Sosyal Medya Üzerine İki Soru

Sosyal Medya Üzerine İki Soru

Dijital Marka Yönetimi kitabımın çıkmasına haftalar kala, okuyucularımdan ve çevremden gelen soruları yanıtlamaya başladım. Bu haftanın 2 önemli okuyucu sorusunu ve verdiğim cevapları aşağıda bulacaksınız… Faydalı olması dileğim ile…

Soru: Facebook Hayran Sayfası yöneticisiyim. Firmalar için açılmış sayfalar da, kişisel sayfalar da müşterilerim arasında. Beğenen sayısı arttıkça, sayfalara çok ciddi emek vermek daha doğrusu zaman harcamak gerekiyor. Emek bölümünden tabii ki şikâyetçi değilim ama her bir sayfa için bir kişi çalıştıracak hale gelirsek maddi olarak bu durumun altından kalkamayız. Sizce Facebook Hayran Sayfalarında yorumları kapatmak bir çözüm müdür?

Cevap: Öncelikle şunu şöyleyeyim ki, bir sayfa için bir kişi çalıştırmanız sorun değil buradaki asıl sorun bir kişi (ya da birden fazla kişi) çalıştırmayı gerektirecek sayfanın sahibinden gereken ücreti alamıyor olmanız. Yoksa üç kişilik ekipler tarafından yönetilen Facebook Hayran Sayfaları olduğunu biliyorum.

Sorunuzdan anladığım ya da belki anlamak istediğim (çünkü gelen sorular ve şikâyetler genelde bu yönde), gönderilerinize yapılan olumsuz yorumlardan şikâyetçi olduğunuz… Okumaya devam et

“Her Şey Gazetesi”… Twitter…

“Her Şey Gazetesi”… Twitter…

Yaklaşık 7 aydır, Twitter üzerinden belediye başkanlığı aday adaylığı kampanyalarını yürütmeye çalışan “siyasetçi”lerimize, algılarının yanlış olduğunu anlatmaya çalışıyordum ki dün itibarı ile haklı olduğum ortaya çıktı…

Neden mi?

Siyaset, halk tarafından; sanat, bilim, eğlence, aşk,… gibi konulardan farklı olarak çok daha fazla ciddiye alınan “hayata dair bir konu başlığıdır”… Çünkü siyaset, siyasetçiler, yönetim sayesinde bir ülkenin yaşam tarzı şekillenir…

Yerel seçimler öncesi Twitter üzerinden belediye başkan adayı “seçilme” yarışına giren aday adaylarında, Twitter’da her şeyin 140 karakterle ifade edilebilecek kadar “basit!” olması nedeni ile yanlış bir algı oluştu… Çünkü Twitter kişisel paylaşımlarımızın, kariyerimizin, moda tutkumuzun, ailemizin, damak tadımızın, eğlencemizin, iş hayatımızın, aşkımızın, akrabalık ilişkilerimizin iç içe olduğu bir mecraydı…

Öyle ki hiç tanımadığımız bir siyasetçinin yazdığı tweet’i, gülüşüne hayran olduğumuz bir sanatçı RT edince bilinçsiz olarak bizim de RT ettiğimiz illa ki olmuştur. Ne olacak ki, alt tarafı RT seçeneğine tıklıyoruz… Hepsi bu… Bunun gibi yüzlerce örnek yazabilirim size ama uzatmayacağım.

Peki, bu örnekteki Okumaya devam et

“Yoğurtlu” Sosyal Siyaset

“Yoğurtlu” Sosyal Siyaset

Obama 2008 yılında ABD başkanı seçildiğinde, ülkemizde Twitter’ın önemi günümüzde olduğu kadar algılanamamıştı. Obama seçim kampanyasını, bir mikroblog olarak değerlendirebileceğimiz, 140’ın katları yani Twitter ile yürütmüştü (Bu arada tweet’lerimizin 140 karakterle sınırlandırılmış olmasının nedeni, Twitter’ın ilk başta SMS odaklı olarak tasarlanmış olmasıdır. Bildiğiniz üzere SMS 160 karakterdir. 160-140=20 aritmetiğindeki, 20 rakamı da SMS içerisindeki reklam bölümüne ayrılınca, her bir tweet’imize 140 karakter kalmıştır. Ve bu arada önümüzdeki zamanlarda Twitter’ın 140 karakter sayısını biraz daha düşürmek, böylece atılan tweet sayısını ve dolayısı ile bu sosyal paylaşım platformunun reklam değerini artırmak da planları arasındadır).

Obama’dan sonra Arap Baharı olarak adlandırılan ve bazı Arap ülkelerindeki yönetimlerin değişmesi (devrilmesi) ile sonuçlanan halk hareketlerinin Twitter üzerinden yürütülmesi, sosyal medyanın gücünün tüm dünyada pekişmesine “vesile” oldu.

Yaklaşık 3 yıldır tekrarlamaktan yorulduğum bir gerçek var. Bizim gibi toplumsal sosyal medya “kobay”larının, kobaylıktan kurtulamamasının nedeni, kendimizi kobay olarak gönüllü alıkonduğumuz “laboratuvar”ın sahibi zannetmemizdir. Neden mi?

Bugün Facebook’ta ya da Twitter’da herhangi bir Okumaya devam et

“yemek zevki” Dergisi Eylül Köşemi Kaçıranlara

“yemek zevki” Dergisi Eylül Köşemi Kaçıranlara

SOSYOTİK TRENDLER

Merhabalar…

Bu ayki Sosyotik Trendler köşemin adını Sosyotik Çamurlar olarak değiştirmek istiyorum J. Yıllardır, çevremden ve okuyucularımdan “neden olumsuz eleştiriler yazmadığıma dair” sorular gelir, ben de her seferinde aynı cevabı veririm. Basın mensubu olmak gerçekten bir güçtür. Ülkemizde her ne kadar tam olarak kavranamamış olsa da basın mensubu kişi, sosyal medya ve marka yönetimini de doğru yapabiliyorsa karşısında durulamaz bir güce sahip olur. Gördüğü en ufak bir olumsuzluğu, bağıra çağıra yazan yazarlar vardır. Böylece bir yere gittiklerinde işletme tarafından, kalemlerinden duyulan korku ile aslında hak etmedikleri bir ilgi görürler.

Ben yapı olarak “esnaf mantıklı” denilen bir yazarım. Gördüğüm hatayı defalarca işletmeye ya da kişiye anlatırım. Egolarını tatmin etmek için saldırgan bir kaleme sahip olmaya alışmış yazarlar unutmamalıdırlar ki küçük menfaatler uğruna zarar verdikleri işletmelerde, bu verdikleri zarar en küçük işletmede bile onlarca kişinin ailesinin yediği ekmeğe kadar yansımaktadır. Allah’tan bu yazarları kendi okuyucu kitleleri bile tanırlar ve çok da dikkate almazlar. Yazarlar, gazeteciler, radyocular ve televizyoncular unutmamalıdırlar ki popülaritelerini destekleyen çalıştıkları kurum ve o kurumdaki diğer çalışanlardır. Bu ayki köşemde genel istek üzerine beğendiğim değil beğenmediğim birkaç işletmeyi yazdım. Beğenmediğim derken markalarına zarar verecek kadar beğenmediklerim arşivimde. Bunlar sadece dost tavsiyesi.

OBİKA

Geçen hafta İstanbul Kanyon AVM’de olan ofisimden öğle yemeği için çıkıp, aynı AVM’de bulunan Obika’ya gittim.

İnternet sitelerindeki tanımlarını direkt aktarıyorum… Obikà, En iyi Mozzarella di Bufala’nın da yer aldığı geleneksel Okumaya devam et