ABD – İran Ateşkesi Geldi, Altın Neden Az Sevindi?

Şubat ayının son haftasında fitil ateşlendiğinde, kimse bu yangının nereye kadar ulaşacağını bilmiyordu. Başlangıçta lokalize bir askeri gerilim gibi görünen tablo, kısa sürede küresel bir tehdit haritasına dönüştü. ABD ve İsrail’in sahaya sürdüğü operasyonlar İran’ın doğrudan müdahalesiyle karşılık bulunca, savaşın gölgesi yalnızca topraklar üzerinde değil, dünyanın dört bir yanındaki ekranlarda da belirdi.

Piyasalar bu karmaşaya alışkın değil, ama tecrübeli. Kriz dönemlerinde fiyat hareketleri düz bir çizgi izlemez; yukarı çıkar, aşağı iner, tekrar döner. Yatırımcı psikolojisi saatlerce, hatta dakikalarca değişir. Bu yüzden sürecin fotoğrafını yalnızca belirli günlerin kapanış rakamlarına bakarak çekmeye çalışmak, tablonun büyük kısmını kaçırmak demektir. Gerçek hareket, aradaki dalgalanmada gizlidir.

7 Nisan 2026 gecesi duyurulan ateşkes kararı, beklenmedik bir andı. Piyasalar bunu hemen fiyatlamaya başladı. Gerilimin en kritik düğüm noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı’nın yeniden işlevine kavuşacağına dair beklenti, küresel enerji arzı üzerindeki baskının azalabileceği umudunu beraberinde getirdi. Risk iştahı, kısa bir süreliğine de olsa, yeniden açılır gibi oldu.

Ama bu bir zafer değildi. Ateşkes, savaşın bitişi anlamına gelmez; zaman zaman yalnızca tarafların nefes almak için durakladığı bir araya denk gelir. Finansal sistemler belirsizlik tamamen dağılmadan istikrara kavuşmaz. Güven, bir açıklamayla inşa edilmez; onlarca veri noktasının birikiminden doğar. Eğer mevcut diplomatik tablo kalıcı bir zemine oturmazsa, piyasalar kaldığı yerden dalgalanmaya devam edecek demektir.

İşte tam bu noktada altının davranışı, bu dönemin en ilginç hikayesini oluşturdu.

Kriz büyüdükçe petrol fiyatları sert yükseldi. Yükselen enerji maliyetleri üretimi, lojistiği, tüketim sepetini etkiledi. Enflasyon beklentileri hızla yukarı revize edildi. Bu tablo, merkez bankalarının faizleri daha uzun süre yüksek tutacağı ya da yeni artışlara gidebileceği ihtimalini güçlendirdi.

Faiz beklentileri yükseldiğinde altın sıkışır. Bunun basit bir açıklaması var: Altın herhangi bir getiri sunmaz. Elde tutmak için bir fırsat maliyeti ödersiniz. Faiz oranları düşükken bu maliyet katlanılabilirdir; ama faizler yükseldiğinde tahvil ya da para piyasası aracı gibi getiri sunan varlıklar cazip hale gelir. Yatırımcıların bir kısmı tam da bu hesabı yaparak altından çıktı.

Buna ek olarak bazı kurumsal oyuncuların ve merkez bankalarının kriz ortamında likidite ihtiyacını karşılamak amacıyla altın satışına yöneldiği de gözlemlendi. Normalde yükselmesi beklenen bir varlık, tam da en kritik anlarda fiyat kaybetti. Altının bu hareketi, piyasaların bu kriz dönemini ne kadar çok boyutlu fiyatladığının somut göstergesiydi.

Ateşkes sonrasında ise tablo hâlâ netleşmedi.

Gerilimin kökleri çözüme kavuşmadığı sürece, güvenli varlıklara olan talebin yeniden canlanması kuvvetle muhtemel. Jeopolitik sahne kırılgan olmaya devam ediyor. Büyük güçlerin hesaplanması güç adımlar atabileceği bir ortamda, herhangi bir gelişme mevcut dengeyi kolaylıkla bozabilir. Bir operasyon, bir açıklama, hatta bir söylem değişikliği bile fiyatları yeniden harekete geçirebilir.

Bu nedenle ateşkesi kalıcı bir kırılma noktası olarak konumlandırmak şu an için gerçekçi değil. Piyasalar geçici bir soluklanma aşamasında ve bir sonraki gelişmeyi bekliyor.

Önümüzdeki günlerde diplomatik masada ne konuşulduğundan çok, piyasaların bu konuşmalara nasıl tepki verdiği belirleyici olacak. Çünkü finansal göstergeler, çoğu zaman siyasi söylemlerin çok önünde gerçeği fiyatlar.

Peki altın ne yapacak?

Net konuşmak gerekirse: Yükselecek.

Ateşkes şu an kağıt üzerinde duruyor. Altında çözülmemiş hesaplar, derin bir güvensizlik ve son derece kırılgan bir diplomatik zemin var. Tarihsel olarak bu tür ateşkesler, kalıcı barışın habercisi olmaktan çok yeniden gerilimin öncülü olmuştur.

Faiz baskısı kısa vadede fiyatı tutabilir, hatta biraz daha geri çekebilir. Ama orta vadede üç şey altını yukarı taşıyacak: Belirsizlik devam ediyor, sorun çözülmedi yalnızca ertelendi. Merkez bankaları altın almayı bırakmadı, uzun vadeli talep yapısı bozulmadı. Enflasyon hâlâ masada, reel faizler düştükçe altın nefes alır.

Şu an yaşanan satış dalgası trendden bir kopuş değil, likidite ihtiyacından kaynaklanan geçici bir baskıdır.

Kalust Şalcıoğlu

Herkesin Baktığı Yere Bakma

Piyasayla doğrudan ilgisi olmayan insanlar bile belirli bir yöne dair kesin kanaat taşımaya başladığında, genellikle o yön zaten fiyatlanmış demektir. Bugün tam da böyle bir dönemdeyiz. Sosyal medyadan kahve sohbetlerine kadar her yerde aynı cümle: “Her şey batacak.”

Bu tür dönemlerde asıl soru şu: kalabalığın korkusu mu gerçeği yansıtıyor, yoksa kalabalığın korkusunun kendisi mi bir sinyal?

Kalabalık Ne Zaman Yanılır?

Piyasa tarihinde tekrarlayan bir olgu var: yatırımcıların büyük çoğunluğu aynı yöne baktığında, fiyat genellikle ters yöne döner. Korku ve açgözlülük göstergeleri, alım-satım oranları — hepsi aynı şeyi söylüyor: kalabalık ne kadar tek yönlü hareket ederse, tersine dönüş o kadar yakındır.

Bu, romantik bir “herkes satarken al” nasihatı değil. Arkasında ölçülebilir veriler var. Büyük fonların pozisyon raporları, piyasadaki dengesizlik göstergeleri ve dalgalanma ölçümleri, kalabalığın yanıldığı noktaları tutarlı bir şekilde işaret eder.

Mesele şu: en büyük fırsatlar, en yoğun korkunun yaşandığı anlarda ortaya çıkar. O anlarda kimse “şimdi al” demez. Herkes “kaç” der. Kaçanların geride bıraktığı varlıkları ise disiplinli sermaye toplar.

Medya Neden Hep Kötüyü Gösterir?

İnsan beyni olumsuz bilgiyi olumlu bilgiden çok daha hızlı işler ve daha uzun süre hafızada tutar. Medya endüstrisi bu eğilimi mükemmel bir şekilde kullanır.

Uluslararası enerji ajanslarının, merkez bankalarının ve emtia kuruluşlarının raporlarını düzenli olarak incelediğinizde, manşetlerle veriler arasında ciddi bir uçurum görürsünüz. Bir bölgedeki enerji akışının kısmen aksadığını gösteren veri manşet olur; aynı raporun iki sayfa sonrasında yazan “mevcut rezervler bu açığı aylarca karşılayacak kapasitede” bilgisi ise hiçbir yerde yer almaz.

Yatırım kararlarını manşetlere dayandırmak, bir hastalığı internetteki yorumlara bakarak teşhis etmeye benzer. Verinin kendisi orada ama bağlamı, ölçeği ve karşı argümanı olmadan sunuluyor. Bu da yatırımcıyı sürekli olarak yanlış yönlendiriyor.

Ezberler Neden Bozulur?

Piyasadaki en pahalı hata, geçmişte işe yarayan kalıpların gelecekte de işe yarayacağını varsaymaktır. “Savaş çıkar, altın yükselir” veya “enerji krizi olur, petrol tavana vurur” gibi genellemeler, belirli dönemlerde doğru çıkmış gözlemlerdir — değişmez kurallar değil.

Son dönem tam da bunu kanıtladı. Beklentilerin tersine döndüğü bir ortam yaşandı. Bunun arkasında basit bir gerçek var: piyasanın kısa vadeli hareketlerini belirleyen şey ekonomik veriler değil, yatırımcıların toplu olarak nerede konumlandığıdır.

Herkes aynı yöne yığıldığında, piyasa o yığılmayı temizler. Büyük oyuncular, küçük yatırımcıların toplandığı tarafı tasfiye eder. Haberlere göre pozisyon alan yatırımcı, bu döngüyü anlamadığı sürece tekrar tekrar aynı kayıpları yaşar.

Siyaset Piyasayı Nasıl Yönlendirir?

Piyasaları sadece grafiklerle okumak, resmin yalnızca bir köşesini görmektir. Fiyat hareketinin arkasındaki en güçlü itici güçlerden biri siyasettir.

Tarih boyunca tekrarlanan bir kalıp var: seçim yaklaştığında iktidarlar ekonomiyi canlandırmak ister. Nixon yaptı, Bush yaptı, Obama döneminde yapıldı. Her seferinde seçim öncesi para musluğu açıldı. Piyasaya daha fazla para girdi, varlık fiyatları yükseldi.

ABD’de yani şu an dünyanın en büyük ekonomisinde benzer koşullar oluşuyor: yükselen işsizlik, devam eden askeri harcamalar ve yaklaşan seçim takvimi. Bu üçlü baskı, piyasaya para girişinin artacağına dair güçlü bir beklenti oluşturuyor. Ve unutmayalım, doların kontrolünü elinde tutan ülke para musluğunu açtığında, etki sadece kendi sınırlarında kalmaz — tüm dünya piyasalarına yayılır.

Kritik soru şu: bu dalga geldiğinde doğru pozisyonda olabilecek misiniz? Bu denklemi tek başınıza çözmekte zorlanıyorsanız, profesyonel bir perspektif fark yaratabilir.

Kayıp Neden Bu Kadar Acıtır?

İnsanlar kaybetmenin acısını, aynı miktarı kazanmanın sevincinden yaklaşık iki kat daha şiddetli yaşar. Yatırımcı davranışının en temel açıklaması budur.

Portföyünüz değer kaybettiğinde, haberler karamsar olduğunda, çevrenizdeki herkes çıkış yaptığını söylediğinde — beyniniz sizi pozisyonu kapatmaya zorlar. Bu, binlerce yıllık bir hayatta kalma içgüdüsüdür. Tehlikeden kaçmak için mükemmel; finansal piyasalar için felaket.

Kötü dönemlerde pozisyon koruyabilmek, iyi dönemlerde pozisyon almaktan çok daha zor ve çok daha değerli bir beceridir. Ama burada kritik bir ayrım var: bu dayanıklılık saf irade gücüyle sürdürülemez. Arkasında sağlam sebepler ve o sebeplere güven olması gerekir.

Tek başınıza bu yükü taşımaya çalışmak, en büyük handikap olabilir. Yanınızda duygusal kararlarınıza fren olacak, geniş açıdan bakabilecek deneyimli bir danışman — sürecin tamamını değiştirir.

Getirinin Görünmeyen Maliyeti

Sosyal medyada kazanç paylaşımları bolca görülür. Görülmeyen kısım ise o kazancın arkasındaki psikolojik maliyettir: aylarca süren belirsizlik, uyku düzensizliği, kişisel ilişkilerdeki gerilim.

Piyasadan kazanç elde etmenin bedeli her zaman parasal değildir — çoğu zaman duygusal bir bedeldir. Ve bu bedeli ödemeye hazır olmayanlar, klasik bir tuzağa düşer: kazandıran yatırımlarını erken satarlar, kaybettirenleri ise gereğinden uzun tutarlar.

Eğer şu an zorlanıyorsanız, bu beklenen bir durumdur. Piyasanın yatırımcıyı en çok sınadığı dönemler, genellikle dönüş noktalarına en yakın dönemlerdir. Ama bu sınavı geçmek için iki şeye ihtiyacınız var: arkasını doldurabildiğiniz bir yatırım fikri ve o fikre tutunacak duygusal dayanıklılık.

Son Söz

Bu yazıda aktardığım bakış açısı — kalabalık psikolojisi, medyanın yanlı sunumu, bozulan ezberler, siyasetin piyasaya etkisi — benim yatırımcılarla birebir çalışırken uyguladığım yaklaşımın yalnızca bir kesiti.

Amacım birilerini zengin etmek değil. Amacım, bu süreçte bilinçli kararlar alabilmeniz, duygusal tepkilere yenilmemeniz ve en önemlisi — bu yolu yalnız yürümek zorunda kalmamanız.

Kendinize özel bir yatırım stratejisi oluşturmak, piyasadaki gürültüyü ayıklamak ve tutarlı bir karar süreci kurmak istiyorsanız bu yazımdaki bakış açısını finansal kararlarınız için benimseyin. Doğru zamanda doğru perspektif, en iyi yatırımdır.

Kalust Şalcıoğlu

PARA KAZANMAK KOLAY; FİNANSAL RİSK DÜZEYİNİZİ BİLDİĞİNİZ SÜRECE!

Dünya genelide akı başında olan herkesin ikinci mesleği Finansal Okuryazarlık olmuş durumda; bu nedenle insanların büyük kısmı yatırım konuşuyor ama çok az kişi kendi risk seviyesini gerçekten biliyor.
Borsaya giren var, kripto varlıklara yatırım yapan var, altın alan var, gümüş alan var, fon alan var, var da var… Ama bu yatırımcılar çoğu zaman kendilerine şu soruyu sormuyor: “Ben aslında ne kadar risk alabilecek biriyim?”… Çünkü yatırımın en kritik noktası neye yatırım yaptığınız değil, ne kadar dalgalanmaya dayanabildiğinizdir. Bir yatırımınız %20 düştüğünde gece uyuyabiliyor musunuz? Çoğu insan bu sorunun cevabını bilmiyor. İşte burada yapay zekâ inanılmaz işe yarıyor. Bugün ChatGPT veya Claude’a doğru soruları sorarsanız, size birkaç dakika içinde risk profilinizi çıkarabilecek bir mini test yaptırabilirsiniz.

Aşağıdaki “promptlar”ı (soruları) bunun için hazırladım:

  1. “Finans bilgim çok az. Bana sorular sorarak yatırım risk profilimi belirlememe yardımcı olur musun?”
  2. “Beni muhafazakâr, dengeli veya agresif yatırımcı olarak sınıflandıracak bir test yap.”
  3. “Risk toleransımı anlamak için bana 10 soruluk basit bir yatırım testi uygula.”
  4. “Bir yatırım %20 düşerse ne yapacağımı anlamak için bana senaryolar sor.”
  5. “Paramın kısa sürede değer kaybetmesi durumunda nasıl tepki vereceğimi ölç.”
  6. “Yatırım risk seviyemi belirlemek için bana davranışsal sorular sor.”
  7. “Yaşımı, gelirimi ve yatırım hedeflerimi sorarak risk profilimi analiz et.”
  8. “Beni düşük, orta veya yüksek risk yatırımcısı olarak sınıflandır.”
  9. “Yatırım dalgalanmalarına psikolojik dayanıklılığımı ölç.”
  10. “Uzun vadeli mi yoksa güvenli yatırımlara mı daha uygun olduğumu belirle.”
  11. “Risk toleransımı belirlemek için bana yatırım senaryoları sor.”
  12. “Yatırım yaparken ne kadar kayıp tolere edebileceğimi ölç.”
  13. “Finansal hedeflerime göre hangi risk seviyesine uygun olduğumu belirle.”
  14. “Risk profilimi belirledikten sonra bana uygun yatırım türlerini öner.”
  15. “Sonuçları basit bir rapor halinde açıkla.”

Küçük Ama Çok Önemli Bir Gerçek
Yatırımda insanlar genelde şu hatayı yapıyor: Kendilerine uygun olmayan riski alıyorlar ve genelde agresif yatırımcı gibi davranan muhafazakâr yatırımcılar ortaya çıkıyor!
Sonuç? Piyasa düştüğünde panik satış!
Bu yüzden profesyonel yatırım dünyasında ilk adım her zaman RİSK PROFİLİNİ BELİRLEMEKtir. YATIRIM STRATEJİSİ DAHA SONRA KONUŞULUR!

Kalust Şalcıoğlu

ALTIN VE GÜMÜŞ NE ZAMAN YÜKSELİR?

PARA SİSTEMİNİN SINIRINDAKİ VARLIKLAR: ALTIN, GÜMÜŞ VE GÜVEN

Altının Modern Ekonomideki Gerçek Konumu
Altının zaman zaman yeniden gündeme gelmesi çoğu zaman yanlış bir çerçevede yorumlanır. Yaygın anlatıya göre altın geçmişin para sistemine ait bir kalıntıdır ve modern finansal düzen geliştikçe önemi azalmıştır. Daha sonra ise belirsizlik dönemlerinde yeniden hatırlanan bir “güven limanı” olarak geri döner. Bu bakış açısı eksiktir. Çünkü altın aslında hiçbir dönemde finansal sistemden tamamen ayrılmış değildir. Sistem güven üretme kapasitesini güçlü biçimde koruduğu dönemlerde altın yalnızca görünürlüğünü kaybeder. Fakat güven mimarisinde çatlaklar oluştuğunda yeniden ön plana çıkar.
Harmonik Kapital yaklaşımı bu noktayı farklı şekilde yorumlar: Altın, finansal sistemin alternatifi değil, onun sınır göstergesidir. Finansal yapı sorunsuz çalıştığında altın geri planda kalır; fakat sistem içindeki uyum zayıfladığında altın yeniden merkezde görünür hale gelir. Bu nedenle altının yükselişi nostaljik bir geri dönüş değil, sistemin güven kapasitesindeki değişimin işaretidir.

Altın Fiyatı Aslında Hangi Değişkeni Gösterir?
Altın çoğu zaman enflasyonla birlikte anılır. Bu nedenle altının yükselişi genellikle fiyat artışlarıyla açıklanır. Ancak altının hareketlerini yalnızca enflasyon üzerinden okumak, finansal sistemdeki daha derin mekanizmaları gözden kaçırmaya yol açar.
Gerçekte altın enflasyonu değil, enflasyonun güven üzerindeki etkisini fiyatlar. Aynı enflasyon oranı farklı ekonomik yapılarda farklı sonuçlar doğurabilir. Kurumsal altyapısı güçlü ülkelerde belirli düzeyde enflasyon ciddi bir güven kaybına yol açmayabilir. Buna karşılık kurumsal dayanıklılığı zayıf olan sistemlerde aynı oran çok daha hızlı bir güven aşınmasına neden olabilir.
Altın fiyatındaki hareketler çoğu zaman bu güven değişiminin yansımasıdır. Bu nedenle altın yalnızca parasal bir varlık değildir; aynı zamanda ekonomik sistemin kurumsal sağlığına dair dolaylı bir göstergedir. Harmonik Kapital gücünü kaybettiğinde altın yükselme eğilimi gösterir. Sistem yeniden istikrar kazandığında ise altının baskısı azalır.

Gümüşün Çift Karakteri
Altın ile gümüş arasındaki en önemli fark işlevlerindedir. Altın ağırlıklı olarak güven ve değer saklama aracı olarak görülürken gümüş hem finansal hem de endüstriyel bir rol üstlenir. Elektronikten enerji teknolojilerine kadar birçok alanda kullanılan gümüş, ekonomik faaliyetle doğrudan bağlantılıdır. Bu nedenle ekonomik büyümenin hızlandığı dönemlerde sanayi talebi gümüş fiyatını yukarı çekebilir. Öte yandan finansal belirsizlik arttığında yatırımcıların güven arayışı da gümüş talebini artırabilir. Bu iki farklı dinamik aynı anda devreye girdiğinde gümüş fiyatlarında altına göre çok daha sert hareketler görülmesi şaşırtıcı değildir. Bu durum çoğu zaman spekülasyon olarak yorumlanır. Ancak çoğu zaman fiyat hareketleri aslında sistem içindeki iki farklı gücün aynı anda etkili olmasından kaynaklanır. Bu nedenle gümüş, sistemin hem büyüme beklentilerini hem de güven kaygılarını aynı anda yansıtan nadir varlıklardan biridir.

Likidite Politikalarının Sınırı
Finansal kriz dönemlerinde merkez bankalarının en sık başvurduğu yöntemlerden biri para arzını genişletmektir. Likidite artırılarak finansal piyasaların rahatlaması sağlanır ve ekonomik faaliyet desteklenir. Bu strateji kısa vadede genellikle işe yarar. Ancak uzun vadede farklı bir sorun ortaya çıkabilir: Sistem üzerindeki yapısal sorunlar çözülmeden yalnızca ertelenmiş olur. Harmonik Kapital perspektifinde parasal genişleme kalıcı bir çözüm değil, geçici bir rahatlama sağlar. Piyasalar kısa süreliğine sakinleşir; fakat temel sorunlar ortadan kalkmadığı için kırılganlık tamamen kaybolmaz. Bu nedenle likidite politikalarının etkisi zayıflamaya başladığında finansal sistemdeki güvensizlik yeniden görünür hale gelir. Bu durum çoğu zaman altın ve gümüş fiyatlarında daha net şekilde gözlenir.

Merkez Bankalarının Altın Tercihi
Son yıllarda dikkat çeken gelişmelerden biri de merkez bankalarının altın rezervlerini artırma eğilimidir. Bu davranış yalnızca yatırım tercihi olarak yorumlanamaz. Merkez bankalarının rezerv politikaları çoğu zaman sistemik güven algısını yansıtır. Altın alımlarındaki artış, küresel finansal mimaride mutlak güvenin eskisi kadar güçlü olmadığını gösteren bir işaret olarak yorumlanabilir. Para birimleri uluslararası ticarette ve finansal işlemlerde kullanılmaya devam etmektedir. Ancak rezerv tercihlerinde altının yeniden ağırlık kazanması, sistemin güven temelinde bazı değişimlerin yaşandığını düşündürmektedir. Bu noktada altın, küresel finansal sistemin güven sınırını temsil eden varlık olarak yeniden önem kazanır.

Güven Zinciri: Sistemden Altına
Harmonik Kapital yaklaşımı bu süreci üç aşamalı bir mekanizma olarak tanımlar.
Önce ekonomik ve kurumsal çekirdek zayıflar.
Bu zayıflama güven kaybını beraberinde getirir.
Güven azaldığında ise para birimlerinin sorgulanması başlar.
Bu süreç ilerledikçe yatırımcılar daha somut ve sistem dışı varlıklara yönelir. Altın ve diğer fiziksel varlıkların önem kazanması bu zincirin son halkasında ortaya çıkar.
Dolayısıyla altının hareketlerini anlamak için yalnızca para politikalarına bakmak yeterli değildir. Asıl belirleyici olan, finansal sistemin temelinde yer alan kurumsal güven ve yapısal dengedir.

Kalust Şalcıoğlu

DOĞRU YATIRIM İLE ZENGİN OLMANIN YOLU

Pandemi döneminde gelişmiş ülkeler vatandaşlarına karşılıksız para dağıttıkları için neredeyse aklınıza gelebilecek tüm kripto varlıklarda “çılgın” yükselişler / ralliler olmuştu; tabii bu süreçte amiyane tabirle “BEN DEMİŞTİMCİ ‘HOCA’LAR, OLUŞTURDUKLARI PORTFÖYLERLE İNSANLARI ZENGİN EDEN ‘ÜCRETLİ KULÜPLER’, KRİPTO UZMANLARI” mantar gibi türemişlerdi. OYSA Kİ BOĞA YANİ YÜKSELİŞ PİYASALARINDA HERKES UZMANDIR ÇÜNKÜ HERKES PARA KAZANIR ÇÜNKÜ HER ŞEY DEĞER KAZANIR. BİRKAÇ YIL ÖNCEKİ BU KRİPTO VARLIK “HOCA”LARI VE “ÜCRETLİ KULÜPLER” ŞİMDİLERDE “ABD BORSACISI HOCA”LARA VE “ABD BORSALARINDAN HİSSE ÖNEREN KULÜPLER”E DÖNDÜLER ÇÜNKÜ KRİPTO VARLIKLARDAKİ O “ÇILGIN” YÜKSELİŞ BİTTİ AMA ABD BORSALARINDA İŞLEM GÖREN HİSSE SENETLERİNDE BAŞLADI. DİKKAT EDERSENİZ BU “HOCA”LARIN PORTFÖYLERİ ABD BORSALARINDAKİ BİRKAÇ GÜNDE OLUŞAN %8’LİK KÜÇÜK BİR DÜZELTMEDE, %40’LARA VARAN DEĞER KAYIPLARI YAŞADILAR. ABD BORSALARINDA HENÜZ AYI / DÜŞÜŞ PİYASASINDA DEĞİLİZ AMA BİRKAÇ AY SONRA DÜŞÜŞ BAŞLADIĞINDA BU “HOCA”LARIN NEREDEYSE TAMAMI, KRİPTO VARLIKLARDA OLDUĞU GİBİ TWITTER / X HESAPLARINI KAPATACAKLAR, YOUTUBE KANALLARININ İSİMLERİNİ DEĞİŞTİRECEKLER VE SOSYAL MEDYA, PARALARININ %90’INI KAYBEDEN İNSANLARIN AĞLAMA DUVARINA DÖNECEK. SONUÇ OLARAK; BİRİKİMLERİNİZE HER YIL ORTALAMA, YILLIK USD BAZLI %30 GETİRİ SAĞLAYABİLİYORSANIZ ÖRNEĞİN 10 YILDA PARANIZ USD OLARAK 13,8 KATINA ÇIKAR VE BU MUHTEŞEM BİR GETİRİDİR. BUNUN İÇİN YAPMANIZ GEREKEN 3 ŞEY VARDIR:
1 – FİNANSAL OKURYAZARLIĞINIZI ARTIRMAK; BÖYLECE DANIŞMANLIK ALDIĞINIZ YA DA TAKİP ETTİĞİNİZ KİŞİNİN / KURUMUN / KURULUŞUN SÖYLEDİKLERİNE KÖRÜ KÖRÜNE İNANMAMAK
2 – SADECE BOĞA YANİ YÜKSELİŞ PİYASALARINDA DEĞİL AYI YANİ DÜŞÜŞ PİYASALARINDA DA PARA KAZANMAYI ÖĞRENMEK
3 – PORTFÖYÜNÜZDE ROTASYON YAPMAK YANİ ALTINI SATIP PARASIYLA FALANCA HİSSEYİ ALMAK, FALANCA ENDEKS FONUNU SATIP GÜMÜŞ ALMAK GİBİ İŞLEMLER İÇİN PORTFÖYÜNÜZÜ VE GLOBAL PARA PİYASALARINI AKTİF OLARAK TAKİP ETMEK.

Kalust Şalcıoğlu

NEDEN ALTIN VE GÜMÜŞE YATIRIM YAPIYORUZ?

Aşağıdaki videoda, altın ve gümüşe yatırım yapmamızın binlerce yıllık nedenini öğreneceksiniz. Hepimizin ilkokul yıllarında öğrendiğimiz ve videoda gördüğünüz periyodik tablo, kimyasal elementlerin sınıflandırılması için geliştirilmiş tablodur ve bu tabloda bilinen tüm elementler artan atom numaralarına göre sıralanmışlardır. Astrologların element olarak adlandırdıkları “Hava, Su, Toprak, Ateş” ise bu tabloda yoktur yani ELEMENT DEĞİLDİR.

KALUST ŞALCIOĞLU