ABD–İran Savaşı, Dünya Basının Duyurduğu Gibi Gerçekten Bitti mi, Yoksa Bu Bitiş Sadece Kâğıt Üzerinde mi?

Donald Trump’ın gönderdiği bir mektup, İran’la ilgili askeri süreci sadece sahada değil, hukuki açıdan da yeni bir tartışmanın içine soktu. Çünkü mesele artık “çatışma var mı, yok mu?” sorusundan ibaret değil. Asıl soru şu: Savaş başlatma yetkisi kimin elinde ve nasıl kontrol ediliyor?

Yasanın Çizdiği Çerçeve

ABD’de başkanın savaş yetkisini sınırlayan bir yasa var: War Powers Resolution. Bu yasa açık bir kural koyuyor: Kongre onayı olmadan yürütülen bir askeri operasyon 60 günü geçemez. Sürenin sonunda ya Kongre’den onay alınmalı ya da operasyon sona erdirilmeli.

Süreç Nasıl İşledi?

Saldırı Şubat sonunda İran’a yönelik operasyonla başladı. Mart başında Kongre’ye resmi bildirim yapıldı ve 60 günlük geri sayım bu noktada işlemeye başladı.

Süre dolduğunda Kongre dört ayrı oylama yaptı, ama hiçbiri sonuç vermedi. Siyasi ayrışma yüzünden ne açık bir onay çıktı ne de net bir engelleme oluştu.

Normal şartlarda bu tablo, operasyonun durdurulmasını gerektirirdi. Ancak bu kez farklı bir adım atıldı: Beyaz Saray bir mektup gönderdi.

Mektubun İçeriği

Mektupta şu savunuldu: 7 Nisan’dan itibaren ABD ile İran arasında aktif bir çatışma yok, dolayısıyla “düşmanlık hali” sona erdi. Bu yorumla birlikte 60 günlük sürecin hukuken geçersiz hale geldiği ileri sürüldü. Yani takvim fiilen durduruldu.

Ama sahadaki tablo bu anlatıyla tam olarak örtüşmüyor. Hürmüz Boğazı çevresinde askeri hareketlilik sürüyor, donanma unsurları bölgede bulunuyor ve yaptırımlar hâlâ yürürlükte. Yani gerilim pratikte bitmedi; sadece tanımı değişti.

Mektubun En Kritik Noktası

Mektubun en tartışmalı kısmı şu varsayıma dayanıyor: İleride yeniden bir çatışma ya da gerilim çıkarsa, bu yeni bir başlangıç sayılacak ve 60 günlük süre baştan işleyecek. Bu da teorik olarak sürecin defalarca “sıfırlanabilmesi” anlamına geliyor.

Gelen Tepkiler

Bu yaklaşım hem hukukçular hem de siyasetçiler tarafından sert şekilde eleştiriliyor:

  • Josh Hawley, yasanın olduğu gibi uygulanması gerektiğini savunuyor.
  • John Curtis, Kongre onayı olmadan süren askeri faaliyetlere destek vermeyeceğini açıkladı.
  • American Civil Liberties Union (ACLU), yasanın böyle bir esneklik tanımadığını vurguluyor.

Asıl Mesele: Savaş Yetkisinin Sınırı

Tüm bu tartışmanın özünde aslında İran’dan çok daha büyük bir mesele yatıyor: savaş yetkisinin sınırı. Eğer bir başkan, “çatışma bitti” ve “çatışma yeniden başladı” yorumlarıyla yasal süreyi sürekli yeniden başlatabiliyorsa, Kongre’nin denetim gücü fiilen zayıflamış olur.

Bu nedenle bugün yaşananlar yalnızca bir dış politika gelişmesi değil; aynı zamanda savaş yetkisinin nasıl tanımlandığına dair bir güç mücadelesi olarak görülüyor.

Ve bu çerçevede asıl soru hâlâ açık: Savaş gerçekten bitti mi, yoksa sadece kâğıt üzerinde mi yeniden tanımlandı?

Kalust Şalcıoğlu