIŞANI OLAN BİR ŞİRKET SAHİBİ DE OLSANIZ YANİ EĞİTİMİNİZ HER NE OLURSA OLSUN, YAPTIĞINIZ İŞ HER NE OLURSA OLSUN, DÜNYANIN HANGİ ÜLKESİNDE YAŞIYOR OLURSANIZ OLUN; FIRSAT EŞİTLİĞİ HER GEÇEN GÜN ARTIYOR YANİ ZENGİN OLMAK HER GEÇEN GÜN KOLAYLAŞIYOR

Bunu size bir örnekle anlatacağım… Ekranı aşağı kaydırdığınızda izleyeceğiniz ilk video SADECE 3 YIL ÖNCE KURULMUŞ OLAN “Dünyanın ilk ticari yaşayabilir otonom insansı robotunu yapan Yapay Zeka Robot şirketi Figure”un SADECE 2 YIL ÖNCE ÜRETMİŞ OLDUĞU İNSANSI ROBOTUN İLK VERSİYONU… Ekranı tekrar aşağı kaydırdığınızda izleyeceğiniz ikinci video ise AYNI İNSANSI ROBOTUN SADECE 2 YILDA GELİŞTİRİLEREK ÜRETİLMİŞ SON HALİ… ŞİMDİ GELELİM ZENGİN OLMA KISMINA… Ben bu Figure ile ilgili haberleri okumaya, sosyal medyadaki ve YouTube’daki videolarını izlemeye, web sitesindeki açıklamaları takip etmeye 3 yıl önce başladım. “NE DİYON GARDAŞIM, BEN NERDEN BİLEM 3 SENE ÖNCE FIGURE’U, İNGİLİZCEM Mİ VAR BENİM” diyenlere “Google kullanmayı biliyorsan artık her dilde 2-3 saniyede çeviri yapabiliyorsun, YETER Kİ ARAŞTIRMAYA GÖNLÜN OLSUN” olarak cevap verip devam edeyim… 3 yıl içerisinde FIGURE’un hangi otomotiv firmalarıyla anlaştığını, hangi yapay zeka şirketlerine yatırım yaptığını, hangi şirketlerden MİLYAR DOLARLIK YATIRIMLAR ALDIĞINI sürekli takip ettim ve bu şirketlere yatırım yaptım. “NE DİYON GARDAŞIM, BEN GARNIMI ZOR DOYURUYOM, YATIRIM YAPACAK PARAYI NEREDEN BULAYIM” diyenlere “GÜNDE 1 DOLAR BİRİKTİRİP 3 SENEDE BU DEDİKLERİMİ YAPSAYDIN ŞİMDİYE KADAR 1095 DOLAR YATIRIM YAPMIŞ VE PARANI YAKLAŞIK 40000 DOLARA ÇIKARMIŞ OLACAKTIN” diyerek cevap vereyim ve devam edeyim… BU, KONUNUN ZENGİN OLMA VE YATIRIMCILIK STRATEJİSİ BÖLÜMÜYDÜ Kİ BUNU INSTAGRAM ABONELİK BÖLÜMÜMDE ELİMDEN GELDİĞİ KADAR ÖĞRETİYORUM… “NE ABONELİĞİ GARDAŞIM, BENİM ABONELİĞE ÖDEYECEK GÜNDE 2 TL PARAM MI VAR” diyenlere cevabım “ÖĞRENMEYE, FAYDALI BİLGİ ÜRETMEK İÇİN VERİLEN EMEĞE ÖDEYECEK GÜNDE 2 TL’NİZ YOKSA KESİNLİKLE HAKLISINIZ. YAZININ BUNDAN SONRASINI OKUMANIZA GEREK YOKTUR” diyerek cevap vereyim ve devam edeyim… ŞİMDİ GELELİM FIRSAT EŞİTLİĞİNİN İŞİNİZLE YANİ “HER NE İŞ YAPIYOR OLURSANIZ OLUN İLE” İLGİLİ BÖLÜMÜNE… Nasıl ki yaklaşık 20 yıl önce başlayan sosyal medya çağı hayatımızdaki her şeyi değiştirdi ve yeni zenginler yarattı, ELLE TUTULUR YAPAY ZEKA ÇAĞI da henüz 5’inci yılında YANİ HENÜZ GEMİYİ KAÇIRMIŞ DEĞİLSİNİZ… Mesleğinizle ilgili yapay zeka teknolojilerini, nesnelerin internetini, insansı robotları WEB’DE BULABİLECEĞİNİZ SONSUZ VE ÜCRETSİZ KAYNAKLARDAN, GÜNDE BİRKAÇ DAKİKANIZI AYIRARAK MUTLAKA ARAŞTIRIN. BU KONULARLA İLGİLİ BİLGİLİ BİR İNSAN OLMANIZ BİLE SİZİ MESLEKTAŞLARINIZ İÇİNDEN AYRIŞTIRACAK VE ÖN PLANA ÇIKARACAKTIR. SONUÇ OLARAK KENDİNİZİN VE ÇOCUKLARINIZIN GELECEĞİNİN; YAPAY ZEKA, NESNELERİN İNTERNETİ VE ROBOT TEKNOLOJİLERİ ÜZERİNE İNŞA EDİLDİĞİNİ; BU GEMİYİ KAÇIRANLARIN BİRKAÇ YIL İÇERİSİNDE İŞSİZ KALACAKLARINI DA UNUTMAYIN…

KALUST ŞALCIOĞLU

ASTRONOMY AND MATHEMATICAL ASTROLOGY – Deepak Kapoor

Türkiye’deki BİST’te (Borsa İstanbul’da) ya da Dünya’nın herhangi bir ülkesindeki borsalarda, her aracı kurumun otomatik olarak alım satım yapan “robot”ları yani “yapay zekâ yazılım”ları vardır… Siz, bugün adını bildiğiniz tüm yapay zekâ yazılımlarını satın alsanız bu aracı kurumların yaptıkları işlemlerin %1’ini bile yapamazsınız. NEDEN Mİ? ÇÜNKÜ BU YAPAY ZEK YAZILIMLARI / ALGORİTMALARI, ŞİRKET TARAFINDAN VE ŞİRKETE ÖZEL GELİŞTİRİLMİŞTİR… Gelin görün ki, bugün aklınıza gelen EN HOCALARIN HOCASININ HOCASI ASTROLOGUN ANLATTIĞI UYDURUK HİKÂYELERİN ÇOK DAHA İYİSİNİ, CEP TELEFONUNUZA YÜKLEYECEĞİNİZ ÜCRETSİZ BİR YAPAY ZEK UYGULAMASI SİZE ANLATIR. NEDEN Mİ? ÇÜNKÜ ASTROLOJİDE HOCALARIN HOCALARININ KULLANDIKLARI “HİÇBİR BİLİMSEL GERÇEKLİĞİ OLMAYAN” YÖNTEMLER GOOGLE TARAFINDAN BİLİNMEKTEDİR… SONUÇ OLARAK; benim tüm astrologlara ve astroloji öğrencilerine tavsiyem, bunu bir meslek olarak yapmak ve neticesinde para kazanmak istiyorlarsa ÖNCE MATEMATİK, SONRA ASTRONOMİ, SONRA ASTROFİZİK, SONRA EKONOMİ (FİNANSAL ASTROLOJİYE ODAKLANACAKLARSA), SONRA DA MATEMATİK – ASTRONOMİ – ASTROFİZİK TEMEL ÜÇLÜSÜNÜN ASTROLOJİ İLE BAĞLANTI VE SONUÇLARINI ÖĞRENMELERİDİR. NİHAYETİNDE KENDİ ALGORİTMALARINI HAZIRLAYIP KENDİ MENTÖRLÜKLERİNİ VERMEYE BAŞLADIKLARINDA HEM KENDİLERİ HEM DE DANIŞANLARI, BU BİLGİ VE EMEKLERİNDEN MEMNUN KALIR. “Ben bu binlerce adımlık yolun ilk adımını nasıl atarım?” diyen astrolog ve astroloji öğrencilerine ilk tavsiyem; HİÇBİR BİLİMSEL DAYANAĞI OLMAYAN ASTROLOJİ EĞİTİMLERİNE PARA VE ZAMAN HARCAYACAKLARINA EK’TE GÖRDÜKLERİ KİTABI OKUMAYA BAŞLAMALARI VE “KİTAPTA YAZAN BİLGİLER YANLIŞ DA OLSA ASTROLOJİ KONUSUNDA YAPILAN İLK MATEMATİK MODELLEMELERİN TARİHİNİ ÖĞRENMELERİ”DİR…

Kalust Şalcıoğlu

Güneş aniden yok olursa ne olur?

Aşağıda, Güneş’in aniden ortadan kaybolması durumundaki yörüngesel hareketleri görebileceğiniz bir matematik modelleme paylaştım ama önce durumu biraz açıklayayım… Bunun en ani etkisi yer çekimi kuvvetinin kaybolması olacaktır. Şu anda yer çekimi nedeniyle Güneş’in etrafında dönen, aralarında Dünya’nın da bulunduğu gezegenler, Güneş kaybolduğu anda yörüngelerine teğet düz bir çizgide ilerlemeye devam ederler. Bunun nedeni, Newton’un birinci hareket yasasına göre hareket halindeki nesnelerin, başka bir kuvvetin etkisi altında kalmadıkça hareketlerine düz bir çizgide devam etmeleridir. Gezegenimiz artık Güneş’in etrafındaki dairesel yoluna yani yörüngesine bağlı kalmayacak şekilde uzaya doğru sürüklenecektir. Güneş ışığının kaybı, ışığın Güneş’ten Dünya’ya ulaşması için gereken süre olan yaklaşık 8 dakika içinde Dünya’yı karanlığa sürükleyecektir. Bitkilerin güneş ışığını kullanarak yiyecek üretme süreci olan fotosentez neredeyse anında duracak ve besin zincirlerinin çökmesine yol açacaktır. Birkaç gün içinde Dünya, iklimini korumak için gerekli sıcaklığı artık alamayacağından, Dünya üzerindeki sıcaklıklar önemli ölçüde düşmeye başlayacak, sonunda yüzey donacak ve hayatta kalabilmeyi başaran canlıları, ısının bir kısmının korunmaya devam edebileceği yeraltı veya jeotermal ortamlara sığınmaya zorlayacaktır. Uzun vadede Güneş’in kaybolması donmuş, cansız bir Dünya ile sonuçlanacaktır. Okyanuslar tamamen donacak ve atmosfer de muhtemelen yoğunlaşıp donacaktır. Hayatta kalan insanların, yapay yaşam alanlarında ısı, ışık ve yiyecek sağlamak için ileri teknolojiye ihtiyacı olacaktır. Bu senaryo, Güneş’in hem ekosistemler için gerekli enerjiyi hem de Güneş sistemindeki sabit yörüngemizi koruyan yerçekimsel çapayı sağlayarak gezegenimizdeki yaşamı sürdürmedeki kritik rolünün altını çizmektedir…

KALUST ŞALCIOĞLU