DÜNYA ÇÖKÜYOR MU, YOKSA YENİDEN Mİ KURULUYOR?

Son bir yılın küresel gündemini düşündüğünüzde nasıl bir tablo görüyorsunuz? Gündem sürekli değişiyor gibi görünüyor. Bir gün yapay zekâ konuşuluyor, ertesi gün jeopolitik krizler, ardından ticaret gerilimleri veya finansal belirsizlikler. Çoğu insan bu gelişmeleri ayrı başlıklar halinde değerlendiriyor. Oysa olayları yan yana koyduğunuzda ortaya çıkan manzara oldukça farklı. Yapay zekâ teknolojileri çok hızlı ilerliyor ve birçok analiz önümüzdeki yıllarda milyonlarca işin dönüşeceğini söylüyor. Aynı dönemde Epstein dosyaları gibi devasa belgelerin açıklanması siyaset ve iş dünyasına yönelik güveni sarsıyor. Küresel ticaret sisteminde Amerika’nın uyguladığı tarifeler yeni gerilimler yaratıyor. Dünyanın farklı bölgelerinde savaşlar devam ediyor. Devletler arasındaki güven seviyesi düşüyor. Birçok ülkede siyasi kutuplaşma daha keskin hale geliyor. İran ile Amerika arasındaki gerilim yeniden yükseliyor. Ekonomik belirsizlik göstergeleri ise uzun zamandır görülmeyen seviyelere çıkmış durumda.

Bu gelişmelerin her biri farklı alanlara ait gibi görünüyor. Teknoloji başka bir başlık, ekonomi başka, jeopolitik başka… Fakat hepsinin aynı zaman diliminde ortaya çıkması tesadüf değil! Bu sayede ortak bir atmosfer oluşuyor: sistemlerin zorlandığı ve eski dengelerin sarsıldığı bir dönem. Bu yüzden bugün birçok yorumcu benzer ifadeler kullanıyor. Dünya düzeninin çözülmeye başladığını, tarihte görülmemiş bir karmaşa yaşandığını söylüyorlar. Ancak tarihe biraz daha geniş bir açıdan baktığınızda başka bir örüntü görürsünüz. Büyük teknolojik sıçramalar çoğu zaman düzenli ve sakin dönemlerde değil, aksine oldukça çalkantılı dönemlerde ortaya çıkar.

19. yüzyılda demiryolu ağlarının hızla genişlemesi bunun iyi bir örneğidir. Demiryolları yalnızca ulaşımı hızlandırmadı; ticaretin, şehirleşmenin ve sanayinin yapısını değiştirdi. Mallar ve insanlar çok daha geniş coğrafyalarda hareket edebilir hale geldi. Fakat bu dönüşüm istikrarlı bir ortamda gerçekleşmedi. Demiryolu yatırımları büyük finansal balonlara yol açtı. Birçok ülkede ekonomik krizler yaşandı. Eski ticaret yollarına dayanan sektörler hızla değer kaybetti. Buna rağmen demiryolu ve çelik endüstrisi sonunda modern sanayi ekonomisinin omurgasını oluşturdu.

Bir başka büyük dönüşüm petrol ve motor teknolojilerinin yükselişiyle yaşandı. İçten yanmalı motor, otomobil ve havacılık üretim sistemlerini, ulaşımı ve enerji kullanımını kökten değiştirdi. Ancak bu teknolojik sıçrama aynı zamanda son derece sert bir jeopolitik döneme denk geldi. Birinci Dünya Savaşı patladı. Küresel ekonomik krizler yaşandı. Ardından İkinci Dünya Savaşı başladı. Yaklaşık kırk yıl boyunca dünya savaşlar, krizler ve büyük siyasi sarsıntılarla karşı karşıya kaldı. Yine de bu dönemden sonra ortaya çıkan ekonomik yapı 20. yüzyılın büyüme modelini belirledi. Petrol ekonomisi, otomotiv sektörü ve küresel ulaşım ağları modern tüketim toplumunun temelini oluşturdu.

Üçüncü büyük dönüşüm bilgisayar ve dijital teknolojilerin yükselişiyle gerçekleşti. Kişisel bilgisayarların yaygınlaşması ve internetin ortaya çıkması bilgi üretimini ve iletişimi kökten değiştirdi. İş yapma biçimleri dönüşmeye başladı. Ancak bu süreç de oldukça sarsıcı başladı. 2000 yılında teknoloji hisselerinin oluşturduğu balon patladı. Ardından 11 Eylül saldırıları gerçekleşti ve dünya yeni bir güvenlik paradigmasına girdi. 2008’de küresel finans sistemi ciddi bir kriz yaşadı. Buna rağmen dijital teknolojiler kısa sürede ekonominin merkezine yerleşti. İnternet, mobil cihazlar ve veri ekonomisi birçok sektörün yapısını değiştirdi. Teknoloji şirketleri küresel ekonominin en güçlü aktörleri haline geldi.

Bu üç dönem incelendiğinde benzer bir dinamik görülür. Önce yeni bir teknoloji ortaya çıkar ve büyük bir potansiyel yaratır. Ardından mevcut düzen bu değişime uyum sağlamakta zorlanır. Ekonomik ve siyasi sarsıntılar yaşanır. Zaman içinde eski sistem yerini yeni bir yapıya bırakır. Bugün yaşanan gelişmeler de bu sürecin yeni bir aşaması. Yapay zekâ üretim süreçlerini ve çalışma hayatını yeniden şekillendirme potansiyeline sahip. Aynı anda kurumlara duyulan güven azalıyor, küresel borç seviyesi artıyor ve jeopolitik gerilimler yükseliyor. Bu tabloyu yalnızca kaos olarak görmek mümkündür. Ama tarihe baktığınızda başka bir ihtimali de görürsünüz: büyük dönüşümler çoğu zaman tam da böyle dönemlerde başlar. Bu tür dönemlerde insanlar genellikle iki farklı yol seçer. Bazıları belirsizlikten dolayı geri çekilir ve beklemeyi tercih eder. Diğerleri ise değişimin yönünü anlamaya çalışır ve yeni koşullara uyum sağlamaya çalışır. Tarih boyunca yeni ekonomik düzenlerin mimarları çoğunlukla ikinci gruptan çıkmıştır. Demiryollarının ekonomik etkisini erken kavrayanlar sanayi çağının liderleri oldu. Petrol ve otomobil çağını doğru okuyanlar 20. yüzyılın büyük şirketlerini kurdu. Dijital devrimi erken benimseyenler internet ekonomisini şekillendirdi. Bugün ise benzer bir soru yeniden karşımızda duruyor. Bu dönüşümü sadece izleyenlerden mi olacaksınız, yoksa onu anlamaya çalışanlardan mı?

Kalust Şalcıoğlu

ZAYIF TL: KÖTÜ BİR ŞEY Mİ, YOKSA AVANTAJ MI?

Son günlerde birçok kişi aynı şeyi söylüyor: “TL değer kaybediyor, ekonomide işler kötüye mi gidiyor?” Bu kaygı anlaşılır. Çünkü zayıf para birimi çoğu zaman hayat pahalılığı demektir ama tarih bize şunu gösteriyor: Zayıf para her zaman felaket değildir.

Bazı ülkeler bunu fırsata çevirdi, bazıları ise bu yüzden çöktü.

Aradaki fark tek bir şeydi: Zayıf para biriminin nasıl yönetildiği.

Zayıf para ne zaman sorun olur?

Bir ülke:

  • Sürekli dış borç alıyorsa
  • Üretmeden harcıyorsa
  • Para basarak sorun çözmeye çalışıyorsa
  • Kuralları sık sık değiştiriyorsa

zayıf para birimi o ülkeyi yoksullaştırır.

Osmanlı’nın son dönemi, Weimar Almanyası ve Arjantin bunun örnekleri. Para değer kaybederken üretim artmadı, güven kayboldu ve sistem çöktü.

Zayıf para ne zaman avantaj olur?

Bir ülke:

  • Ürettiğini dünyaya satabiliyorsa
  • Zayıf parayı ihracatı artırmak için kullanıyorsa
  • Kazandığı parayı teknolojiye ve eğitime yatırıyorsa
  • Kurallarını uzun süre değiştirmeden koruyorsa

zayıf para birimi bir kalkınma aracına dönüşür.

Güney Kore ve Çin bunu yaptı. Paraları zayıftı ama üretimleri güçlüydü. Ucuz üretip ihraç ettiler, sonra daha yüksek teknolojili ürünlere geçtiler.

Türkiye için durum ne?

Türkiye bugün tam ortada duruyor.

  • TL zayıf
  • Üretim var ama yeterince verimli değil
  • Enerjide dışa bağımlılık sürüyor
  • Teknoloji kullanımı artıyor ama yeterli değil

Yani potansiyel var, ama risk de var.

Yapay zekâ neden önemli?

Eskiden ucuz işçilik tek başına yeterliydi.
Bugün değil.

Yapay zekâ sayesinde:

  • Aynı işi daha az kişiyle yapmak mümkün
  • Tarımda, sanayide, lojistikte maliyetler düşebiliyor
  • Verimlilik artıyor

Bu, Türkiye gibi ülkeler için büyük bir fırsat çünkü maliyet avantajı teknolojiyle birleşirse rekabet gücü artar.

Ama kritik şartlar var

Zayıf TL ancak şu koşullarla işe yarar:

  1. Enerjiye bağımlılık azalmalı. Aksi halde kur artışı sadece daha pahalı hayat demektir.
  2. Üretimde verimlilik artmalı. Ucuz ama verimsiz üretim yetmez.
  3. Teknoloji yatırımı artmalı. Savunmada olan başarı sivil alanlara taşınmalı.
  4. Kurallara güven olmalı. Hukuk, ekonomi ve kurumlar öngörülebilir olmalı.

Bunlar yoksa zayıf TL çözüm değil, sorunun kendisi olur.

Sonuç

Zayıf TL ne başlı başına iyi, ne de otomatik olarak kötüdür.

Zayıf TL bir araçtır.
Doğru kullanılırsa fırsat yaratır.
Yanlış kullanılırsa yoksullaştırır.

Türkiye için soru şu:
Bu aracı akıllıca mı kullanacağız, yoksa heba mı edeceğiz?

Cevap, önümüzdeki birkaç yıl içinde netleşecek.

Kalust Şalcıoğlu

FİNANSAL PLANLARINIZI, MESLEK SEÇİMİNİZİ, YAŞAYACAĞINIZ ÜLKE TERCİHİNİZİ, ÇOCUĞUNUZUN EĞİTİM HAYATI TERCİHLERİNİ “KÜRESEL BORÇLULUK” ÜZERİNDEN YAPIN!

ABD başta olmak üzere neredeyse tüm gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin borçları inanılmaz bir hızda artıyor. Bu küresel borçları azaltmanın iki yolu var! İlki, ekonomilerin çok hızlı büyümesi; ikincisi, sürpriz bir enflasyon yaratılması! Üstteki başlıkta BÜYÜK HARFLERLE YAZDIĞIM “KÜRESEL BORÇLULUK” SORUNUNU DAHA DA BÜYÜTEN BİR SORUN İSE DÜNYA NÜFUS ARTIŞI… Şu anda dünya nüfusu 8,3 milyara yaklaşmış durumda ama ARTIŞ HIZI SÜREKLİ YAVAŞLIYOR VE “KARA VEBA SALGININDAN BERİ” DÜNYA NÜFUSU HİÇ AZALMADI… Muhtemelen bizler DÜNYA NÜFUSUNUN ZİRVE YAPTIĞINI VE AZALMAYA BAŞLADIĞINI GÖRECEĞİZ! Bu ne demek? KÜRESEL BORÇLULUK ARTARKEN BU BORÇLARI ÖDEYECEK YAŞAYAN İNSAN SAYISININ AZALMASI YANİ HER GEÇEN YIL YAŞAYAN HER İNSANIN BORCUNUN ARTMASI DEMEK! GELECEK PLANLARINI “KÜRESEL BORÇLULUK” ÜZERİNDEN YAPABİLENLERİN HER GEÇEN GÜN ZENGİNLEŞMELERİ, DİĞERLERİNİN İSE HER GEÇEN GÜN FAKİRLEŞMELERİ DEMEK!

Kalust Şalcıoğlu

HAYATINIZ BİR KAOS SARKACIDIR

Fizik ve matematikte, dinamik sistemler alanında, kaos sarkacı olarak da bilinen çift sarkaç, ucuna başka bir sarkaç takılmış bir sarkaçtır. Aşağıda izleyeceğiniz bu sarkacın özelliği SARKACI HAREKETİNE HEP AYNI ŞEKİLDE BAŞLATMAYA ÇALIŞSANIZ DA, HATTA BUNU MİLYARLARCA KEZ DENESENİZ DE SARKAÇ HER SEFERİNDE FARKLI HAREKET EDER YANİ MİLYARLARCA KEZ DENESENİZ DE HER HAREKETİ FARKLI OLUR. HAYATINIZ DA BÖYLEDİR; SİZİN İÇİN ÖNEMSİZ GÖRÜNEN SÖYLEDİĞİNİZ BİR SÖZ YA DA BİR DAVRANIŞ, TÜM HAYATINIZI BAŞTAN SONA DEĞİŞTİRİR!

Kalust Şalcıoğlu

BAŞARISIZ ÇOCUK YOKTUR, BAŞARISIZ ANNE-BABA VARDIR!

Aşağıda izleyeceğiniz videodaki babanın söylediklerine dikkat edin;
. Normalde bizim çocuk böyle dağınık! (Kendisinin çocuğunu eğitemediğini hâlâ anlamıyor! Çocuk dağınıkmış; tabii çocuk sürpriz yumurtadan çıktı!)
. Çocuğumuz düzen HASTASI oldu! (O kadar şaşırmış ki aile, bilinçaltında düzeni hastalıkla eşleştirmiş!)
. Oğlum dövüyorlar mı? (O kadar bilinçsiz bir baba ki, çocuğuna kendi yaptıramadığı şeyi başkası yaptırabiliyorsa AKLINA İLK GELEN ŞEY, BUNU ÇOCUĞUNA DÖVEREK YAPTIRMIŞ OLMALARI!)
. ÇOCUK “ÖĞRETİYORLAR BABA” DEMİŞ!
SONUÇ OLARAK ÇOCUĞUNUZUN YARAMAZLIĞI, BAŞARISIZLIĞI, SAYGISIZLIĞI, TOPLUMA UYUM GÖSTEREMEMESİ “SADECE ANNE VE BABANIN SUÇUDUR”!

Kalust Şalcıoğlu

3 YIL İÇİNDE, DÜNYANIN EN İYİ DOKTORLARI ROBOTLAR OLACAK

Aşağıda, Elon Musk’ın “3 yıl içinde dünyanın en iyi doktorlarının robotlar olacağını söylediği” videoyu izleyeceksiniz. Avukatlık, doktorluk, hemşirelik, öğretmenlik, askerlik, garsonluk, polislik, mühendislik, şoförlük, mimarlık ve aklınıza gelen meslekleri yapanların %98’i; 2031 yılına kadar işsiz kalacaklar. Çocuklarının ve kendilerinin eğitim hayatlarını ve kariyer yönetimlerini planlayamayanlar dünya genelinde “Asgari ücret civarı, devletlerin karşılıksız (İŞSİZ KALDIĞI İÇİN) ödediği maaşlarla” yaşayacaklar…

Kalust Şalcıoğlu

ZAMAN NEDEN HER GEÇEN GÜN DAHA HIZLI AKIYOR?

Aşağıda “Zamanın hızlı ilerlemesiyle” ilgili yaptığım anketi göreceksiniz; ANKETE KATILAN HER 100 KİŞİDEN 97’Sİ, ZAMANIN HER GEÇEN GÜN SANKİ DAHA HIZLI GEÇTİĞİNİ SÖYLEMİŞ.

Zamanı, her geçen gün daha hızlı ilerliyormuş gibi hissetmemizin iki ana nedeni var: beynimizin zamanı “ölçmemesi ve yeniden inşa etmesi” ve yaş aldıkça (yaşlandıkça) günlerimizin daha az “yeni bilgi” içermesi. Bu nedenlere adım adım bakalım:

1) Yeni an azaldıkça zaman kısalıyor gibi görünür
Çocukken her şey daha yenidir: ilk okul, ilk arkadaşlar, ilk yolculuklar… Beyin bu yenilikleri daha çok detayla kaydeder. Geriye dönüp baktığınızda hafızanızda “çok şey oldu” hissi oluşur ve bu da olaylar / günler uzun sürmüş hissi yaratır.
Yetişkinken günler birbirine benzer: aynı yol, aynı işler, aynı ekranlar. Beyin “ben bunu zaten biliyorum” deyip daha az detay kaydeder. Geriye bakınca hafızanızda daha az “işaret” vardır ve bu da olaylar / günler kısa sürmüş hissi yaratır.

Kısacası: Zamanın akışı değil, hafızanın yoğunluğu değişir.

2) Rutin “zaman sıkıştırır”
Rutinler otomatik pilota alınır. Otomatik pilotta:
• daha az dikkat,
• daha az duyusal iz,
• daha az “hatırlanabilir nokta”
oluşur. Bu da zamanı / günleri “bir anda geçti” gibi hissettirir.

3) Yaş etkisi: Bir yılın KALAN ÖMRÜNÜZDEKİ oranı her yıl küçülür
10 yaşında 1 yıl, hayatınızın %10’udur.
40 yaşında 1 yıl, hayatının %2.5’udur.
Beyin, kıyaslamayı “hayatın bütünü”ne göre de yapar; bu yüzden aynı takvim süresi daha küçük bir parça gibi algılanır.

4) Dikkat ve hız: ÖZELLİKLE SOSYAL MEDYA NEDENİYLE çok uyarana maruz kalınca gün “akıp gider”
Bildirimler, çoklu görev, sürekli içerik… Beyin gün içinde sık sık bölünür. Bu da “günü yaşarken” zamanı hızlandırır (akşam olunca “ne ara?” dersiniz).

PEKİ, ZAMANI NASIL YAVAŞLATABİLİRİZ VE HAYATIMIZI DAHA KEYİFLİ BİR HALE GETİREBİLİRİZ?
Zamanı “yavaşlatmak” için pratik yollar vardır;
• Haftaya 1 tane yeni şey koyun: yeni rota, yeni kafe, yeni spor, yeni görev.
• Gün içinde “işaret anları” yaratın: 10 dakikalık yürüyüş, kısa not alma, fotoğraf çekme.
• Aynı gün içinde tekdüze ekran tüketimini azaltın (özellikle akşam) YANİ HER GÜN PRENSİP OLARAK BELLİ BİR SAAT ARALIĞINDA (ÖRNEĞİN 21:00’DAN SONRA) SOSYAL MEDYA KULLANMAYIN.

Kalust Şalcıoğlu

ÇİN’DE DOKTOR İHTİYACI “SAĞLIK ‘ATM’LERİ”NİN DEVREYE GİRMESİYLE %8 AZALDI!

Aşağıda Çin’de şu anda kullanılmakta olan ve hastaneye gitmeden teşhis ve tedavi işlemlerini halledebildiğiniz makineleri göreceksiniz. Bu makineler 2026 yılında tüm dünyada kullanılmaya başlayacak. Tıp okuyanlar yani doktorlar da diğer meslek grupları gibi işlerini yapay zekâ ve robot teknolojilerine devredecekler. Kendinizin ve çocuklarınızın kariyerlerinizi ve eğitimlerinizi planlarken bu gelişmeleri mutlaka dikkate alın.

Kalust Şalcıoğlu

YABANCI DİL ÖĞRENMEK TAMAMEN TARİHE KARIŞTI

Apple’ın kulaklıklarından tutun da Google’a kadar artık onlarca yapay zekâ; dünya üzerinde konuşulan yüzlerce farklı dildeki konuşmaları, anlık olarak, %100 doğrulukla çevirebiliyor… Aşağıda, Google’dan bir örnek izleyeceksiniz… Artık yabancı dil öğrenmek sadece bir hobi…

Kalust Şalcıoğlu

Introduction to Astronomy and Cosmology – Ian Morison

ASTROLOJİ EĞİTİMİ… Türkiye’deki ya da Dünya’nın herhangi bir ülkesindeki üniversitelerin hiçbirinde, ÜNİVERSİTE SINAVI İLE GİRİLEN BİR ASTROLOJİ EĞİTİMİ / BÖLÜMÜ YOKTUR… Bunun nedeni; astrolojinin hiçbir bilimsel dayanağının olmaması yani bir meslek olmamasıdır… Astroloji öğrenmek isteyenlere bir sözüm yoktur, kendi zamanlarıdır, kendi tercihleridir… Gelin görün ki, bunu bilimsel temellere oturtmak isteyen astroloji öğrencilerine ve astrologlara tavsiyem; HİÇBİR BİLİMSEL DAYANAĞI OLMAYAN, HİKÂYEDEN BOZMA ASTROLOJİ EĞİTİMLERİNE PARA VE ZAMAN HARCAYACAKLARINA, WEB’DEKİ ÜCRETSİZ VE SINIRSIZ KAYNAKLARDAN ASTRONOMİ, KOZMOLOJİ VE ASTROFİZİK ÖĞRENMEYE BAŞLAMALARIDIR… Aşağıda göreceğiniz kitabın adı “Introduction to Astronomy and Cosmology”dir ve yazarı Ian Morison’dır…
Bu kitap, astronomiye ve kozmolojiye giriş niteliğinde: gökyüzünde gördüğümüz cisimlerden başlayıp, evrenin büyük ölçekli yapısına ve kökenine kadar “büyük resmi” anlatır.
Özetle şu başlıklarda oluşur:

Gözlemsel astronominin temelleri: teleskoplar, elektromanyetik tayf, ışığın/manyetizmanın astronomide kullanımı,

Güneş Sistemi: Güneş, gezegenler, uydular, asteroitler/kuyrukluyıldızlar,

Yıldızlar: nasıl oluşur, nasıl yaşlanır, nükleer füzyon, süpernova, beyaz cüce, nötron yıldızı, kara delik gibi son evreler,

Galaksiler ve Samanyolu: galaksi türleri, yıldızlararası ortam, galaksi evrimi,

Kozmoloji: evrenin genişlemesi, Büyük Patlama fikri, kozmik mikrodalga arka plan gibi kanıtlar, karanlık madde/karanlık enerji ve evrenin geleceğine dair senaryolar…

Astroloji öğrencileri ve astrologların, bu ve benzeri kitaplarla mesleklerine adım atmaları tavsiyemdir…

Kalust Şalcıoğlu